|
Rusya mı ? ABD mi ?

Sinan YILDIRIM
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Kafkaslarda yaşanan düşük yoğunluklu savaşın ardından Türkiye’ nin ve bölgedeki diğer ülkelerin bu kritik soruya cevap araması gerekiyor. Bir tarafta komşumuz Rusya, diğer tarafta okyanus ötesi ABD…
Bu kritik sorunun cevabını aslında bir Türk Atasözü olan ‘‘ Komşu komşunun külüne muhtaçtır ’’ atasözünde bulabiliriz ama mesele bu kadar kolay değil.
ABD, kendisine yönelik 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından okyanus ötesi emperyal bir güç olarak Türkiye merkezli Büyük Ortadoğu Projesi’ ni uygulamaya başlamış ve son yıllarda Orta Asya – Orta Doğu – Kafkaslar - Kuzey Afrika – Balkanlar Coğrafyasını yeniden şekillendirmek için siyasi – askeri operasyonlara girişmiştir.

Bu operasyonlar ilk olarak Irak ve Afganistan’ ın işgaliyle başlamış ve devamında Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’ da gerçekleşen siyasi operasyonlarla devam etmiştir. ABD insan haklarını ve demokrasiyi bahane ederek enerji kaynaklarını kontrol altına alabilmek için olabildiğince saldırganlaşmış ve adeta dünyayı kan ve gözyaşı gölüne çevirmiştir. Özellikle Sovyet Rusya’ nın dağılması ve çökmesiyle birlikte tek kutuplu hale gelen dünya ABD merkezli bir savaş meydanı haline gelmiştir. Dünyayı kendi emperyalist çıkarları için savaş meydanı haline getiren ABD 2000’ li yıllarla birlikte yeni bir strateji geliştirerek kendisine yeni bir düşman seçmiştir. Küresel Terörizm adını verdiği bu düşmanın temsilcisi ise El-Kaide isimli radikal dinci terör örgütüydü.
El-Kaide aslında ABD’ nin besleyip büyüttüğü bir terör örgütüydü ve liderliğini ise Usame Bin Ladin yapıyordu.
 
ABD istihbarat kuruluşu CIA tarafından soğuk savaş döneminde Afganistan’ ı işgal eden Sovyet Rusya’ ya karşı kurulan El-Kaide terör örgütü zamanla ABD’ ye yönelerek kontrolden çıkmıştır. Yani silah ters teperek bizzat ABD’ nin kendisini vurmuştur. Bunu yine bir başka Türk Atasözüyle açıklayabiliriz. ‘‘ Besle kargayı oysun gözünü ’’
Ortadoğu Coğrafyasında 1991’ deki Irak Savaşıyla başlayan ABD hegemonyası 2000’ lerde terörle mücadele bahanesiyle Afganistan ve Irak’ ın uluslar arası hukuk hiçe sayılarak işgal edilmesiyle yeni bir boyut kazandı. Artık dünya ABD’ nin saldırgan ve hukuk tanımaz politikasıyla karşı karşıyadır ve buna ciddi anlamda dur diyebilecek bir başka küresel güç yoktur. Ne AB ne Rusya ne de Çin ABD karşısında bir şey yapamamaktadır.
Birleşmiş Milletler ise sadece kağıt üzerinde kalmış bir barış teşkilatı olarak yazılı bildirilerin ve kınamaların ötesine geçememiştir. Bugün Rusya’ yı kabadayılıkla suçlayan ABD yönetimi dün aynı kabadayı tavrı daha da ileri giderek bizzat kendisi sergilemiştir. 2000’ de iktidara gelen ve o günden bugüne tüm dünyayı tehdit eden George W. BUSH yönetimi ortaya koyduğu sözde Küresel Terörizmle Mücadele stratejisini üç önemli coğrafyada despotça uygulamıştır. Orta Doğu’ da İsrail güdümlü işgaller, Orta Asya’ da petrol ve doğalgaz güdümlü yönetim darbeleri ve Balkanlarda AB destekli bağımsızlık hareketleri Bush Doktrininin birer yansıması olarak hayata geçmiştir.
