Karanlık Bir Sona mı, Yoksa Aydınlık Bir Geleceğe mi ? Yazdır E-posta
Pazartesi, 30 Haziran 2008

Karanlık Bir Sona mı, Yoksa Aydınlık Bir Geleceğe mi ?

 

 

Sinan Yıldırım

 

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

 

Ülkemiz son yıllarda işte bu soruyla karşı karşıyadır. Yaşanan ve yaşanmakta olan bütün tartışmaların ve gelişmelerin temelinde bu kritik soru vardır. Türk Milleti’ ne ve Türkiye Cumhuriyeti’ ne yönelik demokrasi adına yapılan ihanetlerin, düşünce özgürlüğü adına yapılan saldırıların ve küreselleşme adına yapılan kuşatmaların nereye varacağı bu soruda gizlidir.

 

Son büyük Türk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ nin bekasının ve devamının ölçüsüz bir şekilde sorgulandığı, sözde siyasetçilerin ve fikir adamlarının olabildiğine hoyratlaştığı günümüzde ya karanlık bir sona mahkum olacağız ya da aydınlık bir geleceğe yürüyeceğiz.

 

Görev ve sorumluluk makamında olanların dahi bir endişe ve korku içerisinde olduğu ve bu sorunun cevabını bulmakta zorlandığı düşünülürse sıradan Türk Vatandaşların durumunu düşünmek bile istemiyorum.

 

1980 sonrası sürece baktığımızda dünyada esen küreselleşme rüzgarıyla birlikte uluslar arası şer güçleri tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’ nin de içinde bulunduğu Avrasya Coğrafyasında da yeni planlar ve stratejiler uygulamaya başlamışlardır.

 

Uluslar arası şer güçlerine göre bu plan ve stratejilerin merkezi ise Türkiye Cumhuriyeti olup bu merkezin kontrolü mutlaka ele geçirilmeliydi.

 

‘‘ Bütün kurum ve kuruluşlarıyla Türkiye Cumhuriyeti’ nin kontrolünü ele geçirme plan ve stratejisi ‘’’ son yıllarda olağan üstü bir şekilde hızlanmış ve hatta başarıya ulaşma noktasına gelmiştir.

 

Ekonomik alanda başlayan kontrol hızlı bir şekilde sivil toplum kuruluşlarının, basın-yayın organlarının ve siyaset kurumunun ele geçirilmesiyle devam etmiş ama asıl hedef olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ nin kontrolünün ele geçirilmesi henüz gerçekleştirilememiştir.

 

Türk Milleti’ nin ve Türkiye Cumhuriyeti’ nin Milli Güvenliğinden birinci derecede sorumlu olan Kahraman Ordumuza yönelik saldırıların sözde demokrasi adına artması iç ve dış ihanet aktörlerinin ülkemizde ne kadar güç kazandığının acı bir göstergesidir.

 

ABD – AB – İsrail eksenli olarak hayata geçirilmeye çalışılan Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Orta Doğu ve Orta Asya enerji kaynaklarının sömürülmesine yönelik faaliyetler Türkiye olmadan asla başarıya ulaşamaz. Bunu çok iyi bilen BOP senaristleri 1980 sonrası dönemde ANAP iktidarıyla birlikte Türkiye’ yi aşama aşama kontrol etmeye başlamışlar ve 2002’ den sonra kontrolü en üst seviyede sağlamayı başarmışlardır.

 

Irak’ ın ardından İran’ ı da işgal etmeyi planlayan BOP senaristleri Türkiye’ siz bir İran işgalinin ve BOP’ un asla başarıya ulaşamayacağını çok iyi bilmektedirler.

 

Bildikleri bir gerçek daha var.

 

O gerçek ise ne Türk Milleti’ nin ne de Türkiye Cumhuriyeti’ nin tarihinde ve genlerinde asla ve asla sömürünün, işgalin ve zulmün olmadığıdır.

 

Bu tarihi gerçeği değiştirmek ve Türk’ ün genlerindeki ‘‘ Zulmün Karşısında, Mazlumun Yanında Olmak ’’ fikrini yok etmek isteyen BOP’ çular ilk olarak Kültür Emperyalizmine başvurmuşlar ve sözde fikir adamlarıyla birlikte ele geçirdikleri medyayı tehlikeli bir silah haline getirmişlerdir.

 

Bu silah öylesine tehlikeli bir hale gelmiştir ki yazılı ve görsel medya kuruluşları fütursuzca bir taktik izleyerek bütün Milli Kuruluşlara ve Düşüncelere karşı Linç Politikası izlemişlerdir.

 

Taraf adı verilen gazetenin son günlerde art arda Türk Silahlı Kuvvetleri’ mize yönelik izlemiş olduğu karalama ve yıpratma haberleri buna örnektir.

