|
Yaklaşan Ekonomik Kriz ve Çizilen Pembe Tablolar

Sinan Yıldırım
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Ülkemiz o kadar fazla sanal ve tali tartışmalar yaşıyor ki yaklaşan ekonomik kriz sisler arasında kaldı ve çizilen pembe tablolara rağmen kriz derinden derinden yaklaşıyor ülkemize doğru.
IMF endeksli olarak yürütülen ve üretimden ziyade sıcak paraya dayalı olarak gelişen ekonominin er veya geç bir kriz yaşayacağını vatansever duyguları tahrip olmamış her ekonomist söylüyordu. Fakat bu söylemler emperyalist sermayenin güdümünde olan basın ve yayın kuruluşları tarafından örtbas ediliyor ve sözde ekonomistler sürekli bir şekilde pembe tablolar çizerek milletimizden gerçekleri gizliyordu. Bu şekilde pembe tablolar çizmek ve gerçekleri gizlemek süreci görünen o ki daha fazla devam ettirilemez duruma gelmiştir. ABD merkezli yaşanan ekonomik krizin geçici bir kriz olmadığı ve tüm dünyayı etkileyeceği ortaya çıkmıştır. 11 Eylül saldırılarıyla birlikte küresel terörle sözde mücadele adına dünyayı kan ve gözyaşı gölüne çeviren ABD savunma harcamalarına ayırdığı bütçenin yansımalarını görmeye başladı. Bunun yanında Amerikan Merkez Bankası FED’ in 11 Eylül saldırılarından sonra art arda faizi düşürmesi sonucu mortgage ( Konut Kredisi ) kredisi kullanımı hem ABD’ de hem de Türkiye gibi gelişen ülkelerde artmış ve bu durum geri ödemelerdeki sorunlar sebebiyle krizi tetikleyen ana etken olmuştur. Ayrıca petrol fiyatlarının da 100 dolar civarına kadar yükselmesi krizin bir diğer sebebini teşkil etmiştir.
Dünya ekonomisini yönlendiren en önemli kurumlardan birisi olan ABD Merkez Bankası FED’ in 18 yıl boyunca başkanlığını yapan Alan GREENSPAN bir itirafta bulunmuş ve
‘‘ görevi sırasında mortgage ( Konut Kredisi ) kredilerinden oluşan ve bütün dünyayı etkileyen krizin bu kadar büyüyeceğini zamanında tahmin edemediğini ’’ belirtmiştir. Küreselleşme baskısıyla ekonomik krizlerin sınır tanımadığı ve özellikle büyük küresel ekonomik güçlerin tüm dünyayı kontrolü altına aldığı günümüzde Türkiye gibi gelişen ekonomilerin son derece dikkatli ve akıllı olması gerekir.
Türkiye, 2001 yılında yaşadığı ağır ekonomik krizlerin ardından bir toparlanma sürecine girmiş ve bu süreç yapısal reformları gerçekleştiren DSP-MHP-ANAP hükümetiyle bir müddet daha devam edebilmiştir. Ardından yaşanan seçim süreciyle birlikte tek başına AKP iktidara gelmiş ve milletimiz büyük beklentiler içerine girmiştir. Milletimiz AKP iktidarından ekonomik krizlerin çözümünü ve yaşanılır güzel bir Türkiye’ yi oluşturmasını beklemektedir. Bunun yolu ise sıcak paraya değil üretime dayalı bir ekonomik gelişmedir.
ABD’ de yaşanan ekonomik krizin etkilerinin ülkemizde mutlaka ekonomik daralmaya ve hatta tedbir alınmazsa yeni bir ekonomik krize yol açacağı kesindir. Borsa, kur veya faiz ekonominin ana parametreleri değildir. Bunlar sadece belli azınlığı ilgilendiren yatırım araçlarıdır. Ekonominin asli unsuru reel sektördür ve üretimdir. Mevcut siyasi iktidar ekonomi politikasını üretimden ziyade sıcak para girişine ve borsa - döviz - faiz endeksine göre şekillendirmiş, bu durum ise belli bir azınlığın kazanmasına vesile olmuştur. Milletimiz ise yine aynı ekonomik sorunlarla, işsizlikle ve yoksullukla yaşamaya mahkum edilmiştir.
