Prof.Dr. İbrahim Arslanoğlu

 
Rektörlük Seçimleri
 
Diğer Yazıları

Mehmet Derebeyoğlu

 
Ergenekon Çıkış
 
Diğer Yazıları

Muhammet Yılmaz

 
Örtülen Tarih
 
Diğer Yazıları

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Verimli Bir Sanat Eğitimi İçin... Yazdır E-posta
Pazar, 11 Mayıs 2008

Verimli Bir Sanat Eğitimi İçin

Plastik Sanat Eğitimi Bölümü

 

Prof. Ahmet Atan

 

www.ahmetatan.com

 

                                                                 istanbul 80*60cm t.ü.y.b

 

 

 

1.GİRİŞ:

 

Sanat Eğitiminde “yeni yaklaşımlar” değişmeyen bir süreçtir. Eskiden beri yeni yaklaşımlar konusunda çok az yapılan bilimsel tartışmaların son derece sonuçsuz kaldığı sanat eğitimi alanı, çağın gereği olarak genel eğitim dizgesi içerisinde –yeterince algılanmasa da- önemli bir yer tutar. Bu nedenle Eğitim sistemi içerisinde “Plastik Sanat Eğitiminde yeni yaklaşımlar olgusu”nun önemle ele alınması gerekir. Yeni bir çağa geçiş süreci yaşanırken, sanayileşmesini tamamlamış ülkeler, “Bilgi toplumu”, ”öğrenen toplum” gibi ifadelerle tanımlanmaktadır. Bilgi çağında öğrenen toplumlar, sınır tanımayan hızlı bir bilgiye erişimin, bütün dengeleri alt-üst eden ivmesine tanık oluyor. Ancak günümüze damgasını vuran olgu, tarihin hiçbir zaman kaydetmediği kadar yüksek ivmeli bir değişim olgusudur. Toplumlar, ekonomik, kültürel, bilimsel ve teknolojik alanlarda değişme ve gelişme gösterirken sanat eğitimi de bu değişimlere koşut olarak çeşitli aşamalardan geçerek bugüne ulaşmıştır.

 

Eğitim sistemi, mevcut olanı koruyan değil, çağın gereklerine göre onu geliştiren ve değiştiren, yenileyen bir tasarım ve uygulayım biçimidir. Yöntembilimsel bir üst kurum işlevi ile sanat eğitimini yönlendirici niteliği ile; genel eğitim dizgesi içerisinde eriyen ya da eritilen konumundan çıkarmalıdır.

 

İnsanlar arası bilgiye erişim, bireysel istem ve beklentilerin sınır tanımazlığı, çok yönlü düşünebilmeyi, sanat eğitiminde de demokratlaşmayı gerektirmektedir. Kalıplaşmaların etkisini yitirmeye başladığı bilgi çağında sanat eğitimcileri, tüm dünya kültürlerine açık olmuş ve bu kültürlerin inceliklerinden yararlanmasını bilmiştir.

 

Sanat eğitimi, doğanın şifrelerini doğal bir biçimde deşifre etme eğitimidir. Doğanın dilini sanatın diline çevirmek etkinliği, bir anlamda simgesel oyun içine girmektir. Doğa laboratuarı, beyin laboratuarı, palet (renk) laboratuarı bileşkesi sonucunda yapılan tasarım ve uygulayımın, “doğadan ama doğa olmayan” bir yöntembilimsel sanat olgusudur.

 

Gerek teknik, gerekse sanat ve estetik bağlamda, bilgi çağında gelişen iletişim olanaklarının zenginliği ve çağdaş entelektüel düzeydeki yeni bilgilenme kaynaklarının çoğulluğu, bilgiye kolay erişimin doğal sonucu olarak, özgürlüğün ve özgünlüğün sanat eğitimindeki rolünü vazgeçilmez bir unsur olarak ortaya koymaktadır.

 

Bildiri beş amaç gütmektedir:

 

1.                  Öğrenci, Sanat Eğitiminin hedef kitlesidir. Sanat Eğitiminin hedef kitlesi olan Öğrenci açısından özgürlüğün ve özgünlüğün ortaya çıkması için sonuç ve öneriler konusunda durum değerlendirilmesi.

2.                  Program, Sanat Eğitiminin sistematize edilmiş biçimidir. Sanat Eğitiminin sistematize edilmiş biçimi olan program konusunda durum değerlendirilmesi.

3.                  Yönetim, Sanat Eğitiminin Karar Organı ve ortam hazırlayıcısıdırlar. Sanat Eğitiminin Karar Organı ve ortam hazırlayıcısı konumunda olan Yönetim ve ilişkiler konusunda durum değerlendirilmesi.

