Anasayfa arrow Yazarlar arrow Sinan Yıldırım arrow Zulmün Saltanatı Yıkılırken Türk'ün Omzundaki Yük...
Zulmün Saltanatı Yıkılırken Türk'ün Omzundaki Yük... Yazdır E-posta
Pazar, 12 Ekim 2008

Zulmün Saltanatı Yıkılırken Türk’ün Omzundaki Yük…

 

 

Sinan YILDIRIM

 

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

Hiçbir zulüm yoktur ki sonsuza kadar hükümran olsun ve sonsuza kadar saltanatını sürdürsün.

 

Yüce Allah’ ın ilahi adaleti er veya geç tecelli eder ve herkes hakettiği mükafatı veya cezayı mutlaka alır. İşte bu, asla değişmeyecek olan ilahi bir süreçtir.

 

İnsanlık tarihine baktığımızda helak olan kavimleri ve ardında kan ve gözyaşı bırakarak yıkılıp giden imparatorlukları görürüz. Helak olan kavimler Hakk yoldan saptıkları için ilahi gazaba uğramışlar ve hepimiz için birer ibret vesikası olarak tarihte yerini almışlardır. Ardında kan ve gözyaşı bırakan zulüm imparatorlukları ise Hakk Orduları tarafından yıkılmışlar ve zulümlerinin cezasını çekmişlerdir.

 

Bugünkü dünyaya baktığımızda yine aynı ilahi sürecin yaşandığını görüyoruz. Yine yıkılmak üzere olan zulüm imparatorlukları, yine ilahi gazaba uğrayan kavimler ve yine yeniden Hakk Ordusu olmaya namzet Büyük Türk Milleti var tarih sahnesinde.

 

Dünya küresel bir ekonomik krizle karşı karşıya.

 

Her yerde panik ve korku var. Kimse yarınını göremiyor, tahmin edemiyor ve herkeste bir umutsuzluk var. Paranın adeta ilahlaştırıldığı ve bütün manevi değerlerin ayaklar altına alındığı kapitalist dünya düzeninin böyle bir felakete sürüklenmesinde bence şaşılacak bir durum yok. Bu zaten er veya geç gerçekleşecekti ve doğal olarak dünya yeniden şekillenip maddiyatın yerini maneviyat alacaktı.

 

Gün bugündür.

 

ABD merkezli olarak yaşanan küresel ekonomik krizle birlikte batı dünyası kaos ve belirsizlik ortamına sürüklenmiş ve batının kanlı ekonomisi yıkılmaya başlamıştır.

 

ABD’ nin ve Avrupa’ nın büyük şirketleri art arda iflas etmeye ve ekonomik kriz yaşamaya başlayınca kapital düzenin sonunun geldiği artık ortaya çıkmıştır.

 

Dün komünizm yıkılmış ve tarihin çöplüğünde yerini almıştır. Bugün ise kapitalizm yıkılmaya başlamış ve tarihin çöplüğünde yerini almak üzere can çekişmektedir.

 

Batı’ nın maddi zenginliğinin temelinde mazlum halkların ve özellikle İslam Coğrafya’ sının sömürülmesi vardır. Coğrafi Keşiflerle birlikte Amerikan’ ın yerli halkının katledilmesiyle başlayan ve ardından Sanayi İnkılabı’ yla birlikte doğunun kaynaklarının zulüm yoluyla ele geçirilmesiyle devam eden kapitalist süreç bugün darağacına asılmıştır.

 

Darağacındaki kapitalizmin ayağının altındaki sehpaya tekmeyi vurmanın tam sırası.

 

Peki bu tekmeyi kim vuracak ?

 

Elbette Büyük Türk Milleti vuracak.

 

Türk’ ün omzundaki yük maneviyatın yüküdür ve bu yükü bize atalarımız yüklemiştir. Yük ne kadar ağır olursa olsun bizler bu yükü taşıyacak güce ve iradeye sahibiz. Tıpkı Çanakkale’ de şehit olan atalarımız gibi.

Ne yapmalıyız ?