Gürcistan ise hem Kafkasya’ nın hem de Orta Asya’ nın enerji kaynaklarının bir geçiş koridoru olarak ABD tarafından stratejik öneme sahipti ve mutlaka yönetimi ABD’ nin emir-komutasında olmalıydı. Bu amaçla George SOROS’ un finanse ettiği Açık Toplum Enstitüsünün uzantısı olan Sivil Toplum Kuruluşları hızla Gürcistan içerisindeki toplumsal hareketleri tetiklediler. Bu tetiklemenin sonucunda Eduard Şevardnadze yönetimi devrilerek yerine ABD destekli Mihail Saakaşvili getirildi. Türkiye ise AKP yoluyla hem ABD politikalarını hem de yeni Saakaşvili yönetimini destekledi. Hatta yeni Gürcistan yönetiminin Acara Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan soydaşlarımıza yönelik asimilasyon politikalarına ses dahi çıkarmadı.
Türkiye ile Acara Özerk Cumhuriyeti arasında tarihi ve stratejik ilişkiler bulunmakta ve bu ilişkiler Kars Antlaşmasıyla şekillendirilmiştir.
Acarya Özerk Cumhuriyeti’ nin tarihine bakacak olursak şunları görürüz.
Acaristan, 1878 yılına kadar kesintisiz olarak Osmanlı Devleti hâkimiyetinde yaşadı. Osmanlı - Rus Savaşı’ nda ( 1877 – 1878 ) ( diğer adıyla 93 Harbi )Ruslara ve hakimiyetindeki kuvvetlere karşı kahramanca savaşan Acaristan, Berlin Antlaşması’ yla savaş tazminatı yerine ( Üç Sancak : Kars, Ardahan, Batum ) Rusya’ya terk edildi. Bu dönemde Acaristan halkının büyük bir bölümü Anadolu’ nun çeşitli şehirlerine göç etti. Rus Çarlık yönetimi tarafından burada Batum Okruğu kuruldu. 1883 yılında Batum Okruğu ve Artvin Okruğu birleştirilerek Batum yönetim bölgesi oluşturuldu. Bölge, 3 Mart 1918 tarihli Brest - Litovsk Antlaşması’ yla Türkiye' ye iade edildi. Yapılan halk oylamasında halkın büyük çoğunluğu, Türkiye’ ye katılma lehinde oy kullandı.
30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’ yle Türk ordusu Batum’ u boşaltmaya başladı. Acarlar, Kars' ta kurulan Millî İslâm Şûrası' na katıldılar. Batum’ da çıkan Sadayi Millet gazetesi, Kars Millî İslâm Şûrası’ nın yayın organıydı.
Yeni oluşan Türkiye sınırlarının dışında kalan Acaristan halkı, 1919 Aralık ayında beş milletvekili seçerek, son Osmanlı Meclisine gönderdiler. İngilizler, 1920 Temmuzunda Batum' u Gürcülere teslim ederek çekildiler. 1918 - 1921 arasında bu topraklar bağımsız Gürcistan sınırları içinde kaldı. Atatürk, Misak - ı Millî sınırları içindeki Batum’ un bu şekilde elden çıkmasını protesto etti. Gürcistan, 25 Şubat 1921 tarihinde Bolşevikler tarafından işgal edilerek Sovyetler Birliği’ne katıldı
13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşmasıyla Acaristan, özerk statüyle Acara Özerk Cumhuriyeti olarak Sovyet Gürcistan’ ına bırakıldı. TBMM’ de bulunan Batum milletvekilleri, Moskova Antlaşmasını “ muzır ve âmâl - i milliyeye aykırı ” bularak karşı çıktılar.
Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasında imzalanan Kars Antlaşmasının 6. maddesine göre, Türkiye, Batum ve çevresini ( Acaristan’ ı ), buradaki halkın dini ve kültürel haklarını gözeten bir özerk yönetim sağlanmak ve burada halkın rızasına uygun bir arazi kullanımına imkan vermek, ayrıca Batum limanından serbestçe yararlanmak şartlarıyla Gürcistan' ın yönetimine devretmiştir.
Acara Bölgesi Özerk bir Cumhuriyettir.
Acaristan Coğrafyası, Türkiye ve Gürcistan arasındaki 1921 Kars Antlaşması ve bunu teyit eden 1992 dostluk antlaşması kapsamında dini, kültürel ve arazi dokunulmazılığını içeren bir özerkliğe sahiptir. Bu konularda özerk yönetim sağlanması şartıyla bölgenin yönetimi Gürcistana verilmiştir. Şartın yerine getirilmemesi, bölgenin yönetiminin devrini tartışmalı kılar ve askeri müdahale dahil, uluslararası hukuka dayalı yaptırımları gündeme getirir. Keza Gürcistan Anayasasında da özerk cumhuriyet statüsü açıkça belirtilmektedir.
Bu şartlar nedeniyle Türkiye, Acaristan’ ın özerkliğinin garantörü konumundadır.
İş başına yeni gelen Saakaşvili yönetimi Acara Özerk Cumhuriyeti’ nde yaşayan Müslüman Türk topluluğuna karşı gerekli sorumluluğu yerine getirmemiş, kendilerine Müslüman Türk değil Müslüman Gürcü olduklarına dair bir belge imzalatmaya çalışmış ve hatta oradaki soydaşlarımıza Hıristiyan temelli Kartvellik bilinci kazandırılmak istenmiştir. Bunların yanında devlet eliyle toplu vaftizler yapılmakta, Müslüman mahallelerinde, köylerinde salyangoz satma misali kiliseler açılmakta, haçlar dikilmekte, sözüm ona misyoner aşevleri yaygınlaştırılmakta, insanlar çift isimli yaşamaya mahkum edilmekte ve Müslüman ismi kullanılması engellenmektedir.
Netice itibariyle ülkemizin Kafkasya politikası böylesi Milli, Tarihi ve Stratejik bağların ekseninde şekillenmeli ve asla tarafsız kalınmamalıdır.
Peki bu politikada tarafımız ne olmalıdır ?
Rusya mı ? ABD mi ?
Bence tarafımız Türk Birliği’ nin sağlanması ve Türk Milli Çıkarlarının kayıtsız şartsız korunması olmalıdır.
Bu mümkün müdür ?
Elbette mümkündür. İzlenecek olan politikalar ve belirlenecek olan stratejiler gerek Rusya’ nın gerekse ABD’ nin güdümünde olmamalıdır. Sonuçta her iki tarafta emperyalisttir ve tarihleriyle itibariyle Türk Milleti’ ne özde hiçbir dostluk sergilememiştir.
Rusya yüzyıllar boyunca Orta Asya’ daki ve Kafkaslardaki Türk Soydaşlarımıza yönelik baskı, şiddet ve asimilasyon politikaları izlemiş ve son olarak Çeçenistan’ da büyük bir soykırım gerçekleştirmiştir.
 
ABD ise Kıbrıs Harekatında, pkk terörüyle mücadelede ve Musul - Kerkük Meselesinde her zaman aleyhimizde faaliyet göstermiş ve sözde dostumuz özde düşmanımız olarak ülkemize yönelik hain emellerini aralıksız sahnelemiştir.

Rusya – Gürcistan Çatışması ( veya savaşı ) Türk Dış Politikası’ nın yeniden şekillendirilmesi için bir fırsattır. Bu çatışma ( veya savaş ) göstermiştir ki dünya yeni bir soğuk savaşa doğru sürüklenmektedir. Türkiye ise geçmişte olduğu gibi yarın da bu soğuk savaşın tam ortasında kalmamalıdır. Ne ABD’ nin ileri karakolu ne de Rusya’ nın düşman komşusu durumuna düşmemelidir.
