Kaos ve Hesaplaşma
Sinan Yıldırım
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Ülkemizde son zamanlarda yaşananları özetleyecek olursak bu iki kavram her şeyi anlatmak için yeterlidir. Manzaraya bakıldığında ülkemizde bir kaos ve devletimizde ise bir hesaplaşma var. En azından son günlerde yaşanan olayların ve davaların ortaya koyduğu tablo bu iki kelime etrafında bütünleşiyor.
22 Temmuz seçimlerinin ardından bir kez daha ve % 47 gibi büyük bir oy çoğunluğuyla iktidara gelen AKP’ nin ikinci döneminde milletimizin umutları ve talepleri daha da artmıştır. Terör, işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, sağlık ve eğitim gibi pek çok temel sorunun çözümünde yeni atılımlar yapması ve milletimizin haklı taleplerine çözümler üretmesi beklenen AKP Hükümeti maalesef agresif ve keskin bir siyaset izliyor.
Milletimizin öncelikli gündemiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan konularda sürekli bir gerginlik politikası izleyen AKP’ nin bu politikaların sonucunda ortaya çıkan hasarı görmemekte ısrar etmesi geleceğimiz açısından çok tehlikelidir.
Devletimizin bütün kurum ve kuruluşlarının tam bir ahenk içerisinde çalışmasını ve yasama, yürütme ve yargı organlarının sağlıklı bir şekilde işlemesini sağlamakta anayasal sorumluluğu bulunan AKP Hükümeti bu sorumluluğu yerine getirmekte sorumsuzca davranmaktadır.
Bu sorumsuzluğun örneklerine bakacak olursak ;
- Atadığı cemaat odaklı kadrolar ile AKP Hükümeti Hukuk Devleti ilkesini tahrip etmektedir. Buna karşın AKP Hükümeti konu kendi mevcudiyetine yönelik kapatma davasına gelince hemen hukuk kurumlarını siyasi davranmakla suçlamaktadır. Ergenekon Operasyonunu yürüten savcı kahraman ilan edilirken AKP’ ye kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının demokrasi düşmanı ilan edilmesi buna örnektir.
- Çıkarmak istediği Sosyal Güvenlik Yasası ile AKP Hükümeti Sosyal Devlet ilkesini ortadan kaldırmak istemektedir.
- Uyguladığı ekonomik politikalar ile AKP Hükümeti kendi zengin azınlığını oluşturmuş ve sermayeyi milletimizin cebine değil kendi taraftarlarının cebine akıtmıştır.
- Ortaya koyduğu Türk Dış Politikası yaklaşımları ile AKP Hükümeti Türkiye Cumhuriyeti’ nin istiklalini ve istikbalini emperyalist güçlere ipotek etmektedir.
- Hayal ettiği projeler ile AKP Hükümeti Laik, Demokratik ve Milli Devlet İlkelerini Büyük Ortadoğu Projesi ekseninde değiştirip dönüştürmek istemektedir.
Kısacası AKP’ nin izlemiş olduğu siyaset ‘‘ Ülkemizde Kaosun ve Devletimizde Hesaplaşmanın ’’ ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
AKP, kendi mevcudiyetini sürdürmek ve bu isteklerini gerçekleştirmek için iki önemli yolu kullanmaktadır. Bunlar ekonomik ve hukuki yollardır.
Bugün siyasi iktidarı elinde bulunduranlar kendisine karşı olanları ya ekonomik açıdan ya da hukuki açıdan tasfiye etmektedir. Bu amaçla bir linç ve korku stratejisi izleyen AKP kendisine ve uyguladığı politikalara karşı olan herkesi pasifize etmektedir.
Bu linç ve korku stratejisi sonucu ;
- Basın ve yayın kuruluşları büyük ölçüde AKP yanlısı yazarların ve fikir adamlarının emir – komuta merkezi haline gelmiştir. Pek çok yazar ve fikir adamı basın ve yayın kuruluşlarındaki köşelerinden olmuştur. Medya büyük çoğunlukla AKP’ nin Halkla İlişkilerini ve Seçim Propagandalarını yürüten bir yapıya kavuşmuştur.
