| Stratejik Ortaklık mı, Yoksa Trajedik Ortaklık mı ? |
|
|
| Salı, 04 Mart 2008 | |
|
Stratejik Ortaklık mı, Yoksa Trajedik Ortaklık mı ?
Sinan Yıldırım
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Türkiye İle ABD arasındaki siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerin boyutları her zaman sorgulanmıştır ve ABD denilen küresel emperyalist ve işgalci gücün Türkiye ile ilgili planları hakkında gerek devletimiz gerekse milletimiz hep bir önyargı ve şüphe içerisinde olmuştur. Bu şüphe günümüzde ABD düşmanlığı boyutuna varmış ve stratejik ortaklık kavramının inandırıcılığı kalmamıştır.
Küresel zulmün baş aktörü olan ABD’ nin söz ve davranışlarından sonra Türk Milleti stratejik ortaklık kavramını sorgulamaya ve artık hakikati görmeye başlamıştır.
Son elli yıldır Türk Dış ve İç Politikasında maalesef etkili bir ülke olan Amerika Birleşik Devletleri, Türk Milleti açısından asla stratejik bir ortak, müttefik veya dost değildir. Türk Milleti’ nin bu düşüncesinin sorgulanması veya değiştirilmeye çalışılması milli ve tarihi geleneklerimize karşı ihanettir ve milletimize meydan okumaktır. Türkiye Cumhuriyeti’ nin kuruluş belgesi olan Lozan Barış Antlaşması’ nı kendi meclisinde kabul etmeyip tanımayan ABD ile aramızdaki siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerin ABD açısından eşit ve tanınmış iki devlet arasında olmadığı görülmektedir. Bu tabloya bakıldığı zaman ne yazık ki bir tarafta emperyalist ve işgalci devlet ABD ve diğer tarafta ise ABD tarafından tanınmayan Türkiye Cumhuriyeti var. ABD’ nin bizi tanıyıp tanımaması çok önemli değil ve hatta tartışmaya bile değmez ama bu bile tüm gerçekleri görmemiz için yeterlidir. Bu şartlarda stratejik ortaklıktan veya müttefiklikten söz etmek son derece yanlıştır.
1950’ lerde başlayan Türkiye – ABD yakınlaşması zamanla yoğun bir şekilde artmış ve bu süreçte en fazla zararı ülkemiz yaşamıştır. Ülkemizde yaşanan siyasi, ekonomik ve sosyal krizlerin ardındaki şeytani güç ABD ve işbirlikçileri olmuştur. ABD, ülkemiz içerisinde satın aldığı ihanet aktörleri vesilesiyle milletimizin istiklalini ve istikbalini karanlık bir uçuruma sürüklemek için her türlü kirli yöntemlere başvurmuş ve hem coğrafyamızı hem de ülkemizi bir kaos ortamına sürüklemeye çalışmıştır.
2. Dünya Savaşı’ nın ardından 1950’ li yıllarda başlayan meşhur Amerikan Marshall yardımıyla birlikte ülkemizde her alanda dahili bedbahlar ve ihanet aktörleri yetiştirilmiş ve bu şekilde milli reflekslerimiz kontrol altına alınmaya başlanmıştır. Özellikle büyük sermaye gruplarının oluşturulması ve bu sermaye gruplarının ABD tetikçisi olarak her türlü gayri milli senaryoyu ülkemizde sergilemesi ile Türkiye Cumhuriyeti’ nin milli güvenliği büyük bir tehditle karşı karşıya kalmıştır. Bu tehdit bazen sağ – sol, bazen Alevi – Sünni, bazen laik - antilaik ve bazen de Türk – Kürt ayrımı şeklinde kendini göstermiştir ve ülkemizde büyük hasarlar meydana getirmiştir.
ABD, kendi çıkarları uğruna dünyayı kan ve gözyaşı bataklığına sürüklemekten çekinmeyen, insani ve manevi değerlerden yoksun bir şer devletidir ve şeytanın temsilcisi olarak her türlü zulmün ve günahın baş aktörüdür. Özellikle İslam Coğrafyasına yönelik işgal ve sömürü stratejileriyle Haçlı zihniyetine ve Firavun mantığına sahip olduğu görülen ABD’ nin diktatör yöneticisi Bush tam bir zalim ve kan emicidir. Bush döneminde İslam Coğrafyasına yönelik acımasız sinsi planlar yapılmış ve bu planlar Büyük Ortadoğu Projesiyle uzun vadeli bir kuşatma, işgal ve sömürü şeklinde hayata geçirilmeye başlanmıştır. Başkan Bush dönemine bakıldığı zaman ABD dış politikasının temel ekseninde terörle sözde mücadele adına dünyayı yeniden şekillendirme ve bu amaçla krizler çıkarma anlayışı vardır. Özellikle 11 Eylül saldırılarının birlikte ABD militaristliği artmış ve dünya batıdan doğuya yönelik bir haçlı seferinin zulmüne şahit olmuştur.
