Anasayfa
Birlik: Tercih Mi, Zorunluluk Mu? Yazdır E-posta
Çarşamba, 05 Mart 2008

Birlik: Tercih Mi, Zorunluluk Mu?

 

Tunahan Dumanlı

 

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

Yıl 1914. Sömürgeciliğin adeta bir yarışa döndüğü, bu yarışa geç kalanların huzursuzlaşıp “Ben de varım” diyerek pay kapmaya çalıştığı, ekonomik ve siyasi rekabetin had safhada olduğu, silahlanmanın arttığı bir dönem. Böyle bir ortamın sonucu olarak patlak veren Birinci Dünya Savaşı.

 

Hepimizin bildiği gibi, bir tarafta İtilaf Devletleri’nin diğer tarafta İttifak Devletleri’nin yer aldığı güçler arasında bir savaş yaşandı. Bu kanlı savaşın sonunda her iki taraf  9 milyonu asker ve 6 milyonu sivil olmak üzere toplam 15 milyon insan kayıp vermiştir. 1918’de İtilaf Devletleri’nin savaşı kazanması üzerine masaya oturuldu ve çeşitli antlaşmalar imzalandı. Yapılan bu antlaşmalar İttifak Devletleri açısından çok ağır şartlar içermekte ve gelecekte yeni bir savaş için adeta davetiye niteliğindeydiler. Zira çok geçmeden, 21 yıl sonra yani 1939’da, İkinci Dünya Savaşı başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda 15 milyon insanın ölmesi, Avrupa için herhangi bir anlam ifade etmemiş olmalı ki daha kanlı ve vahşi yeni bir  savaş daha yapmaya karar verdiler. Müttefik ve Mihver Devletlerinin karşı karşıya geldiği bu savaşta, iki tarafın kaybı 25 milyonu asker ve 37 milyonu sivil olmak üzere toplam 62 milyona ulaşmıştır.

 

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları Batı’nın aç gözlülüğünün ve kana susamışlığının bir sınırı olmadığına dair en güzel örneklerdir.

Bir damla petrolün, bir damla kandan daha değerli olduğunu düşünen zihniyetten başka ne beklenir ki?

 

Bu tarih bilgilerini hatırlattıktan sonra dünyayı kana bulayan bu ülkelerin İkinci Dünya Savaşından sonra nasıl bir anlayış halinde olduklarını görebilmek için süreci incelemeye devam edelim.

 

İkinci Dünya Savaşı’ndan sadece 6 yıl sonra, sanayi açısından hayati önem taşıyan iki temel hammadde olan kömür ve çelik sektörünü uluslar üstü bir otorite ile kontrol ederek barışı(!) sürdürmek amacıyla “Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu” oluşturulmuştur. Bu birliktelik 18 Nisan 1951’de Fransa, Belçika, Almanya, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya arasında imzalanan Paris Antlaşması ile kurulmuştur. Daha sonra 1957 yılında “Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu”nun da eklenmesiyle “Avrupa Ekonomik Topluluğu” kurulmuştur.

Bu topluluk; 1958 yılında Roma Antlaşması ile gümrük birliğini sağlamıştır. 1992 yılında ise Maastricht Antlaşması ile de “Avrupa Birliği”  kurulmuştur.

 

1951 yılında sadece kömür ve çeliğin uluslar üstü otorite ile kontrolünü amaçlayarak meydana getirilen birlik, bugün ortak tarım, ulaştırma, rekabet politikaları, parasal birlik(Avro), ortak dışişleri ve güvenlik politikası, adalet ve içişlerinde; suça ilişkin konularda polis ve hukuk işbirliği gibi pek çok alanda ortak politikalar oluşturan bir birlik olmuştur.

 

Burada dikkat çekmeye çalıştığım nokta; daha düne kadar birbirini çıkarları uğruna öldürmekten çekinmeyenlerin bugün ortak politikalar geliştiriyor olmasıdır.

