Terörün Kökü

R.Kürşat ŞAHSİ
Pkk sorunu çözümlenilmek isteniliyorsa, öncelikle bu işe meclisten
başlanmalıdır. Şöyle ki, bu terörün ilk ortaya çıktığı Özal döneminde ,
üç-beş çapulcudur denilip, koruculuk kanunu ile pkk'yı silahlandıran,Türk
Silahlı Kuvvetleri’ni 10 yıl devreye sokmayan, helikopter dahi satın almayan
hükümetin İç İşleri Bakanı (...) halen görevdedir.
Bu terörün ilk ortaya çıktığı Özal döneminde , üç-beş çapulcudur denilip,
koruculuk kanunu ile pkk'yı silahlandıran,Türk Silahlı Kuvvetleri’ni devreye
sokmayan, helikopter dahi satın almayan hükümetin İç İşleri Bakanı (...)
halen görevdedir. Terörle mücadelenin önemli bir ayağı olan İç İşleri
Bakanlığı’nın ve de özellikle İç İşleri Bakanı’nın terörü bilerek ve
isteyerek azdırdığı, müdahale ettirmeyerek büyüttüğü, terörün önüne
çıkabilecek sivil unsurları da birer birer çeşitli suç isnatları ve
bahanelerle sindirdiği, bu şekilde terör örgütü pkknın güçlenmesine mahal
verdiği düşüncesindeyim.
Ankara'nın göbeğinde bayrak indirilebiliyor, Sıhhiye’de ne idüğü belirsiz
yaklaşık beş bin kişi "biji apo, biji kürdistan" diye böğürebiliyorsa,agıri
jiyan denen teröristin konserinde, yine Ankara'da (dikkatinizi çekerim,
halen daha başkentimiz) yaklaşık on bin kişi aynı şekilde
bağırabiliyorsa,hepimizin az çok bildiği üzere Türkiye'de birkaç Üniversite
dışında pkklı teröristler yuvalanabiliyor, hiç gizlenme gereği duymaksızın
propaganda yapabiliyorsa terörün çözümü için kandil dağında gezmesek
gerektir. Bunlar bizzat tanık olduğum veya ikinci ağızdan dinlediğim
olaylar. Birçoğumuz bulunduğumuz yörelerde bu olayların benzerlerini ve daha
vahimlerini görmüş veya duymuşuzdur. (Tanrı’ya şükür ki Rize’de benim
bildiğim en son geldiklerinde Rize halkı tarafından, hiç şüphesiz ki hak
ettikleri şekilde geri gönderildiler. Bu açıdan yine Tanrı’ya çok şükür ki
ben bu benzeri olaylara buralarda hiç rastlamıyorum).
Burada yine bizzat yaşadığım bir olayı sizlere olayın vardığı boyutu
anlatabilmek için nakletmek istiyorum: Geçen bahar döneminin sonunda Gazi
Üniversitesi’nde, kendi fakültemde, dönemin kapanacağı günün önceki günü,
fakültede,derste Pkk terörü için “Kürtler kendi bağımsızlığının
mücadelesini veriyor” şeklinde laflar eden bir pkklının varlığından haberdar
olduk. Gazi Üniversitesi’nin rektöre rağmen (yine Tanrı’ya şükür ki) törörü
barındırmama noktasında Rize’den kalır yanı olmadığını bilirsiniz. Hemen
araştırdık, fakülteye vardığımızda mevzubahis sürüngen sınavda idi. Bizde
sınavda bulunduğu sınıfın kapısına, kendisinin Gazi Üniversitesi’nde
barınamayacağını gereğince tebliğ etmek için beklemeye başladık.