- Sermaye grupları AKP güdümlü hale gelmiş ve AKP’ ye karşı muhalefet etme cesaretini gösterememiştir. TÜSİAD ve TOBB gibi sermaye merkezli büyük sivil toplum kuruluşları sözde istikrar adına AKP’ nin taşeronu haline gelmiştir. AKP-Cemaat sistemine uygun olarak sermaye odaklı yeni sivil toplum kuruluşları ortaya çıkmış ve buralar iş adamlarının mecburi üye olmaları gereken yerler haline gelmiştir.
- Sivil Toplum Kuruluşları AKP iktidarı döneminde polis devleti uygulamalarıyla baskı altına alınmış ve Cumhuriyetin temel değerlerini özde savunanların hakikati ifade etmeleri engellenmiştir. AKP yanlısı sivil toplum kuruluşları daha güçlü bir şekilde ABD-AB-İsrail merkezli düşüncelerini ifade etme serbestliği kazanmıştır.
Sonuç olarak AKP, oy ve iktidar gücünü çoğulcu demokrasi yerine çoğulcu oligarşiye dönüştürmüştür.
AKP, kendisinden olan herkese hukuk ve demokrasi isterken, kendisine karşı olan herkese ise baskı ve korku istemektedir.
2002’ den bugüne kadar AKP iktidarının ülkemizde yol açtığı sosyal, siyasal ve ekonomik tahribat sonucu toplumsal kutuplaşmalar ve çatışmalar su yüzüne çıkmış ve Türkiye Cumhuriyeti’ nin geleceğine yönelik karamsarlık iyice artmıştır. Son günlerde art arda yaşanan gelişmelere bakıldığında Türk Milleti’ nin keskin bir şekilde Milli ve Manevi Değerler ekseninde ayrışmaya ve hatta düşmanlığa doğru sürüklendiğini görüyoruz.
Bu keskin ayrışma sonucu ;
- Baş örtüsü konusundaki toplumsal uzlaşmanın yerine laik – anti laik eksenli toplumsal ayrışma almıştır.
- Terörle mücadele konusundaki toplumsal uzlaşmanın yerine vatansever - vatan haini eksenli toplumsal ayrışma almıştır.
- AB üyeliği konusundaki toplumsal uzlaşmanın yerini demokratik – anti demokratik eksenli toplumsal ayrışma almıştır.
- Ekonomik konulardaki toplumsal uzlaşmanın yerini zengin - fakir eksenli toplumsal ayrışma almıştır.
- Kıbrıs konusundaki toplumsal uzlaşmanın yerini satanlar - satmayanlar eksenli toplumsal ayrışma almıştır.
- Cumhurbaşkanlığı seçimi konusundaki toplumsal uzlaşmanın yerini meclis - e-muhtıra eksenli toplumsal ayrışma almıştır.
- Sınır ötesi operasyon konusundaki toplumsal uzlaşmanın yerini Washington - Ankara eksenli toplumsal ayrışma almıştır.
- Ergenekon Operasyonu konusundaki toplumsal uzlaşmanın yerini meşru – gayri meşru eksenli toplumsal ayrışma almıştır.
- AKP’ nin kapatılması davasıyla ilgili olarak Laik, Demokratik ve Hukuk Devleti İlkeleri konusundaki toplumsal uzlaşmanın yerini ise diğer bütün toplumsal ayrışmaların tamamı almıştır.
Ortaya çıkan bu tablonun böylesine karanlık ve devamın ise böylesine belirsiz olmasının en büyük müsebbibi ülkenin yönetiminden birinci derecede sorumlu olan AKP iktidarıdır. Bu tablonun zaman kaybetmeksizin aydınlık ve net bir hale gelmesini sağlayacak olan ise yine AKP iktidarıdır.
