Ölümün Ardından…

Sinan Yıldırım
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Hayatımızın başlamasıyla birlikte ölümün de geri sayımı başlar ve hiç beklemediğimiz bir anda gelir Azrail ( a.s. )…
Bazen 21 yaşında hayatımızın baharında biter hikayemiz bazen de 70 yaşında yolun sonuna geldiğimizi hissettiğimizde...
Sevdalarımız, umutlarımız ve hayallerimiz de son bulur hayatımızın son bulmasıyla birlikte. Ardımızda sevenlerimizin hasreti, pişmanlıkları, hatıraları ve vicdan azapları kalır…
Ve de yokluğumuzun verdiği acı ve gözyaşı…
Acının ve gözyaşının adresi önce annemizin yüreğidir. İlk acı ve ilk ateş anne yüreğine düşer ve ilk gözyaşı anne yüreğinden damlar. Sonra o damlalar sel olur yanaklarını ıslatır annemizin ve ağıtlar yakar ardımızdan. Bazen isyan vardır o ağıtlarda bazen de dualar…
‘‘ Ya Rabb ! Beni de al evladımın yanına ’’ duası en can yakıcı duadır annemizin ağıtlarında…
Öldüğümüze inanmak istemez o dünya güzeli annemiz ve kendi girmek ister o soğuk ama hayatın başlangıcı olan toprağa…
Tabutun içinde sadece biz değil bütün sevdiklerimiz ve sevenlerimiz vardır o gün…
Ölüm anne yüreğinde evlat acısıyla en büyük ve en derin yarayı açar ve zaman asla kapatamaz o yarayı…
Yeni yeşermiş taze bir gül misali sararıp solan ve toprağın kara bağrına düşen gencecik evlatların ölümü daha çok acıtır anne yüreğini…
Doğduğumuz gün başlar annemizin çilesi ve gururu.
Önce uykusuz geçen geceler başlar ve bizleri uyutmak için o şefkat dolu yüreğiyle elinden geleni yapar dünya güzeli mübarek annemiz. Ninniler, türküler söyler, dualar eder ve bazen de dualarının yerini isyanlar alır… Öfkesini yenmek için bizi çileyle zahmetle karnında taşıdığı zamanları hatırlar ve tatlı bir gülümseme belirir yüzünde. Kolay değil evlat sahibi olmak ve evladı istikbal sahibi yapmak.
Anne olmak sadece çocuk sahibi olmak değildir. Anne olmak demek yüreğin alev alev yanması ve duaların harf harf dillerden semaya yükselmesi demektir. Yürek bazen bizlerin başarılı ve mutlu olduğu günlerde gururdan yanar bazen de derdimizin ve çilelerimizin olduğu günlerde ve daha da kötüsü acı haberimizin geldiği günde yanar.
Dualar ise doğduğumuz gün başlar annemizin dilinde ve ‘‘ Allah her şeyin en güzelini sana nasip etsin ve utandırmasın ’’ şeklinde destanlaşır Allah katında.
Annelerimizdir duaları kalpten dile, dilden semaya ulaştıran...
Annelerimizdir hayatın anlamını evladına yükleyip evladıyla birlikte nefes alan...
Annelerimizdir bize herkesten yakın olup kalbinde taşıyan…
Annelerimizdir dünyayı ve ahireti bize cennet eyleyen…
Ve annelerimizdir bizim için yalansız kalpten ağlayan…
Yüce Allah’ ın emridir anneye itaat ve hürmet ve bu konuda şöyle buyurmuştur ;
‘‘ Biz insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu ! Onun ( anne karnında ) taşınması ve sütten kesilme süresi ( toplam olarak ) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der : “ Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım. ”
AHKÂF SÛRESİ – 15. Ayet-i Kerime
Dünyada hiçbir anne Türk annesi kadar asil ve gözü yaşlı değildir…
Dünyada hiçbir anne Türk annesi kadar destansı ve meleksi değildir…
Evlat sadece Türk annesinin kalbinde vatanla, milletle ve bayrakla bütünleşir. Evladın sevgisi sadece Türk annesinin kalbinde istiklalin ve istikbalin sevgisiyle özdeşleşir.