Küresel şeytan ABD’ nin Başkanı Bush’ un 11 Eylül sonrası Afganistan ve Irak İşgalleriyle ilgili olarak ‘‘ Bu bir Haçlı Seferidir ’’ açıklaması yapması İslam Coğrafyasının karşı karşıya olduğu tehdidin aleni ispatıdır. Bundan yaklaşık 1000 yıl kadar önce yine batıdan doğuya yönelik olarak başlayan Haçlı Seferleri hem Anadolu’ daki Türk varlığını hem de ortadoğudaki Müslüman varlığını yok etmeyi amaçlayan en büyük ve en kanlı soykırım örneğidir. 1071’ de Anadolu Coğrafyasının Selçuklu Türkleri tarafından fethedilmeye başlanmasıyla birlikte endişe ve korkuya kapılan zalim Batı o dönemin papaları tarafından Haçlı Seferleri düzenlemeye yönlendirilmiş ve Haçlı Orduları Anadolu ve Ortadoğuyu ele geçirmek için 1094’ ten 1270 yılına kadar birçok defa Müslümanlarla karşı karşıya gelmiştir. Haçlı Seferlerinin başarısızlığa uğramasını sağlayan asli güç Türk Milleti’ nin olağanüstü savaş taktikleridir ve Selçuklu Türklerinin bütün İslam Coğrafyasını savunmasıdır.
Tarihin bu hakikatini bilen ve günümüz Haçlı zihniyetinin temsilcisi olan ABD, Ortadoğu ve Orta Asya’ ya yönelik işgal ve sömürü planlarının önünde en büyük engel olarak Türkiye’ yi ve Türk Milleti’ ni görmektedir. Bunun temel sebebi de Türk Milleti tarihi ve milli değerlerinin bir parçası olarak zulme ve haksızlığa karşı koyma içgüdüsüne sahip olmasıdır.
Böylesine bir hakikat karşısında her türlü şeytani ve sinsi düşmanlığı sergileyen ABD’ nin yaptıklarına bakacak olursak şunları görürüz.
1950’ li yıllarda daha kapsamlı bir şekilde yeniden hayata geçirilen Türk Milleti’ ni kuşatma ve yok etme planının ilk aşamasında ülkemiz içerisinde kendine bağımlı sermaye grupları oluşturmak vardı ve ABD bunu da çok güzel bir şekilde başardı. İlk olarak TÜSİAD’ ı kuran ve bu çatı altında birleşen ABD sermayesi ekonomik faaliyetlerden ziyade siyasi faaliyetlerle uğraşmış ve menfaatlerine ters düşen her hükümetle çatışmıştır. Bu çatışma cürretini gösterirken özellikle elindeki medya gücünü çok iyi kullanmıştır. Son yirmi yılda ülkemizdeki medya kuruluşlarının büyük çoğunluğunu tamamen kontrolü altına alan ABD kendisine tabi olmayan her kişi ve kurumu linç politikasıyla kapitalist teslimiyetçi sistemin dışına atmış ve böylece ülkemizde köklü bir güce sahip olmuştur. Bu süreç aralıksız devam etmektedir ne yazık ki.
11 Eylül saldırılarının ardından ABD, Türkiye üzerinden bölgede operasyonlar yapmaya niyetlenmiş ve bu amaçla ülkemiz topraklarını askeri bir üs olarak kullanmak istemiştir. Meşhur Irak teskeresinin reddiyle bu amacına ulaşamayan ve Türkiye’ yi şer politikasına alet edemeyen ABD, kin ve intikam duygularıyla harekete ederek pkk terörünü ülkemize karşı kullanmaya başlamıştır. Bu bir kuşatma ve yok etme harekatının fiili olarak hayata geçirilmesidir. Irak’ ta kaybolan ABD silahlarının bir kısmının pkk teröristleri tarafından kullanılması buna ispattır. Demokrasi, insan hakları ve özgürlük gibi ulvi kavramları kendi şeytani çıkarları amacıyla kullanıp asıl yüzünü gizleyen ABD kendi çıkarlarına hizmet eden her türlü yapıyı desteklemekten çekinmemektedir. Bu yapı bazen sermaye grupları, bazen politikacılar ve bazen de terör örgütleri şeklinde tezahür etmektedir. Ülkemizde ise bu yapıların tamamı mevcuttur ne yazık ki.
Son zamanlarda artan terör olaylarıyla birlikte Türkiye – ABD ilişkileri tekrar gündeme oturmuş ve özellikle de pkk terörüne yönelik mücadelede ABD’ nin riyakar ve art niyetli politikası milletimiz tarafından çok iyi analiz edilmiştir. Irak’ ın işgalinin ardından ABD tüm Orta Doğuda kaos politikası izlemiş ve Irak’ ın kuzeyini Türkiye, Suriye ve İran için bir saldırı ve tehdit üssü haline getirmiştir. Bu amaçla en büyük tetikçiliği ve bozgunculuğu Irak’ ın kuzeyinde diktatörlüklerini kuran Barzani – Talabani ikilisi yapmaktadır. Daha düne kadar iki kabile ağası olan bu zavallılar günümüzde ne yazık ki ABD’ nin ve bütün Türk düşmanlarının en kadim dostu haline gelmiştir. Bu kadim dostluğun temelinde ise sadece ve sadece Türk Milleti’ ni ve Türkiye Cumhuriyeti’ ni yok etme amacı vardır.