 

Ben aslında bunu daha önce yazmıştım. Ne demiştim ;

 

‘‘ Enerjinin güç merkezi Orta Doğudan Türk Dünyasına, küresel güç merkezi ABD’ den Rusya ve Çin’ e, teknolojik ve ekonomik güç merkezi ABD – AB’ den Japonya’ ya ve bölgesel güç merkezi İsrail’ den İran’ a kayacaktır ve bu süreçte merkez güç Türkiye ve Türk Dünyası olacaktır.

 

Ülke olarak yaşadığımız bütün sorunların temelinde emperyalist batının olduğunu bilmekteyiz ve yeni bir çıkış noktası bulmak zorundayız. Bu çıkış noktasını bulmak isteyenler Bilge Kağan’ ın ‘‘ Ey Yiğit Türk ! Titre ve Kendine Dön ! ’’ nasihatını okusunlar ve asla unutmasınlar. Türk Milleti mutlak surette kendi özüne dönmek ve özü olan Doğu Coğrafyasında yeni stratejik işbirlikleri yapmak mecburiyetindedir.

 

Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti parlayan yıldız olarak Doğunun bütün insani ve manevi değerlerini batıya taşıyacak ve batının karanlığını aydınlatarak yeniden insanlığın kurtarıcısı olacaktır. ’’ ( 1 )

 

Yaşanan küresel ekonomik kriz Türkiye açısından bir fırsattır. Tabi bu fırsat kirli parayı Türkiye’ ye çekmek ve Türkiye’ yi yeniden sıcak ve kirli para cenneti haline getirmek şeklinde olmamalıdır.

 

Nasıl bir fırsat ?

 

Elbette Üretim Ekonomisine dayalı bir fırsat. Borsa ve faizler yoluyla şişirilen Türk Ekonomisi son küresel ekonomik krizden mutlaka zarar görecektir. Bunu Merkez Bankası Başkanı Durmuş YILMAZ ile AKP’ nin eski Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Abdullatif ŞENER yüksek sesle ifade etmektedirler.

 

Türk Ekonomisin son yıllardaki gelişimine baktığımızda özellikle AKP döneminde ekonomik alanda iki önemli politik yaklaşım görüyoruz. Bunlar özelleştirme ve sıcak para politikası.

 

Özelleştirme adı altında ülkemizin gözde sanayi kuruluşlarımız peşkeş çekildi. Bankalarımız ise küresel bankalara satıldı ve Türk Bankacılığında yabancı ağırlığı % 40 düzeyine ulaştı. Bu satışlar ilk başlarda başarı olarak yorumlansa da sonradan hata olduğu görüldü. Özellikle banka kredilerindeki ve kredi kartlarındaki hızlı artış milletimizi içinden çıkılması zor bir ekonomik cendereye sürükledi ve şimdilerde Türk Milleti uykusuz geceler geçiriyor. Krizin etkileri birkaç ay içerisinde daha fazla ve daha ağır hissedilmeye başlayınca toplumsal gerginliklerin ve travmaların yaşanması muhtemel. Bugünlerde ABD’ de yaşanan intihar olaylarının benzerlerini Türkiye’ de de görürsek şaşırmayın. Bunun sorumlusu ise doğal olarak AKP Hükümetidir. Sayın Başbakan ve Ekonomi Bakanları kriz bize bir şey yapmaz havasındalar ve tehlikenin ya farkında değiller ya da gerçekleri gizliyorlar.

 

Başbakan ERDOĞAN sürekli olarak bu krizi fırsata çevirebiliriz dedi ve bombayı ise Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN patlattı. Maliye Bakanı, yurt dışındaki ve özellikle de İsviçre Bankalarındaki paranın ( sıcak ve kirli para ) Türkiye’ ye çekilmesi için hazırlık yapıldığını ve ‘‘ Nereden Buldun ? ’’ yasasının ( Nereden buldunsa buldun şeklinde ) değiştirileceğini söyledi. Bu çok tehlikeli bir adım. Türk Ekonomisini sözde kurtarmak adına kirli yani haram parayı Türkiye’ ye getirmek üretim ekonomisinin yine aksatılması demektir.