Evlat bazen kılıç olur Malazgirt Ovasında…
Evlat bazen bayrak olur İstanbul Surlarında…
Evlat bazen kale olur Çanakkale Boğazında…
Evlat bazen Bozkurt olur Gabar Dağlarında…
Evlat bazen Azrail olur Türk’ ün destanının yazıldığı her yerde…
Ve evlat bazen can verir şehit olur Allah, Vatan, Millet ve Bayrak uğrunda…
Biz biliriz ki evlat her zaman Kür-Şad olur, Mehmetçik olur, Aybüke olur, Nene Hatun olur ve asla ölmez anne yüreğinde…
Ölümsüzlüğün destanlaştığı yerdir annemizin yüreği ve o destanın yegane kahramanı bizden başkası değildir. Sevgi en yüce anlamını bizde bulur ve sevginin kaynağı bizim canımızdır. Canımızı yakan her şey annemizi de yakar alev alev ve canımızı alan annemizi de alır diri diri.
Her türlü sevgiyi anlatabilir kelimeler, hikayeler, şiirler ve destanlar ama hiçbir zaman bir annenin evladına duyduğu sevgiyi anlatamaz…
Her türlü hasreti anlatabilir ağıtlar, feryatlar, türküler ve isyanlar ama hiçbir zaman bir annenin evladına duyduğu hasreti anlatamaz…
Ve her türlü acıyı anlatabilir gözyaşları ama hiçbir zaman bir annenin hayatının baharında sararıp solan ve toprağın kara bağrına düşen evladının acısını anlatamaz…
Akan gözyaşlarındaki kanın rengi evladın teninin rengidir…
Duyulan acıdaki hasretin rengi evladın ruhunun rengidir…
Toprak annemizin kalbinin üzerini kaplamıştır ve mezarımız annemizin kalbindedir. O mezar ki en muhteşem anıtmezar olmuştur ve yükselmiştir semaya dualarla birlikte. Kefenimizin beyaz rengi annemizin hayatını karartmıştır. Yokluğumuzla yok olmaya başlamıştır annemiz ve sabırla bize kavuşacağı günü beklemektedir.
Zaman akıp gitmektedir ırmak misali ve zaman isyanı sabra, acıyı hasrete ve hatıraları sessizliğe çevirmiştir derinden derinden. Geceleri uyku ölümdür, gün çabucak ağarmaz ve ancak yüce bir çağrıyla olur sabah… Bir camiden yükselen ‘‘ Allahü Ekber ’’ sesiyle uyanır annemiz ve kıldığı namazla birlikte duaları nurlandırır mezarımızı.
Ölüm ancak evlat acısıyla ölümsüzleşir ve ancak evlat acısıyla arzulanır bir anne için.
Daha dün hayatta olan ve annesinin dizinin dibinde oturan bir evlattan geriye sadece soğuk ve toprağa hasret bir ceset kalmıştır. Hayatını adadığı ve canından can kattığı evladını cansız bir halde karşısında gören çilekeş bir annenin feryadı ve acısı öylesine tarifsiz ve dermansızdır ki dünya durmuştur ve hayatın anlamı kalmamıştır artık. Alınan nefes ve doğan güneş umutsuzluğun başlangıcıdır evladın acısından sonra. Önce suya kavuşur cansız beden, ardından tabuta ve musalla taşına. Bir sela verilir yürekleri dağlayan ve acıyla alınan abdestle birlikte kılınan cenaze namazı. Ve sonun başlangıcı olan kara toprağın bağrına bembeyaz bir kefenle bırakılan gencecik bir ana kuzusu. Yürek mi dayanır buna ? Hangi gözde akmaz yaş ve hangi yürekte hissedilmez bu acı ? Ölümün en derin acısı evlat acısıyla yaşanırmış bu yalan hayatta.