Bu noktadan hareketle Türkiye Cumhuriyeti ve siyasi iktidar şunlara dikkat etmelidir ;
- ABD’ nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ ni hiçe sayarak Türk Boğazlarını kullanmak istemesine kesinlikle izin verilmemelidir. Böylece hem ABD’ ye karşı ilkeli bir duruş sergilenmiş oluruz hem de Rusya ile ilişkilerimiz yara almadan devam eder.
- ABD - Polonya arasında imzalanan füze kalkanı projesinin bir benzerine imza atılmamalı ve ABD’ nin emperyalist çıkarları uğruna Türkiye, Rus nükleer tehdidine maruz bırakılmamalıdır.
- Bakü - Tiflis – Ceyhan petrol boru hattı ile diğer enerji nakil hatlarının güvenliğini sağlamak amacıyla Rusya başta olmak üzere diğer bölge ülkeleriyle garanti ve güvenlik anlaşmaları imzalanmalı ve böylece uluslar arası enerji koridoru olma yolundaki hedefimiz sekteye uğratılmamalıdır.
- Gürcistan yönetimini elinde bulunduran ve devlet adamlığı ciddiyetinden uzak olan ABD kuklası Mihail Saakaşvili şımartılmamalı, Gürcistan’ ın toprak bütünlüğüne destek ile Saakaşvili yönetimine destek arasındaki ince çizgiye dikkat edilmelidir.
- Rusya’ nın her şeye rağmen komşumuz olduğu ve okyanus ötesi ABD’ nin bir gün bu topraklardan çekip gideceği unutulmamalı ve Rusya ile iyi ilişkilere öncelik verilmelidir.
- ABD’ nin sözde terörle mücadele adına bitmez tükenmez isteklerine boyun eğilmemeli ve uluslar arası hukukun üstünlüğüne ve küresel barışa riayet edilmelidir.
- Rusya – ABD eksenli yeni bir soğuk savaşın başladığı gerçeği gözden kaçırılmamalı ve bu soğuk savaşın tam merkezinde yer alan Türkiye’ nin şimdiden gerekli tedbirleri alarak Milli Stratejiler üretmesine hız verilmelidir.
- Soğuk savaşla birlikte yaşanacak olan sıcak bölgesel çatışmaların çıkmasına karşı şimdiden barış paktlarının oluşturulması sağlanmalı, komşularımızla iyi ilişkilerin devam ettirilmesine özen gösterilmeli ve küresel emperyal güçlerin şer politikalarına alet olunmamalıdır.
- Yaşanacak her türlü gerginliğe, çatışmaya ve savaşa karşı Türk Soydaşlarımızın güvenliği sağlanmalı ve hakları mutlaka korunmalıdır. Bununla ilgili olarak devletimiz diğer Türk Devletleriyle ve soydaşlarımızın yaşadığı devletlerle gerekli görüşmeler yapmalı ve anlaşmalar imzalamalıdır.
- Sonuç olarak Türkiye bölgesel ve küresel bir güç olarak Orta Asya – Orta Doğu – Kafkaslar – Balkanlar – Kuzey Afrika ile Akdeniz – Karadeniz – Ege Denizi eksenli bütün politikaları yönlendiren, şekillendiren ve yöneten bir ülke olarak uluslar arası platformda yerini almalıdır.
Dünyanın merkezi Türkiye’ dir ve bu merkezin kontrolü de Türkiye’ de ve Türk Dünyasında olmalıdır. Böylece Büyük Lider Atatürk’ ün ‘‘ Yurtta Barış, Dünyada Barış ’’ ülküsü gerçekleşecek ve dünyamız kan ve göz yaşı gölü olmaktan kurtulacaktır.
Ne Mutlu Türk’ üm Diyene !
Bu habere benzer haberler: Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:
Yorum () |
|
|
|
|
|