Ülkemizin içerisinde bulunduğu bu zor ve buhranlı dönemlerin atlatılmasını sağlamakla görevli olan siyasi iktidarın başındaki Sayın Başbakan öncelikle agresif ve keskin siyasi üslubunu bırakmalı ve sakin, soğukkanlı, uzlaştırıcı ve birleştirici bir üslup izlemelidir. Milletimize huzur, güven ve umut aşılaması gereken Başbakan yükselen tansiyonu düşürmek için kamuoyu önündeki açıklamalarında daha seçici bir dil kullanmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’ nin devamı ve bekası konusunda endişeleri ve korkuları bulunan bütün kişi ve kurumların endişe ve korkularını azaltması gereken Başbakan bu konuda her kesimle yeni bir diyalog süreci başlatmalı ve Türk Milleti’ nin tamamının başbakanı olduğunu hatırlamalıdır.
AKP yanlısı ve karşıtı olan herkesin ortak değerler çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti’ nde yaşadığını ve yaşamaya mecbur olduğunu etkili ve yetkili bütün sosyal, siyasi ve ekonomik kişi ve kurumların vurgulaması gerekmektedir.
Karşılıklı inatlaşmalar ve ölçüsüz muhalefet anlayışıyla ülkemiz bir kaos ve devletimiz ise bir hesaplaşma manzarasıyla karşı karşıyadır.
Emperyalist şer güçlerinin 1071’ den bugüne Türk Milleti üzerinde oynadığı oyunların ülkemiz içerisindeki yansımalarıyla oluşan Kaos ve Hesaplaşma manzarası yalnızca dahili ve harici bedbahtların iştahını kabartmaktadır.
Özellikle Büyük Ortadoğu Projesi ( BOP ) çerçevesinde yaşadığımız Asya-Afrika-Avrupa Coğrafyasının yeniden şekillendirilmek istendiği günümüzde hem devlet hem de millet olarak dikkatli ve uyanık olmak zorundayız.
BOP denilen şer projesinin uygulanabilmesi için ilk olarak Türkiye’ nin kontrol altına alınması gerektiğini bile ABD-AB-İsrail şer üçgeni işbirlikçi kişi ve kurumlarla ülkemizde her türlü kirli oyunu sergilemektedir. Ele geçirilmiş dahili hainlerin sesinin yükseldiği bu acı tablonun son bulmasını sağlamak bu kutsal vatanda yaşayan herkesin asli görevidir.
AKP’ nin kapatılması davası ve Ergenekon Operasyonu sürecinde yaşananlar bu asli görevin başarıyla ifasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Ülkemiz içerisinde meydana gelen sosyal, siyasal ve ekonomik sorunlar hiçbir zaman toplumsal kutuplaşmalara ve çatışmalara sebep olmamalıdır. Bize dair hangi sorun varsa yine bize dair yöntemlerle çözülmelidir. Dışarıya karşı göstereceğimiz en küçük bir zayıflığın bile çok büyük kayıplara yol açacağını unutmamalıyız.
Kaos ve Hesaplaşma manzarasının yerine İstikrar ve Uzlaşma manzarasının yaşandığı huzur, güven ve umut dolu güzel günlerin toplumsal uzlaşmayla sağlandığı bir Türkiye’ nin ancak tarih sahnesinde mevcudiyetini sürdürebileceği hakikatini bilmeliyiz.
Bu hakikati sadece bilmek yetmez. Aynı zamanda bu hakikatin gereğini yerine getirmeliyiz.
Sınırlarının aziz şehitlerimizin mübarek kanlarıyla çizildiği ve tarihin en muhteşem destanlarının yazıldığı Türkiye Cumhuriyeti bütün Türk Milleti’ nin kutsal yuvasıdır. Türk Milletine’ ne ait olan bu kutsal yuvada birlik ve beraberlik içerisinde yaşamak ve geleceğimizi el ele gönül gönüle inşa etmek her Türk’ ün asli vazifesidir.
Ne Mutlu Türk’ üm Diyene !
Yorum () |
 |
|
|
|
|