Halbuki ölüm de yaşam da kaderdir ve zamanını ancak Yüce Allah ( c.c. ) tayin eder.
Ölümle ilgili şöyle buyuruyor Yüce Allah ( c.c. ) ;
‘‘ Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. ’’
( AL-İ İMRAN SURESİ 185. Ayet-i Kerime )
İlahi emir gelmedikçe can çekişir annemiz ve yaşamak azap verir annemize. Dünya hayatının hiçbir anlamı kalmamıştır annemizin gözünde. Bazen evimizdeki buğulu bir camdan uzaklara dalıp gider annemiz ve sessizliğinin ardında bizim yokluğumuza duyulan hasret dolu haykırışlar vardır. Bazen sokaktan geçen bir gencin yaşamında bulur bizi ve gözlerinden yaşlar dökülür farkında olmadan. Ne hasret ne de gözyaşı geri getirmez bizi. Ölüm çaresizliğin hakikatidir. Biz çoktan toprak olmuşuzdur ve ruhumuzun sorgusu belki bitmiştir belki bitmemiştir.
Daha 20’ li yaşlarında zamansız bir şekilde hayata veda eden gencecik ana kuzularının acısı nasıl anlatılabilir ki ?
Sözcükler ne kadarını anlatabilir ki 20’ li yaşların umutlarını ve o umutların bir anda yok olup gittiğini ?
Hangi yazar sayfalara dökebilir ki 20’ li yaşların hayallerini ve o hayallerin sadece hayal olarak kaldığını ?
Hangi şair mısralara işleyebilir ki 20’ li yaşların duygularını ve o duyguların hayata veda ettiğini ?
Hangi ressam çizebilir ki 20’ li yaşların sevdalarını ve o sevdaların toprak olduğunu ?
Yüce Allah’ ın dışında hangi güç ölümü ölümsüz hale getirebilir ki ?
Ölüm bir garip haldir bu yalan dünyada. Meçhullerin art arda yaşandığı bir gariplikler kervanıdır ölüm. Anlatmak imkansızdır ölümü ve karmakarışık duyguları yaşatır insana.
Ölüm ateş misali düştüğü yeri yakar. Herkes ateşin düştüğü yerde yanan yürekleri söndürmeye çalışır ama ateş anne yüreğine düşünce sönmek bir yana daha da alevlenir. Ne sabrı öğütleyen teselliler ne kader diye vaaz veren hocalar ne de acıyı paylaşmak isteyen dostlar su serpemez alev alev yanan anne yüreğine.
‘‘ Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar ’’ hakikati işte o anda gözle görülür ateşin düştüğü yerde. Yüreği yanan annenin evlat acısını anlatan çok güzel bir türkü var ve sözleri aynen şöyle ;
Sen küçüksün ölemezsin,
Kefen bile giyemezsin,
Karlı dağlar aldı seni,
İstesen de dönemezsin…
Hiçbir evlat annesinin yüreğinde ölmez ve toprak olmaz.
Giden geri gelmiyor ve hiçbir acı evlat acısının yerini tutmuyor. Yüreklerinde Allah, Vatan, Millet ve Bayrak sevgisi olan gencecik evlatların acısını hiçbir anneye yaşatmasın Yüce Allah.
Yüce Allah ( c.c. )’ tan genç yaşta hayatını kaybeden evlatlarımıza rahmet ve çok değerli annelerine sabırlar dilerim.
Mekanlarınız cennet olsun yavrularımız…
NOT : Bu yazı tarihimiz boyunca Türk Milleti’ nin devamı ve bekası için hayatlarını seve seve feda eden
Kahraman Şehitlerimize ve çok muhterem annelerine ve 09 Temmuz 2007 pazartesi gecesi saat 00.30’ da trafik kazası sonucu 21 yaşında hayatını kaybeden ve yokluğuna bir türlü alışamadığımız merhum kız kardeşim Neriman YILDIRIM’ a ve canım anneme yazılmıştır.
Bu habere benzer haberler: Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:
Yorum () |
|
|
|
|
|