Diyeceksiniz ki, (demeyeceğinizi umuyorum) nereden yetki aldınız, devletin
polisi jandarması var... Yetki noktasına hemen değineyim, ben Atatürk’ün
Bursa Nutku’nun bu benzeri durumlarda bana açıkça yetki verdiğine, bir Türk
genci olarak, bulunduğum mekanda hainleri barındırmamamın milli bir görev
olduğuna, her Türk’ün bunu yapması gerektiğine inanıyorum. Devletin
jandarmasına bir şey demiyorum, görevlerini hakkıyla yapıyorlar, polisi
noktasına aşağıda değineceğim. Benim gibi düşünen arkadaşlarla sınav
salonunu bir iki kez ziyaret ettik, kendisine dışarıya çıkmasını söyledim,
kısık bir ses tonuyla kabul etmediğini belirtti sülük. Ve ona çıkmadığı
taktirde olabilecekleri anlattım. Hiçbir şey demedi. Allah bana fırsat ve
ömür verirse, ona orada verdiğim sözü yerine getireceğim. Yanında kalın
sesli bir …… vardı. O da bir şeyler söyledi, ne söylediğini hatırlamıyorum
ama o sırada onun da pkklı olabileceğini düşünmüştüm. Arkadaşlar kendisini
sınavdan almayı teklif etti. Rahatça alabilirlikte, ama bunun o esnada sınav
olan diğer öğrencilere, sınav salonunda görevli öğretim görevlilerine ve
dahi devlete saygısızlık olacağını düşünerek kabul etmedim, nasılsa sınavda
kalacak değildi hayatının geri kalan kısmında. Koridorda beklerken okulun
güvenlik görevlileri ilişti gözüme koridorun başında. Pek şüphelenmedim,
arada gezerlerdi. Bana “bir durum var mı” diye sordular, ben de “yok” dedim.
Az sonra daha önce bir-ikisine bahçede de sık sık rastladığım sivil polisler
geldi koridora. Her halde sülük içeride telefonla öldürmek için can attığı
Türk polisini yardıma çağırmıştı. Polisler de gelip bir durum var mı diye
sordu, yine “yok” dedim, ama onlar (ciğerimi yakarak) pkklının sınavını
bitirmesini beklediler, bitirince de alıp, bizden korumak için okuldan
uzaklaştırdılar. Allah biliyor ya, o sürüngen vatan hainini benden, ne kendi
güvenliğini korumaktan aciz güvenlik, ne de polis koruyabilirdi. Polisin ve
güvenliğin Türk Devleti’ni temsil etmesi nedeniyle içimiz kan ağlayarak
hiçbir şey yapmadık. Polis gelince biz de bahçeye indik…
.Pkklıyı dövmekle nereye varacağımızı soracaklar, düşünecekler olacaktır.
Bir Karadenizli olarak, “dövmeyerek nereye varacağız?” diye sorarım. Yani
pkklı orada biz de yanında yaşamaya devam mı edelim? Hiçbir tepkimiz olmasın
mı? Bir- iki- üç dövünce -tarih göstermiştir ki- artık okula gelmiyorlar.
Okulda ben varım, nereye gideceği beni enterese etmez, kızıl tamuya kadar
yolu var, en azından kapımın önünü temiz tutarım bu pisliklerden. Polis
devletin polisi de, okul devletin okulu değil mi? diye de sorabilirsiniz.
Okulda müdahale ettiğinize, polisin yanında-okulda da müdahale etmeniz
gerekmiyor mu? diye de devam edebilirsiniz. Cevaben polisten sülüğü alırken
polisle çatışmamın gerekebileceğini, polisin şahsına saygımdan değil,
gönderdeki bayrağa saygımdan bunu yapmayacağımı belirtmek isterim...
Sürüngeni bir-iki polis koruyarak uzaklaştırırken birkaçıyla konuşma
imkanımız oldu. Pkklı olduğunu onlar da biliyormuş. “Neden çocuğu
sıkıştırıyorsunuz, Kürtler de bu vatanın evlatları, senden-benden milliyetçi
Kürt tanıdım, onlar da vergi veriyor, bu fakültede en az senin kadar okumaya
hakları var” dedi bir tanesi hararetle. Kendisine sorunumuzun Kürtlerle
değil pkk ile olduğunu, bizim gibi düşünen ve düşünmeyen onlarca Kürdün bu
fakültede hiçbir rahatsızlık yaşamadan okuduğunu, bahçede görebildiğim Kürt
öğrencileri elimle göstererek uzun uzun anlattım. Yine aynı polis amca bana,
dikkatinizi çekerim, Avrupa Birliği yandaş ve yaltakçılarının ağzı ile,
“suç oluşmadan bir kimsenin pkklı olup olmadığına karar veremeyeceğimizi,
kaldı ki, pkklı olduğunu bilsek bile, müdahale hak ve yetkimizin olmadığını,
müdahale edersek bunun suç teşkil edeceğini ve bunun için devlet
birimlerince cezai işleme tabi tutulacağımızı, işimizin okulu bitirmek
olduğunu vs. söyledi. Ayrıca kendileri de bütün üniversitelerdeki bütün
pkklıları biliyor, sözüm ona gece dörtte operasyon yapıyorlarmış.
