|
28 Şubat’tan Ergenekon’a Değişen Güç Dengesi ve Hesaplaşma Süreci
Sinan YILDIRIM

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Ülkemizin gündemine son aylarda bomba gibi düşen iki önemli konu var. Bunlar AKP’ nin Kapatılması Davası ve Ergenekon Operasyonu. Her iki konuya baktığımızda kafalarda oluşan düşünce devlet içinde bir güç mücadelesinin olduğu ve karşılıklı hesaplaşmanın yaşandığıdır.
1 Temmuz 2008’ de gerçekleşen Ergenekon Operasyonu göz altıları ile AKP’ nin Kapatılması Davasında Sayın Başsavcının Anayasa Mahkemesi’ ndeki sözlü savunmasının çakışması insanların kafasında oluşan bu düşünceyi kuvvetle destekliyor. Gözaltına alınanlara baktığımızda her birinin AKP muhalifi oldukları görülüyor. Özellikle iki emekli Orgeneralin de göz altına alınması kamuoyunda tam bir şok etkisi yaratmış ve daha da kötüsü mevcut gerilimi arttırmıştır. 22 Temmuz seçimleriyle birlikte AKP’ nin yeniden büyük bir oy oranıyla tek başına iktidara gelmesi özellikle kendilerini laik olarak adlandıran kesimlerde derin bir endişe meydana getirmiş ve AKP’ nin mutlaka tasfiye edilmesi düşüncesi yüksek sesle ifade edilmeye başlanmıştır.
İlhan SELÇUK’ un imtiyaz sahibi olduğu Cumhuriyet Gazetesi, Emekli Orgeneral Şener ERUYGUR’ un Genel Başkanı olduğu Atatürkçü Düşünce Derneği ve Doğu PERİNÇEK’ in kurulmasını sağladığı Ulusal Kanal’ ın öncülüğünde kendilerini Kemalist ve Ulusalcı olarak tanımlayan kesimlerin AKP’ ye yönelik yoğun muhalefeti Ergenekon Operasyonu ile bir başka boyuta taşındı.
Laik Ulusalcıların hemen hemen tamamı darbecilik, çetecilik ve daha da ileri boyutu olan terör örgütü mensubu veya destekçisi olmak suçlamalarıyla birer birer göz altına alınmaya başlandı.
Ümraniye’ de bir gecekonduda el bombalarının ve bazı silahların bulunmasıyla başlayan adli süreç Ergenekon Operasyonu adını alarak hızla ilerledi ve bugünlere ulaştı.
Operasyon sonucu göz altına alınanlar ve tutuklananlar Ergenekon Terör Örgütü’ ne mensup olmaktan, yardım ve yataklık etmekten suçlandılar. Bu süreçte en büyük eleştiri ortada henüz bir iddianamenin olmamasıdır. Operasyonu yürüten savcılara yönelik en büyük eleştiriyi oluşturan ‘‘ iddianamenin hazırlanmaması ’’ konusu ortalıkta dolaşan haberlere ve bilgilere göre birkaç hafta içinde son bulacak ve en az 2500 sayfalık bir iddianame hazırlanacak.
Ergenekon Operasyonunun iddianamesinin birkaç haftaya kadar hazırlanacağına ve mahkeme sürecinin başlayacağına dair haberler inşallah doğru çıkar ve bu gergin süreç bir an önce Hukuk Devleti ilkesine uygun olarak sonuçlanır.
AKP’ nin Kapatılması Davası’ na ve Ergenekon Operasyonu’ na bakacak olursak ortada gerçekten bir güç savaşının ve hesaplaşmanın olduğunu görürüz. Her iki adli konuyu kendi amaçları doğrultusunda birer savaş aracı olarak kullanan siyasetçiler, yazarlar ve düşünürler özellikle medya kanalıyla adeta birbirlerini linç etmeye devam etmektedirler. Son olarak Cumhuriyet Gazetesi yazarı Ümit ZİLELİ’ nin Sabah Gazetesi yazarı Nazlı ILICAK’ ı
‘‘ Ayağını denk alsın ’’ sözleriyle tehdide varan sözlerle uyarması yaşadığımız manzaranın acı bir göstergesi olarak önümüze çıkmaktadır.
12 Eylül darbesinin ardından ülkemizde askerin siyasete müdahalesi ikinci defa 28 Şubat süreciyle yaşanmış ve o günden bugüne ülkemiz pek çok siyasi operasyonlara maruz kalmıştır. Bugünkü AKP kadrolarının lider kadroları 28 Şubat süreciyle birlikte siyaset sahnesinden tasfiye edilmiş ve özellikle Fethullah GÜLEN cemaatine karşı asker eksenli bir mücadele başlamıştır. Bunun sonucunda AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN cezaevine girerken cemaat lideri olan Fethullah GÜLEN çareyi Amerika’ ya kaçmakta bulmuştur.
Şimdi ise hem ERDOĞAN hem de GÜLEN ülkemizin en güçlü iki ismi haline gelmiştir.
Dünün iki mahkumu bugünün iki önemli lideri olarak Türkiye’ nin yönetilmesinde ve şekillenmesinde etkili konumlara ulaşmış ve ortak hareket ederek 28 Şubat süreciyle hesaplaşmaya başlamışlardır.
En azından Türk ve Dünya kamuoyunda oluşan manzara budur.
28 Şubat sürecinin ardından ülkemizde güç dengeleri büyük ölçüde değişmiş ve tasfiye edilmek istenen kişiler ve siyasi kadrolar 2002 seçimleriyle birlikte devletin en önemli makamlarına ulaşmıştır.
Abdullah GÜL, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olmuştur.