AKP Hükümeti bir an önce yeni bir ekonomi politikası belirlemeli ve ABD merkezli ekonomik krize karşı gerekli tedbirleri almalıdır. ABD ekonomisi bir resesyonla ( ekonomik durgunluk ) karşı karşıyadır ve bunun etkisi gelişmiş ülkelerden başlayarak az gelişmiş ülkelere kadar tüm dünyaya yayılacaktır. Avrupa’ da etkileri görülmeye başlanan küresel krizin etkileri zamanla ortaya çıkacaktır. Türkiye ise maalesef yaşadığı suni gerginliklerle ve anlamsız tartışmalarla ekonomik kriz konusunda hazırlıklı değildir.
Türkiye’ nin ekonomik tablosuna bakacak olursak 2007 itibariyle şunları görürüz :
- Dünya ekonomisi ile dış ticaret hacmi yaklaşık 260 milyar dolara yakın gerçekleşmiştir. ( İhracat 100 milyar dolar – İthalat 160 milyar dolar )
- Dış borç stoku 250 milyar doları aşmış durumda. Bunun % 63' ü özel sektöre aittir.
- Doğrudan yabancı sermaye ve sıcak para girişleri yıllık 45 milyar doları bulmuş ve ekonomi bu dış kaynak girerse büyüyen, girmezse küçülen bir yapıya dönüşmüştür.
- Borsada yabancılar yüzde 70' e yakın pay sahibidirler.
- Türk sermayedarlarının dış yatırımları yaklaşık 12 milyar dolara ulaşmış durumdadır.
- Türkiye, dış ticaretinin yarısından fazlasını AB' ye odaklamıştır.
- ABD ile dış ticaret hacmimiz 5 milyar doları ihracat ve 6 milyar dolarımızda ithalat olmak üzere yaklaşık 11 milyar dolar civarında gerçekleşmiştir.
- Dış ticaret açığı 60 milyar dolar civarında gerçekleşmiştir.
Rakamlardan da görüleceği üzere bütün ticaretimiz ABD parası olan dolara endeksli ve daha da kötüsü Türkiye lehine hiçbir şey yok. Borçlu ve ithalatı yüksek bir ülkeyiz. Sıcak para girişiyle sanal bir ekonomik büyüme yaşıyoruz. Bu tablo acil tedbir almamız gerektiğini gösteriyor.
Kaldı ki 2008 yılı rakamları bundan daha iyi olacak değil.
İthalatımız yine ihracatımızdan fazla olacak. Dış ticaret açığımız ve borcumuz daha da artacak. Sıcak para girişi faizlerin yüksek olması sebebiyle artacak. Ekonomik gerçekler göstermiştir ki reel üretime dayalı olmayan ve dış etkilere açık olan ülkelerin ekonomileri krizlerden daha fazla etkilenmektedirler.
Özelleştirmelerle yabancı sermaye girişinin sağlandığı ve yabancı yatırımcıların doğrudan yatırım yaparak yeni fabrikalar kurmalarının sağlanamadığı bir ekonominin kriz yaşamasından daha doğal ne olabilir ki.
Üretmeden tüketen bir Türkiye er veya geç duvara çarpacaktı.
Pembe tabloların aslında pembe değil siyah olduğu maalesef ortaya çıktı ve bunun anlaşılmaması için önce türban sorunu sonra da Ergenekon Operasyonu ile gerçeklerin üzeri örtüldü.
Ülkemiz sessiz bir şekilde Titanik Gemisi misali ekonomik krizlerin olduğu buz dağına çarpmaya doğru sürüklenirken bunun yegane sorumlusu mevcut AKP iktidarı olacaktır. Asıl ağır bedeli ise ne yazık ki yine milletimiz ödeyecektir. İşsizliğin, yoksulluğun ve ekonomik buhranların daha da arttığı, aile içi travmaların ve daha da kötüsü borçlarını ödeyemeyen insanlarımızın ayrılıklarının ve intiharlarının yaşandığı karanlık günleri dahi görebiliriz. Son 5 yılda Türk Milleti ev, araba ve tüketici kredileriyle o kadar çok borçlandı ki bu soysal patlamaların ve iç çatışmaların vesilesi bile olabilir.
İlgili kurumlar ve siyasi kadrolar zaman ve enerji kaybetmeden Türkiye’ nin ekonomik rotasını gerçek bir ekonomik büyümeye ve kalkınmaya doğru çevirmelidir. Mutlu azınlığın değil bütün Türk Milleti’ nin sosyal, ekonomik ve siyasal çıkarlarını gözetmenin zamanı gelmiştir.
Bu habere benzer haberler: Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:
Yorum () |
|
|
|
|
|