 

Fabrikalar kurup reel ekonomiyi canlandırmak yerine sıcak ve kirli paraya öncelik vermek ekonomimizi küresel kirli para baronlarına ve içerideki işbirlikçilerine teslim etmektir. Bu kirli para baronları ileride Türkiye’ nin ekonomisini yeniden çökertecek hamleler yaparsa bundan en çok sanayicimiz, üreticimiz ve açlık sınırının altında yaşayan milletimiz zarar görecektir. AKP yöneticileri ise seçim kaybetse de maddi açıdan bedel ödemeyeceklerdir.

 

TÜPRAŞ, PETKİM, TÜRK TELEKOM, ERDEMİR, TEKEL ve bazı Türk Bankalarının art arda yangından mal kaçırırcasına yabancılara ve yerli ortaklarına satılması üretim ekonomimizin devlet kontrolünden çıkarak beynelmilelleşmesine yani uluslar arası sermayenin kontrolüne geçmesine sebep olmuştur. Bu ve benzeri ekonomik hataları ve öngörüsüzlükleri daha da artırabiliriz.

 

Üretim Ekonomisi nasıl olacaktır ?

 

Vergi ve sigorta primleri indirimleri ve teşvikler uygulanması yoluyla olacaktır. Ekonomiden sorumlu olan bakanlıklar kendilerine bağlı kamu bankaları aracılığıyla reel ekonominin içerisinde buluna esnaf, sanatkar ve sanayicimize yani üreten kesimlere öncelik vermelidir. Mesela Aydın DOĞAN’ veya Ahmet ÇALIK’ a sağlanan vergi ve kredi imkanlarının aynısı KOBİ’ lere sağlansa ekonomimiz sanal değil gerçek bir büyüme yaşar.Aynı zamanda işsizlik sorunu da çözülmüş olur. Ya da ithalat yerine ihracata, israf yerine tasarrufa, enerji alımı yerine enerji üretimine ve sıcak para politikası yerine üretim ekonomisi politikasına başvurulsa bu son küresel ekonomik kriz gerçek anlamda bizim için tarihi bir fırsat olabilir.

 

Bunların gerçekleştirilmesi zor veya imkansız değil. Çin’ in son yıllarda hızla gelişmesi buna örnektir.

 

Sorun nerede ?

 

Sorun zihniyetlerde.

 

Ülkemizi yöneten bazı siyasi ve ekonomik kadrolar bir diyet ödeme politikası izledikleri için sıcak ve kirli para baronlarına karşı ahde vefa duygusuyla hareket etmektedirler. Türk Sanayicisinin ve Üreticisinin sorunlarını çözmek yerine uluslar arası şirketlerin ve para baronlarının sorunlarını çözmekle uğraşan bazı siyasi ve ekonomik kadrolar değişmedikçe hiçbir kriz ülkemiz için tarihi bir fırsat olamaz. Tam tersine tarihi bir yıkım ve kriz olur.

 

Türk Milleti ancak üreterek varolabilir. Fikir, Bilgi ve Teknoloji üreten, bunları ekonomik olarak değerlendirerek ihraç eden ve elde edilen ekonomik birikimi yine Türkiye’ mizin gelişmesi ve ilerlemesi için üretim ekonomisine yatıran siyasi ve ekonomik kadrolar olmadıkça her kriz bir korku ve bir travmadır.

 

Türk Milleti ancak zulmün saltanatı yıkılırken omzundaki yükün ağırlığını ve sorumluluğunu idrak eden siyasi ve ekonomik kadrolarla varolabilir…

 

Ne Mutlu Türk’ üm Diyene !

( 1 ) Yeni Bir Sabahın Eşiğinde Yeni Bir Dünya Ve Türk Dış Politikası

 

 

 

 

 


Bu habere benzer haberler:
Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:

Yorum (1)add
kran Gn0061007900000000: Hiçbir zulüm yoktur ki sonsuza kadar hükümran olsun ve sonsuza kadar saltanatını sürdürsün.


"Türk Milleti ancak zulmün saltanatı yıkılırken omzundaki yükün ağırlığını ve sorumluluğunu idrak eden siyasi ve ekonomik kadrolarla varolabilir… "

Teşekkürler.
1

Ekim 13, 2008
Yorum yazın
quote
bold