Anasayfa
Bir Başbakan İncelemesi... Yazdır E-posta
Çarşamba, 05 Mart 2008

Bir Başbakan İncelemesi…

Tunahan Dumanlı

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

Bu yazımda Başbakan Erdoğan’ı, üç kuruşluk tazminata mahkum edilmesi üzerine sarf ettiği sözler ışığında incelemeye çalışacağım. Başbakan’ın olaylara ve kişilere yaklaşımını göstermesi açısından yaptığı bu açıklamanın önemli olduğunu düşünüyorum. Başbakan’ın konuşmasını adım adım okuyalım.

“Yayın özgürlüğü, insan onurunun çiğnenmesine bir mazeret teşkil edemez. Bakıyorsunuz, medya dünyasında böyle bir anlayış var Sınırsız bir özgürlük hiç bir yerde olamaz. İster yazılı, ister görsel olsun. Hiçbir medya mensubu, kalkıp da benim özgürlük alanıma giremez, saldıramaz, hakaret edemez.” [1]

İlginçtir ki Başbakan öncelikle basına çatmış. Oysa biz biliyoruz ki basının AKP ile gayet güzel bir ilişkisi var. Milli duyarlılığı olan az sayıdaki gazete ve televizyonları bir kenara bırakırsak, geriye kalan büyük çoğunluk, hükümeti memnun etmek adına ellerinden geleni yapmaktadır. Bırakın muhalefet yapmayı, ekranlarında ve köşelerinde karşı görüşlere bile yer vermemektedirler. Herkes üç maymunu oynamakta ve pembe tablolar çizmeye özenle devam etmektedir. Söz konusu olayda da basın yine görevini yerine getirmiş, ilk başlarda olayı görmezlikten gelmiştir. Ancak ortada göz ardı edilemeyecek kadar önemli hadise olunca haber değeri taşıdığından basında yer almıştır. Kaldı ki Başbakan’a ne söylemediği sözler atfedildi ne de Başbakan’ın söyledikleri çarpıtıldı. Basının yaptığı, Başbakan’ın bizzat kendi ağzından çıkan ve ses kaydı ile sabit olan sözlerini kamuoyuna aktarmak oldu. Bunu “insan onurunun çiğnenmesi” olarak nitelemek abesle iştigal etmektir. Basının asgari görevlerini “sınırsız özgürlük” şeklinde yorumlamak ise basının, iktidara yeterince teslim olmadığına dair ironik bir ima olsa gerek. Erdoğan’ın sözlerine devam edelim.

“… Ama şimdi öyle şeyler çıkıyor ki bakıyorsunuz hakaret, ağır eleştiri kavramına giriyor. Bunu da anlamak mümkün değil. Hele siyasetçiyseniz yandınız. Siyasetçiye hakaret, hep ağır eleştiri olarak değerlendiriliyor.”

Burada Başbakan’ın gözden kaçırdığı iki nokta var. Kendisi her ne kadar sık sık “Ben Türkiye Cumhuriyeti Başbakanıyım” dese de bunu tam olarak içselleştiremediğini düşünüyorum. Bir Başbakan’ın karşılaşacağı ve karşılaşması gereken eleştiri ile normal bir vatandaşın karşılaşacağı eleştiri nicelik ve nitelik olarak aynı olamaz. Bu bakımdan siyasilerin “yanması” doğaldır ve öyle de olmalıdır. Birinci nokta bu. İkinci nokta ise ağır eleştiri ve hakaret kavramlarının birbirinden farklı şeyler olduğudur. Eğer hakarete uğradığınızı düşünüyorsanız Yargı’ya başvurursunuz ve mahkeme gerekeni yapar.