Bu durum üzerine “buyurun cenaze namazına” sözü bile az gelse gerektir.
Pirincin taşını ayıklamaya sözün başından başlayalım, gördüğünüz üzere
taştan gayrisi de yok bu Aksu polisinde. Öncelikle suç oluşmadan pkklı olup
olmadığına karar veremiyormuşuz. Evet, sınıf içerisinde pkk propagandası
yapıp Kızılay meydanında polisi kaldırım taşları ile taşlaması yetmiyor
yani. Birkaç sivil veya asker öldürmesi gerek pkklı olabilmesi için. (Bu pkk
mantığı, pkkda da asker veya sivil öldürmeden rütbe verilmediğini
duymuştum.) “Suç oluşsa bile, müdahale yetkimiz yok”muş. Bu söz üzerine
milletini- vatanını seven her Türk ağlasa gerektir ülkenin düştüğü duruma.
Anladığım benim, Pkklı birkaç sivil veya askeri öldürse bile bizim ona
müdahale hak ve yetkimiz yok yani zat-ı muhtereme göre. Yani biz bir tek pkk
sülüğünü bile bir veya birkaç can alıp bu durumun kanıtlanmasını beklemeden,
yasa önünde yargılayamayacağız…Gerçekten saçımızı yolaraktan ağlasak
gerektir…Terörle mücadelede başarı kazanmak böyle yumuşak kanun ve en hafif
ifade ile “iyi niyetli” polisle mümkün değildir.Müdahale yetkimin ancak
Polisin görevini hakkıyla yaptığında olmadığını düşüneceğim. Ben terörde
yakınımı kaybettim ve otuz bin şehit de benim yakınım gibi yüreğimi
yakmaktadır. Hangi kanun pkklı it sürüsüne Türk asker ve sivillerini
katletme yetkisini vermiştir? Yukarıda Ankara’nın durumundan biraz
bahsetmiştim, teröristlerin açıkça gövde gösterisi yaptığı ve polisin
müdahale etmediği bir ülkede, benim buz gibi de yetkim vardır. Gelecek bir
mayısta polis dağda ateş ettiği eşkıyalara, haklı olarak, Sıhhiye’de de ateş
eder, en azından bu şekilde eylem yapmalarını engeller ve yasa önünde bu
insan bozuntularını vatan hainliği suçundan yargılanırsa, Türkiye her
yerinde, her kurumunda, terörle mücadelede bu mantık esas alınırsa, o zaman
benim yetkimin bittiğine inanırım. Aksi taktirde, Aksu dahil, kimse kusura
bakmasın, benim buz gibi de yetkim vardır ve elimden geldiği ölçüde, Tanrı
izin verdiği kadar kullanmaya devam edeceğim… Devam ediyorum zat-ı
muhteremin dingir-demelerinden.. “Müdahale edersek bu suç olacakmış”..
