|
Yemek…

Tunahan Dumanlı
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
TESEV Başkanı Can Paker’in evinde verilen ve Başbakan ile bazı gazetecilerin katıldığı akşam yemeği malumunuz. Söz konusu akşam yemeğini Başbakan istemiş. Davetlilerin isimlerini bile kendisinin verdiği söyleniyor.
Can Paker Milliyet’teki söyleşisinde kendisine sorulan “Ben çağırsam Başbakan benim evime yemeğe gelmez. Siz çağırdığınızda neden geliyor?” sorusuna “Başbakan ile yoğun bir ilişkimiz yok. Herkesle olduğu gibi onunla da aramda bir güven ilişkisi var. ‘Arkadaşlarımı da çağırırım, hoş bir gece geçiririz’ dedim, kabul etti. Bir senedir konuşuyoruz, en sonunda şu tarihte geleyim dedi” cevabını vermiştir. Aklıma fındık reklamının sloganı geldi. Tabi yersen.
Ev sahibi Can Paker ile ilgili kısa bir bilgilendirme fena olmaz herhalde. Can Paker; TÜSİAD, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, TESEV gibi birçok sivil toplum kuruluşunun yönetiminde yer almaktadır. George Soros tarafından kurulan Açık Toplum Enstitüsü Türkiye Danışma Kurulu üyeleri arasında olup, danışma kurulu başkanlığı görevini yürütmektedir. Açık Toplum Enstitüsü, Türkiye’deki çalışmalarına 2001 yılında İstanbul’da temsilcilik açarak başlamıştır. Enstitü Türkiye'de; TESEV, Açık Radyo, Açık Site, Bianet, Umut Vakfı, AÇEV, Tarih Vakfı, Avrupa Hareketi gibi sivil organizasyonlara maddi kaynak aktardığını açıklamıştır. Ayrıca 2001’den 2006 yılı sonuna kadar 86 projeye 7 milyon ABD doları destek sağlamıştır.
Yemeğe katılan gazeteciler ise şunlar: Sabah gazetesinden Ergun Babahan, Mehmet Barlas, Nazlı Ilıcak. Milliyet gazetesinden Taha Akyol ve Hasan Cemal. Referans gazetesinden Cengiz Çandar ve Star gazetesinden Mustafa Karaalioğlu. Listedeki ahenk sizlerin de gözüne çarpmıştır herhalde. Ayrıca isimlerin üzerinde tek tek durma gereği duymuyorum. Sadece isimleri bile fikriyatlarını anlamaya yetmektedir. Erdoğan, aynı frekanstaki kişiler ile konuşarak belki içini dökmüştür. Anlaşılıyor ki Başbakan yemekte “rahat” olmayı istemiş.
Yemeğe davet edilmeyenler “anlatanın yalancısıyım”, “duyduğuma göre” şeklinde başlayan cümlelerle yemekte konuşulanları anlatırken; yemeğe davet edilenler de yazılanlara “valla billa konuşulmadı” diye cevap veriyor. Tabi yemeğin kendisi kadar önemli olan bir şey varsa o da gazetecilerin bu tutumudur. Davet edilmedikleri için küsen(!) ve yüzü düşen gazetecilerle, davet edildiği için “Gazeteci olarak değil; şahsen, ‘dost’ sıfatıyla çağrıldık” diyerek hava atan(!) gazetecileri anlamak mümkün değil. Erdoğan ile aynı sofrayı paylaşmak bu kadar ulvi bir konum mudur? Yada bir başbakan ile “dost” olmak veya öyle görünmek geçer akçe olmuşsa bu övünülecek bir durum mu yoksa düşünülecek bir durum mudur?
Böyle bir ortamda bağımsızlık, tarafsızlık gibi gazetecilerin sıklıkla hatırlaması gereken kavramların olduğunu söylemek fantezi olur sanırım. Üzülerek bu yorumu yapıyorum ama Basın adeta iktidarın kucağında okşandıkça mırlayan kedi gibi olmuştur.
Basın, rüzgarın estiği yöne göre yatan gazetecilere karşı kendi savaşını vermelidir. Hak eden gazetecilerin muteber olmasını sağlamalıdır. Ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden birisi de bağımsız basındır.
| Yorum () >> |
 |
|