Teröre karşı savaş çığırtkanlığı yaparak dünyayı kendi şeytani çıkarları uğruna kan ve gözyaşı gölüne çeviren ABD, El-Kaide konusunda gösterdiği hassasiyeti pkk konusunda göstermemektedir ve hatta pkk terörünü her açıdan desteklemektedir. ABD’ li yetkililer ile pkk lı teröristler arasında Kandil Dağında yapılan gizli görüşmelerde ülkemize yönelik kanlı terör eylemleri için yeniden düğmeye basıldığı devletimizin ilgili kurumları tarafından bilinmektedir. Bu görüşmelerle ilgili pek çok bilgi kamuoyuna yansımış ve ABD bunu utanmaz bir üslupla reddetmiştir. Ortada bir gerçek vardır ve bu gerçek ABD – Barzani – Talabani – Pkk işbirliğidir.
Bugünlerde ülkemizin gündeminde olan sınır ötesi operasyonla ilgili olarak ABD’ nin tutumu yine şeytanca bir üslupta olmuş ve diplomasi adı altında terör eylemlerine zaman kazandırılmıştır. Anlık istihbarat denilen kandırmaca oyunuyla ülkemizin zamanı çalınmış ve yine somut bir ilerleme sağlanamamıştır. Bu zamana kadar somut hiçbir adım atmayan ABD bundan sonra da somut hiçbir adım atmayacaktır. Türkiye kendi işini yine kendisi halledecektir ve bu konuda gerekli olan her türlü alt yapıya sahiptir. Türk Silahlı Kuvvetleri her koşulda görev yapabilecek bir yapıya ve ruha sahip olduğu için terörle mücadele konusunda da Irak’ ın kuzeyinde büyük başarılar elde edecektir. Bu başarılar ABD ile kabile ağası olan Barzani – Talabani ikilisini korkutmaya yetecektir ve bundan sonra atacakları her adımı daha dikkatli atacaklardır.
ABD’ nin zulüm ve sömürüye dayalı Büyük Ortadoğu Projesi’ nin başarısı veya başarısızlığı tamamen Türkiye Cumhuriyeti’ nin elindedir. Türk Devlet Erkanı, milli güvenliğimizi ve milli çıkarlarımızı tehdit eden her türlü şer projesine karşı uyanık, dikkatli ve bilinçli olmak zorundadır. Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri, gayri milli hiçbir unsurun ve hiçbir ülkenin ileri karakolu ve tetikçisi değildir. Türkiye Cumhuriyeti kendi milli dış politikasını tespit edebilecek ve uygulayabilecek bir birikime ve alt yapıya sahiptir.
Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler stratejik ortaklıktan ziyade trajedik bir ortaklıktır ve sonuç olarak ABD asla ve asla gerçek bir müttefik ve stratejik ortak değildir.
ABD sürekli bir oyalama ve yıpratma taktiğiyle ülkemizin altını oymaya çalışmış ve bu amaçla her türlü yöntemi kullanmıştır.
Türkiye açısından ABD her zaman bir tehdittir ve bu tehdit bazen sinsi bazen de aleni bir şekilde kendini göstermektedir.
Bu tehdide karşı Türk Milleti bilinçlenmiştir ve ABD’ yi düşman olarak görmektedir. Milletimizin bu düşüncesinin sebebi ise ABD’ nin söz ve davranışlarıdır. ABD için olumlu ve iyi hiçbir şey söylemek mümkün değildir.
Hakikat o ki, Türkiye Cumhuriyeti bu zor günleri de aşacak ve asla tarih sahnesinde yok olup gitmeyecektir. Türk Tarihi sayısız zaferlerle ve destanlarla doludur ve terörle mücadele süreci de büyük bir zaferle sonuçlanacak ve güzide bir destan olarak tarihe geçecektir.
Ne AB ne ABD ne de işbirlikçi ihanet aktörleri Türk Milleti’ nin zaferlerini ve destanlarını engelleyemeyecektir.
Ne Mutlu Türk’ üm Diyene !
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
![]() |
|
| Türk Olmak ! | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Soykırım İddialarına Bakış ve Genel Bir Değerlendirme | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Tarih Bilinci | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Vesayete Kin Kusan Alçak Velayetçiler | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Tarımdaki Sorunlar ve Çözüm Önerileri | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Birileri Terörle Mücadele Etmiyor ! | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Rusya mı ? ABD mi ? | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Lions ve Rotary Olabilmek Ne Demek? | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Kararın Ardından... | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Bizde Hiç mi Suç Yok? | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Mehmet Âkif İnan | |
| Diğer Yazıları |