Üzerinize afiyet “vay anasına sayın seyirciler” demek isterim. Demek pkklıya
müdahale “suç” imiş. Hiçbir şey aklıma gelmiyor olayın vahametini açıklamak
için, ki zaten anlayana gayet de açık zaten. “Müdahale edersek cezai işleme
tabi tutulabilirmişiz”.. Sizden rica ediyorum arkadaşlar, internette iseniz
lütfen “Atatürk’ün Bursa Nutku’na bakınız ve Mustafa Kemal Atatürk’ün
büyüklüğünü, ileri görüşlülüğünü ve işaret ettiği Türk gençliğini yukarıda
polisin bana söylediği cümle ışığında değerlendiriniz. İnternette değilseniz
de mutlaka unutmayıp bakınız… Polis bu cümleyi bir şeyler anlatıp arada
vurguluyordu. Ona “hiç sıkıntı değil” dedim. Yani Pkklıyı dövdüm müydü hapse
atacaklar, öyle mi.. O hapis Allah’a yemin olsun ki bana cennet gibi gelir.
Tabi bunu polise söylemedim. Ona bir Türk’ü, hele Türk askerini öldürme
ihtimali bulunanın dahi yaşamasının gereksizliğinden söz ettim. Cezai işleme
tabi tutulacakmışım.. Polisin görevi önce binlerce Türk’ü şehit eden, Türk
ülkesine milyarlarca dolarlık zarar veren, Türk ülkesinin gelişmesini
engelleyen ve siyasi manevra alanını daima daraltan ve dahi sayamadığım
onlarca alanda Türk Ülkesi’ne zarar veren pkklı teröristleri yakalayıp hapse
atmak olsa gerektir. Benim mantığım buna çalışıyor. Ve hainleri çok da
araması gerekmez, sokaklarda biraz gezse, bir iki Kızılay’a gitse bulur. Ama
ben cezai işleme tabi tutulabilirmişim. Evet.. O sülük gelecek sene de orda
olacaktır. Ve mutlaka, Aksu bile gelip onu korusa dahi, o sürüngen hak
ettiği cezayı Tanrı bize izin verirse, görecek. Ve dediğim gibi, cezai
işleme tabi tutulursam, o hapise öz düğünüme gider gibi giderim.. İnanıyorum
ki, o sülüklerden biri veya bir kaçı yeniden o okula, o fakülteye gelirse,
onu o fakültede okutmamak adına öz düğününe gider gibi hapise gidebilecek
Bozkurtlar orada olacaktır.
Bu noktada Lise yıllarımda yaşadığım bir olayı da anlatmak isterim. Rize
Anadolu Lisesi lise 2. sınıfta iken bizim sınıfta bir DHKP-C ’li sülük var
idi.(Şu anda Hacettepe Üniversitesi Türk Halk Bilimi Bölümü öğrencisi, en
son bir eyleme gördüm kendisini Ankara’da) Rize’de soyları tükendi ya,
piyango bana vurmuş. Bu sülük dersin birinde Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ ’e
hakaret etme cüretinde bulundu, bulununca gereğince tarafımızdan
cezalandırıldı. Bu olay idareye yansıdı. O zamanlar “Saddam” dediğimiz,
komünist olduğu herkesçe bilinen bir müdür yardımcımız vardı. Beni odasına
çağırıp, okulun siyaset yeri olmadığını uzun uzadıya anlattı, “seni okuldan
gönderirim, gidip istediğin yerde okursun” dedi. Ben de kendisine beni
okuldan yetkileri dahilinde gönderebileceğini, ancak kendisi okuldan gitse
bile, Başbuğ TÜRKEŞ’e hakaret edecek birinin bu okulda mutlaka
cezalandırılacağından emin olması gerektiğini, bu açıdan benim sürekli
okulda bulunacağımı uygun dille anlattım. Kızıp bağırdı, ama ceza falan
vermedi. Son geldiğimde duydum Samsun’a gitmiş. Çok sevindim. Okulda nefes
alması bize bela idi. Beni daha da çok sevindirecek bir vakıayı bir hafta
kadar önce yaşadım. Rize Ocak’ta Anadolu Lisesi Teşkilatı Başkanını gördüm..
Ve gördüm ki Saddam’a söylediğimde haklı imişim. Bozkurtlar Anadolu
Lisesi’nde bizi aratmayacak, hatta kıskandıracak kadar kuvvetlenmişler. Aynı
adamlıkta duruyorlar. Ve saddam gitmiş. Tarihin Gazi Üniversitesi Fen-
Edebiyat Fakültesi’de de tekerrür edeceğine inanıyorum.