“…Ben, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanıyım. Şahsımla alakalı, düşünebiliyor musunuz, dava açıldı. Neymiş birisine ben ‘sayın’ demişim ve bundan dolayı açılan dava da ne biliyor musunuz? Şu olaya bak, üç kuruşluk manevi tazminat... Ne demek bu? Olmaz böyle şey... Hukuk, bu kadar zedelenmemeli, bu duruma getirilmemeli. Eğer ben bir manevi tazminata mahkum edileceksem, bunun hakkı verilir, öyle mahkum edilir. Ama ben de buna layık olduğumu kabul ederim.”

Başbakan’ın açıklamalarını şaşkınlık içerisinde okumaya devam ediyoruz. Yukarıdaki sözlerinden anladığımız kadarıyla hakkında dava açılmasına Başbakan da şaşırmış. Başbakan olmak, hukukun üstünde olmak mı demektir? Ortada dava konusu olacak bir eylem veya söylem varsa bu göz ardı mı edilecektir? Sayın Erdoğan’ın bu şaşkınlığının kendisinin başbakanlık anlayışına ışık tuttuğunu düşünüyorum.

Başbakan’ın yaptığı açıklamanın en vahim kısmı ise terörist başından “birisi” olarak bahsetmesidir. 20 küsur yıldır ülkemize hem maddi hem de manevi zararlar vermiş, on binlerce cana mal olmuş ve kat be kat yürekleri yakmış bir örgütün başına “birisi” diyerek sıradanlaştırmak ne kadar kabul edilebilir? “Sayın” ve “kelle” facialarından sonra “birisi”ni de sürçülisan olarak kabul etmekte zorlananlara Başbakan’ın kızmaya hakkı var mı?

Sayın Erdoğan’ın başbakanlık anlayışı gibi hukuk anlayışı da nevi şahsına münhasır. Üç kuruşluk tazminatın sembolik anlamını kavramayıp bunu “hukukun zedelenmesi” diye yansıtmak ne kadar samimi bir davranış? Erdoğan’ın deyimiyle “Tazminatın hakkını vermek” ise trajikomik bir ifadedir. Sayın Erdoğan üç kuruş yerine örneğin 500 milyar YTL tazminata mahkum olsa acaba sevinecek miydi? Sonuncusu ise en güzeli: “Ben de buna layık olduğumu kabul ederim.” Hukukun geçerliliğinin veya uygulanabilirliliğinin kişilerin kabullenmesine bağlı olduğu düşüncesi bizlere yanlış ve garip gelse de; Başbakan için sanki yalın bir gerçeğin dile getirilmesinden ibaretmiş gibi duruyor. Aslında burada Sayın Erdoğan’a şu konuda hakkını vermek lazım. En azından başbakanlık anlayışı ile hukuk anlayışı arasında bir tutarlılık söz konusu. “Başbakan hukukun üstündedir veya üstünde olmalıdır” ile “Layık olduğumu düşünmüyorsam, herhangi bir mahkumiyeti kabul edemem” düşünceleri birbirini destekleyen argümanlardır.

Gerçek şu ki; ortada Başbakan’ın, istediği kadar kızsa ve konuşsa da, değiştiremeyeceği bir mahkumiyeti var. Sayın Erdoğan, Yargıyı yıpratmak, basına yüklenmek ve söz konusu davayı açanlara kızmak yerine, bu mahkeme kararının nedenlerini ve sonuçlarını anlamak yolunda çaba sarf etmelidir. Bundan sonra terörist başı ile ilgili bir açıklama yapacağı zaman, terörist başına dair “sayın” veya “birisi” gibi şahsi düşüncelerini dillendirmemesi gerektiğini idrak etmelidir artık. Ayrıca Sayın Erdoğan’ın, başbakanlığın hukukun üstünde olmadığını ve hukukun da kendi keyfine göre yorumlanamayacağını kavraması gerekmektedir.

[1] NTVMSNBC

 


Bu habere benzer haberler:
Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:

Yorum (0)add
Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >
 
 

Resul Kürşat Şahsi

 
Bizde Hiç mi Suç Yok?
 
Diğer Yazıları

E-Bülten Kayıt Formu