Recep Tayip ERDOĞAN, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olmuştur.
Bülent ARINÇ, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olmuştur.
Fethullah GÜLEN ise tüm bu makam ve mevkilerin gizli sahibi olmuştur.
AKP iktidarı neredeyse bütün kadrolaşmalarında Fethullah GÜLEN cemaatinin elemanlarından faydalanmış ve devleti ele geçirme süreci bu şekilde hız kazanmıştır. İşte bu kritik sürece dur demek ve AKP - Cemaat işbirliğinin hızını kesmek için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tek başına iktidara gelmiş bir siyasi parti olan AKP’ ye kapatma davası açmıştır.
Kapatma Davası, Türkiye Cumhuriyeti’ nin Milli Kurumlarının bir hamlesi olarak algılanmış ve AKP – Cemaat hedeflerine set çekilmek için açılmıştır.
Kişisel olarak siyasi partilerin kolay bir şekilde kapatılmasına karşıyım.
İrticai ve Bölücü Faaliyetler dışında herhangi bir partinin kapatılması toplumda kaosa yol açar ve demokrasimize zarar verir. AKP hakkındaki Laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelmek suçlamasında son sözü Yüksek Mahkeme söyleyecektir. Benim temennim kapatılmamasıdır.
AKP’ nin siyasi geleceğinin demokratik yollarla şekillenmesinden ve son bulacaksa da seçimlerle son bulmasından tarafım.
Elbette AKP - Cemaat ilişkisi ülkemizde bazı sorunlara yol açmış ve Milli Hassasiyetler önemli ölçüde zorlanmıştır. 2002’ den bugüne AKP ve Fethullah GÜLEN Cemaati ilk olarak, 28 Şubat sürecinde rol oynayan askeri bürokrasi ile sivil unsurlara karşı topyekün bir etkisizleştirme kampanyası yürütmüş ve Ergenekon Operasyonu’ nun siyasi bir nitelik kazanmasına öncülük etmişlerdir. AKP ve Cemaat destekçisi medya etkili bir silah olarak, muhalif bütün sivil ve siyasi güçlere karşı kullanılmış ve dünün mahkumları bugünün mağrurları olarak ‘‘ Hesaplaşma Günü ’’ filmini sahneye koymuşlardır.
Ülkemizde son yıllarda yaşananların temelinde Büyük Ortadoğu Projesi vardır.
Bir tarafta BOP’ çular diğer tarafta Milliyetçiler-Ulusalcılar vardır.
İşte ‘‘ Hesaplaşma Günü ’’ filminin başrol oyuncuları bu kadar net ve açıktır.
BOP’ çular ağızlarına insan hakları, demokrasi ve düşünce özgürlüğü gibi ulvi kavramları dolamışlar ve bu kavramları gizli şeytani planları için olabildiğince kullanmaktadırlar. Taraf denilen ucube bir gazetenin habercilik ve gazetecilik adına yaptığı bütün saldırılar buna örnektir.
Bugün güç dengeleri belki AKP’ nin ve Cemaatin lehine olabilir.
Bugün gücü elinde bulunduranlar geçmişin hesabını görmek için her türlü imkanı kullanarak bilinçaltlarındaki kin ve nefreti dışa yansıtabilir.
Bu yansıtma sonucu belli operasyonlarla Milliyetçi-Ulusalcı bütün güçler baskı altına alınarak susturulabilir.
Bu yansıtma sonucu belli operasyonlarla Türkiye Cumhuriyeti’ nin Milli Refleksleri ve Milli Kurumları yıpratılarak pasifize edilebilir.
Ve hatta bu yansıtma sonucu belli operasyonlarla Türk Milleti’ ni ve Türkiye Cumhuriyeti’ ni karşılıksız seven ve Atatürkçü Düşünceye özde bağlı olan herkes tehditle ve korkuyla etkisiz hale getirilebilir.
Ama bu hep böyle gidecek değil.
Ebedi güç sahibi yalnızca Yüce Allah’ tır.
Kulların ve iktidarların güçleri gelir geçer. Dün ANAP vardı, bugün AKP var, yarında bir başkası olacak. Demokratik süreçlerde iktidarlar devamlı değişecektir.
Değişmeyecek ve yaşayacak olan yalnızca Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti’ dir.
Siyasi iktidarların görevi hiçbir siyasi ayrım gözetmeksizin ülkeye ve millete hizmet etmektir.
Siyasi iktidarların görevi demokratik teamüller çerçevesinde kaldığı sürece aykırı seslere ve muhalefete karşı hoşgörülü olmaktır.
Siyasi iktidarların görevi ülkede cereyan eden her türlü hukuksuzlukla Hukuk Devleti İlkesine uygun olarak mücadele etmektir.
Siyasi iktidarların görevi Üniter Devlet, Laik Devlet, Demokratik Devlet ve Hukuk Devleti İlkelerini özde benimsemek ve yıpratmamaktır.
AKP’ nin Kapatılması Davasını ve Ergenekon Operasyonunu hukuki bir mesele olarak görmeyip siyasi bir mesele olarak görenler sadece ülkemize zarar vermektedirler. Bir an önce aklı selimin hakim olması ve görev ve sorumluluk sahibi herkesin ölçülü ve soğukkanlı hareket etmesi gerekmektedir.
Hiç kimsenin kişisel düşüncelerinden ve siyasi istikbal hesaplarından dolayı ülkemize zarar vermeye hakkı yoktur.
Parola bellidir.
Parola ‘‘ ÖNCE ÜLKEM ’’ dir.
Ne Mutlu Türk’ üm Diyene !
Bu habere benzer haberler: Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:
Yorum () |
|
|
|
|
|