|
Ülkücü Hareket ve İç Siyaset

Resul Kürşat Şahsi
M-16’yı bilirsiniz.. Bilmiyorsanız G-3 diyeyim, daha çok bilinir.. Otomatik yivli piyade tüfeği.. İkisinin de etkili menzili 400 m. civarındadır. Mermi patladığında kovan mekanizma kurma kolunu geri iter, kurma kolu yayın gücüyle geri gelirken şarjörden yeni mermiyi namluya sürer.. Aşağı yukarı bütün otomatik tüfeklerde mantık budur..
Mavzeri de duymuşsunuzdur. Haznesi mekanizma kurma kolunun altında olup, namluya mermi sürme ve ateş ettikten sonra kovanı namludan çıkarıp namluya yeni mermi sürme işlemi mekanizma kurma kolu ile manuel yapılır.
Tecrübe ile sabittir ki 7.62 mermi hem mavzer hem de G-3’te kullanılabilmektedir.Ancak aynı mermi kullanıldığı halde G-3’ün etkili menzili 400 m. iken mavzerin etkili menzili 1500 m. civarındadır.
Şarjörden namluya yeni mermi sürmek için G-3 benzeri otomatik silahlarda merminin mekanizmayı tazyikle geri itmesi, barut gazının çekirdeğe uyguladığı basıncı azaltmakta, çekirdeğin menzilini düşürmektedir. Mavzerde bu işlemin tüfeğin üzerindeki kol ile yapılıyor olması, aynı mermiyi kullandıkları halde G-3’ten kat kat daha uzun menzilli olmasının temel sebebidir.
Silah bahsini daha çok uzatmadan bu örneği kullanarak değinmek istediğim konuya geleyim . Tıpkı otomatik silahlarda olduğu gibi Ülkücü harekette de temel sorunun, enerjinin iç siyasette tüketilişi olduğu düşüncesindeyim. Her nedense Ülkücü hareketin yapılandığı her yerde bir Ülkücü hareket içi siyaset mevcuttur. Birileri birilerini bir sebepten sevmez, aralarında tuhaf dengeler oluşturulur. Zaman zaman durum öyle vahim hal alır ki, ol zemindeki Ülküdaşlar, varlık sebeplerinden ziyade bu dengelerle meşgul olurlar. Tanrı bana bu durumun bir şekilde yaşanmadığı bir Ülkücü yapılanma göstermedi. Bu sadece Ülkücü harekette değil bütün siyasi ve sosyal yapılanmalarda böyledir.Şöyle ki, içinde insanların yaşadığı, bu insanların bir birler ile konuştuğu bir binada mutlaka iç siyaset vardır. Ufak bir dikkatle kısa sürede bunu çözer, biraz daha dikkat ederseniz, bu aptal oyundaki taşların yerlerini anlayabilirsiniz. Dengeler büyükmüş… Hadi oradan, ölümden büyük denge yoktur..Herkes mutlaka ölecektir.
Bu iç siyasi dengeler öylesine kökleşmiştir ki, bir aralık “hepimiz Ülkücüyüz, bu ne haldir?” diyecek olursanız, bu amaçsız hengamede çoğunun anlamsız bakış ve mealen gülüşmelerine tanık olursunuz.
Bundan daha vahim olmak üzere, iç siyasi çekişmeler arasında Ülkücü değil, Ülkücünün taklidinin taklidi, tuhaf tipler zuhur etmektedir. Bir klişe tiplerdir ki, düşman başına.. Bir Başbuğ portresi, bir Bozkurt, birkaç slogan, bir üç hilal.. Al sana bir Ülkücü.. Öyle kolay olsa idi, billahi ocaklardan gazete basar gibi Ülkücü basar, şimdiye değil Turan’ı, Türk Cihan Hakimiyeti Mefküresi’ni gerçekleştirirdik.
Durum şudur;
Genellikle Ülkücü olarak meşgul olmamız gerektiren uğraşlardan ziyade, “kişinin en büyük hazinesi” olarak gördüğüm heyecanımızı, iç siyasi kertişme ve dedikodularla tüketiyoruz, zamanımızı bunlara harcıyor, zihnimizi bunlara yoruyoruz. Bu tip zararlı uğraşlarla zamanlarını ve heyecanlarını tüketen Ülküdaşlar, yeni nesillere sağlıklı bir Ülkücü kimlik aşılayamamakta, kendilerini gereğince yetiştirememektedirler.
Çoğumuz, ocaklarda veya teşkilatlarda bir zaman görünüp kaybolan, bir daha görünmeyen kişilere rastlamışızdır. Bu arkadaşların ocaklarda ya da teşkilatta daim kalamamalarının vebali, bence “yoğun” uğraşları arasında bu arkadaşlara Ülkücülük noktasında rehberlik edemeyen yöneticilerin üzerindedir. Ya da bu vebal kısır döngüyü başlatan her kim ise onun üzerindedir.
İç siyaset Türk tarihinin bir gerçeğidir. Osmanlı Devleti’nde birçok şehzade, padişahlık için birbirleri ile mücadele etmişlerdir. Osmanlı Devleti öncesi de benzer olaylar meydana gelmiştir. Kardeşlerini ya da rakiplerini alt eden yöneticinin devletin başına geçmesi, devletin başına yetenekli bir yöneticinin geçmesine tekabül ediyordu. Bu açıdan bu çatışmalar bir bakımdan devlet için yararlı idi. Ancak Ülkücü teşkilatlarda teşkilat içi dedikodular Ülkücü harekete hiçbir yarar sağlamadığı gibi yıkım derecesinde zarar vermektedir.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde Türk toplumunun kimliksizleştirilmesi Ülkücü Hareket’in kendine dert edinmesi gereken bir olgudur. İktidara talip bir oluşum olarak Ülkücü Hareket Türkiye Cumhuriyetinin iç ve dış sorunlarına çözüm getirebilmeli, çözüm getirebilecek kadrolara yetiştirebilmelidir. Ülkücü Hareket, küreselleşmenin kültürleri yutması felaketinden Türk Milleti’ni koruyacak reçeteyi yazma makamında olmak zorundadır. Esir Türk yurtlarının azatığı hala devam eden mücadelelerimizdendir. Turan, biz ona inanırsak hayal olmaktan çıkacaktır, çıkmalıdır. Bu hala Ülkücü Hareket’in “Kızıl Elma”sıdır. Tanrıkut Metehan’ın bize iki bin yıl önce çizdiği Türk Cihan Hakimiyeti Mefküresi’ni gerçekleştirmeyi her Ülkücü kendine amaç edinmeli, bu fikrin yayılmasını varoluş nedeni bilmelidir. Bunca ağır yükün altında bir Ülkücü’nün enerjisini küçük siyasette tüketmeye hakkı yoktur.
Kün Tuğ Bolgıl Kök Kurıkan.
Yorum () |
 |
|
|
|
|