 

Türk Silahlı Kuvvetleri’ nin Başkomutanı olan Genelkurmay Başkanlığı Anayasamıza göre Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı’ na bağlıdır. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı makamı da Başkomutanlık yetkisine sahiptir.

 

Bu hukuki gerçeği bilen vicdan sahibi her Türk’ ün kafasında şu soru vardır ;

 

Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı makamında bulunanlar Türk Silahlı Kuvvetleri’ ne yönelik olarak yürütülen karalama ve yıpratma kampanyasına karşı neden aktif ve sert bir tavır sergilememektedirler ?

 

Bu sorunun cevabını Büyük Türk Milleti’ nin vicdanına bırakıyorum.

 

Ülkemizin geleceğinin aydınlık mı yoksa karanlık mı olacağının sorumluluğu ülkemizi yöneten siyasi kadrolara aittir. Siyasi kadrolar Türkiye Cumhuriyeti’ nin yöneticisi olduklarını unutmamalıdırlar. Dış destekli olarak yürütülen politikalar siyasi iktidarlara fayda sağlarken milletimize ise zarar vermektedir.

 

AKP’ ye yönelik açılan kapatma davasının bir rövanşı ve intikamı olarak Milli Kurumlarımızın karalanmasına ve yıpratılmasına sessiz kalmak ve göz yummak asla kabul edilemez.

 

Birilerinin söylediği gibi ortada bir travma var ise işte bugün yaşananların ta kendisidir o travma.

 

Milletimizin sosyal, siyasal ve ekonomik açıdan umutsuzluğa sürüklendiği, yapay tartışmalarla gerçeklerin gizlendiği ve Türk’ ün Varlığına yönelik saldırıların hız kazandığı son yıllarda öyle bir travma yaşanmaktadır ki bunun ortaya çıkaracağı tahribatın onarılması imkansız bir hale gelmektedir.

 

Umut bir insanın ve bir milletin en büyük moral ve varoluş kaynağıdır.

 

Tarih boyunca her türlü ihaneti, kuşatmayı ve saldırıyı geleceğine yönelik umutlarıyla aşabilen Büyük Türk Milleti’ nin umutsuz bırakılmaya çalışılması kabul edilemez.

 

Umutsuzluğun çaresi de çözümü de aziz milletimizin yüksek karakteri ve vicdanıdır.

 

Gerek siyasi kurumların gerekse de devlet kurumlarımızın bu zor ve buhranlı dönemde ORTAK MİLLİ AKIL ile hareket etmesi ve kişisel çıkarlarını bir kenara bırakarak ‘‘ ÖNCE ÜLKEM ’’ mantığıyla sorunları çözmeye çalışması gerekmektedir.

 

İşte bütün sorunların kilitlendiği ve kör düğüm halini aldığı nokta da burasıdır.

 

Maalesef görev ve sorumluluk sahibi hiç kimse ORTAK MİLLİ AKIL’ da buluşmamakta ve ‘‘ ÖNCE ÜLKEM ’’ diyememektedir.

 

Ve daha da kötüsü milletimiz de bu tabloya mahkum edilmektedir. İşsizliğin arttığı, enflasyonun yükseldiği, ekonomik krizin kapıda olduğu ve terörle mücadelede zorlu bir sürecin yaşandığı günümüzde ülkemiz ve milletimiz çare ve çözüm beklemektedir.

 

Çare uzlaşmaktadır.

 

Çare el ele verebilmektedir.

 

Çare gönül gönüle olabilmektedir.

 

Çare ORTAK MİLLİ AKIL üretebilmektedir.

 

Çare ‘‘ ÖNCE ÜLKEM ’’ diyebilmektedir.

 

Çözüm ise Büyük Türk Milleti’ nin yüksek karakterine ve vicdanına göre Türkiye Cumhuriyeti’ ni yönetebilmektedir.

 

Bu çarelerin ve çözümlerin dışındaki her çare ve çözüm gaflet, dalalet ve hatta ihanettir.

 

Tarihimiz sayısız sadakat ve ihanet dersleriyle doludur.

 

İsteyenler ‘‘ Ben Büyük Türk Milleti’ nin bir evladıyım ’’ diyerek sadakat derslerinden ders alsınlar.

 

İsteyenler ‘‘ Ben küçük emperyalistlerin bir uşağıyım ’’ diyerek ihanet derslerinden ders alsınlar.

 

İlahi Adalet ve Tarih herkesi hakkettiği şekilde yargılayacaktır.

 

Büyük Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti, karanlık bir sona değil aydınlık bir geleceğe doğru adım adım ilerlemektedir ve bu ilerleyişi hiçbir dünyevi güç durduramayacaktır.

 

Benim inancım ve umudum budur…

 

Ne Mutlu Türk’ üm Diyene !

 

 


Bu habere benzer haberler:
Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:

Yorum (0)add
Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url