Polisin dediği “işiniz okulu bitirmektir” sözüne gelince, elbette işimiz
okulu bitirmek, ama ben öğrencilikten önce bir Türk olduğumu biliyorum. Ve
okulu bir Türk olarak bitirmek niyetindeyim. Çakalların yanımda barınmasına
müsaade ederek okulu bitirmek yerine, bitirmemeyi tercih ederim.
Ve arkadaşlar, işitin, bu bir espri değildir, Polis “Türkiye’de bütün
üniversitelerdeki bütün pkklıları biliyormuş. Biraz güldükten sonra yazıyı
okumaya devam ettiğinizi düşünüyorum. Neresinden başlasam ki. Madem
biliyorsunuz bu Pkk’lıları, bu Pkk mı terörist değil, ben duymadan yasalar
mı değişti, yoksa pkk diye, bildiğim terör örgütüyle alakası olmayan bir
sivil toplum kuruluşu mu var, kanaryaları koruma derneği gibi falan. Yani
pkklıları biliyorsunuz, siz de polissiniz, ve hiçbir şey de yapmıyorsunuz.
Bana cezai işleme tabi tutulabilirsin demek dışında. Ben de biliyorum ki, şu
saat itibarı ile (12:35) elime telefonumu alıp Türkiye’nin hemen her yerinde
bulunan arkadaşlarıma mesaj atsam, bir saat sonraya Türkiye
üniversitelerinin yaklaşık 4’te 3’ünde yaklaşık ne kadar pkklı var
öğrenirim. Bu işe iki haftamı ayırsam, bütün üniversiteler hakkında
ayrıntılı rapor yazarım. Ve bir yıl bu iş için çalışsam pkklıların
birçoğunun ismini, bütün üniversitelerdeki sayılarını, maddi kaynaklarını,
birçoğunun evini bulurum. Çünkü bunlar gizli değil. Ankara Üniversitesi Dil-
Tarih-Coğrafya Fakültesine zahmet edip giderlerse pkklıları ve teröristin
birçok çeşidini orada görürler. Polisin zahmet edip o araştırmayı dahi
yapmadığı düşüncesindeyim. Nasılsa suç oluşmadan, yani pkk’lı bir veya
birden çok asker veya sivil öldürüp bunun kanun önünde kanıtlanmaması
durumundan önce hiçbir şey yapamayacaklar. Gel gelelim, “gece 4’te
operasyonlar yapılıp pkklıların alındığına”.. Unutmadan, bunun da bir espri
olmadığını, bilakis polisin öz ağzıyla bu yalanı bana söylediğini
söylemeliyim. Yalan diyorum çünkü, bu pkklıların Internet sitelerinde sözün
gelişi okulun önünden polis geçtiği gün yağmur yağsa sitede yer alır ve
basarlar yaygarayı “faşist polisi okulda istemiyoruz, yağmur yağdırıyor“
diyerekten. İnternette en az haftada bir gün bu pkklıların sitelerinde
geziniyorum. Polisten uzun zamandır pek de rahatsızlarmış gibi
görünmüyorlar. Niye rahatsız olsunlar ki kendilerini koruyan polisten.
Polisin görevi kendilerini dövdüm müydü beni hapse atmak. Bunu biliyorlar.
Ayrıca bana polis emir kuluyuz, bize verilen emir bu yönde, bu meslek bizim
ekmek kapımız, ne yapalım gibi bir şeyler söyledi. Bu bana içim acıyarak
mantıklı geldi. Kendisine niye size verilen emir bu yönde diyemedim, çünkü
vereceği cevabı biliyordum, sormadım. Yani kendilerine verilen emrin pkklıyı
korumak olduğunu, bu iş için para aldığını mı söylemeye çalışmıştı, doğrusu
ben pkklıları yakalayıp yargı önüne çıkarmak veya yakalamayıp öldürmek
olduğunu sanıyordum, yanılmışım…
Bu habere benzer haberler: Bu kategoride yeni haberler:
Yorum () |
|
|
|
|
|