 

1989 yılında başlayan ve Sovyetlerin dağılması ile oluşan tek kutuplu yeni dünya düzeninde, birtakım dayatmalara direnebilmek, kendi çıkarlarınızı savunabilmek  için birlik olmanın ve ortak hareket etmenin bir tercih meselesi değil bir mecburiyet olduğunun görülmesidir.

 

Burada bahsettiğim birlik ve ortak hareket her ülkenin kendi şartlarına ve menfaatlerine göre karar vereceği bir durumdur. Ortak dil, din, kültür gibi, ortak beklenti ve gelecek gibi birtakım hayati konular bu birlikteliğin şekillenmesinde önemli rol oynayacaktır.

 

Bu konuyu çok özet bir ifadeyle yeniden anlatmam gerekirse, yaşadığımız bu dönemi “Büyümezsen küçülürsün” şeklinde özetleyebilirim.

Avrupa Birliği’nin 2004 yılında çoğu eski doğu bloğu ülkesi olan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi dahil 10 ülkeyi, 2007’de de Bulgaristan ve Romanya’yı üyeliğe alması bu düşünce çerçevesinde gerçekleşmiştir. Benzer yöntemle olmasa da ABD’nin ,AB gibi siyasi değil de, askeri güçle Afganistan ve Irak’a yerleşmesi, bunun da ötesinde Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yeni sınırlar çizmeye gelmesi yine bu dediğim “Büyümezsen küçülürsün” düşüncesinin sonucudur.

 

Peki etrafında olan biten bunca gelişme karşısında Türkiye’nin yapması gereken nedir? Atatürk’ün “Yurtta sulh, Cihanda sulh” sözünü yanlış yorumlamaya devam edip her şeye boyun mu eğeceğiz? Barışların, savaşlarla kazanıldığını ve korunduğunu ne zaman öğreneceğiz?

 

Türkiye’nin öncelikli olarak atması gereken ilk adım, yakın çevresinden başlayarak ekonomik çıkar alanlarını büyütmektir. Balkanları, Batı Trakya’yı, 12 adaları, Musul-Kerkük’ü; Misak-ı Milli sınırları içinde kalan bölgeleri Türk Dünyası ile bütünleştirmeyi daha sık ve yüksek sesle telaffuz etmektir. Yeri geldiği zaman AB gibi siyasi hamleler yaparak yeri geldiği zaman da ABD gibi askeri hamleler yaparak bu yakın çevre ile bütünleşme muhakkak sağlanmalıdır. Bu yönde atılan adımlar ve bu adımların başarıya ulaşması Türkiye’nin ikinci adımı olan Türk Birliği’ni gerçekleştirmeyi kolaylaştıracaktır. Türkiye’nin yakın çevresi ile bütünleşmesi ve Türk Birliği yönündeki samimi ve ısrarlı tutumu diğer kardeş ülkelerde gereken ilgiyi ve heyecanı da artıracaktır.

 

Türk Birliği için karşılıklı adımlar atılırken özellikle gençlere, ilköğretimden üniversiteye kadar, bu düşünce aşılanmalıdır.

 

Birçoklarının olmaz, olamaz veya olmamalı dediği “Yakın Çevre ile Bütünleşme” ve “Türk Birliği”ne giden yolun açık tutulması ihtiyacı önümüzdeki günlerde artan bir biçimde hissedilecektir. Bu yolda ne kadar erken adım atılırsa ve gerekli tedbirler alınırsa, ortaya çıkacak gelişmeler Türkiye’nin o kadar menfaatine olacaktır. İçinde bulunduğumuz dönemi ve geleceği iyi okuyamayanlar ise bunun acısını çekecektir.


Bu habere benzer haberler:
Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:

Yorum (0)add
Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >
 

Prof.Dr. İbrahim Arslanoğlu

 
Neden Milli Egemenlik ?
 
Diğer Yazıları
 

Resul Kürşat Şahsi

 
Bizde Hiç mi Suç Yok?
 
Diğer Yazıları

E-Bülten Kayıt Formu