4.                  Personel, Sanat Eğitiminin uygulayıcısıdırlar. Sanat Eğitiminin uygulayıcısı ve sorumluları olan personel (Teorik ve uygulamalı ders veren öğretim elemanları) konusunda durum değerlendirilmesi.

5.                  Dershane ve Atelye, Sanat Eğitiminin fiziki tesisleridir. Sanat Eğitiminin fiziki tesisleri konumunda olan Dershane ve atelyeler konusunda durum değerlendirilmesi.

6.                  Mali Kaynak, Sanat Eğitiminin, tasarruf edilemeyeceği Finansman’dır. Sanat Eğitiminin, tasarruf edilemeyeceği Finansman olan Mali kaynak konusunda durum değerlendirilmesi.

7.                  Teorik ve Uygulama, Sanat Eğitiminin bilgi deneyim kaynağıdır. Sanat Eğitiminin teorik ve uygulamada bilgi deneyim ve tecrübe kaynağı konusunda durum değerlendirilmesi..

8.                  Kurumsal boyut, Sanat Eğitiminin ilgili kurumlar grubudur. Sanat Eğitiminin ilgili kurumlar grubu olan tabandan tavana Kurumsal boyut konusunda durum değerlendirilmesi..

9.                  Başarı, Sanat Eğitiminin varmak zorunda olduğu sonuçtur. Başarı, Sanat Eğitiminin varmak zorunda olduğu kaçınılmaz olması gereken başarılı sonuç konusunda durum değerlendirilmesi.

 

1.     SANAT EĞİTİMİNİN HEDEF KİTLESİ OLAN ÖĞRENCİ:

                                                                                                                                                  

         Sanat Eğitiminin hedef kitlesi “öğrenci” grubudur. Sanat eğitimi siteminin işlevsel olarak yapılaştırılmasında bu temel hedef kitlesi olan öğrenci grubu, fizyolojik, psikolojik, bilimsel ve kültürel gelişim düzeyi, sahip oldukları nitelikler açısından eğitimciler tarafından çok iyi tanınması gerekir. Her çocuğun kendine özgü özellikleri olduğu bir gerçektir. Bireyleri benzemez yapan bu özellikleridir.  Beklentilerin gerçekleşmesi için öğrencinin neyi, nasıl, ne kadar alabileceğinin bilinmesi, hedef kitle olan bu öğrenci grubunun sosyo-ekonomik durumu, sanatının gerekliliğini kavrama düzeylerinin dikkate alınması gerekir. Sanat eğitiminin temel ilkelerinden biri de; ”Öğrenciyi bilimsel ve sanatsal merkezli, araştırma ve inceleme yolculuğuna çıkarmak gerekir”.

 

         Sanat öğrencisinin içinde, bir değil birçok yetenek, birçok güç vardır. Ancak kendisini geliştirmek durumunda olan sanat öğrencisi, aldığı sanat eğitimi yöntemi ile yalnız birini en iyi şekilde geliştirir. İşte sanat öğrencisinin eğitim sürecinde, sanat eğitimcisinin yaklaşımı çok önemlidir. Sanat öğrencisine zamanına ve yerine göre tanınacak kimlik, ona özgür olma hissini verecek: Bu özgür ortamda, sanat öğrencisi, cesaretle özgün eserlerini ortaya koyma sürecine girecektir.

 

         Eğitim, tanım olarak insana davranış kazandırma biçimidir (Dewey,J.,1958). Aslında doğada her canlının ana ve babasından almış olduğu bir eğitim tarzı vardır, ancak insanın eğitimi bilinçli ve sistematik bir eğitimdir. Diğer canlılarda olduğu gibi genetik yollarla bir eğitim tarzı kullanmaz. Aile çevresi, dış çevre olarak iki yerde birden eğitime tabi tutulur, aile eğitim ana babanın çocuğuna vermiş olduğu hayatta kalma eğitimi olabilir. Okul ise, bilim ve sanat bilgilerini sistemli olarak öğretmeyi amaçlar, İnsanın ihtiyaçlar sıralamasında, birinci amaç karnını doyurmak, barınmak ve üretmektir. Yani hayatta kalmaktır. İkinci kademede, çeşitli eğitim faaliyetleri ve sanat yer alır, bu bilgiler içerisinde sanat önemli bir yer tutar, çünkü çocuğun ileriye dönük ilgi alanı sanat eğitiminde ortaya çıkabilir. Özellikle 20. yüzyılın başından itibaren sanat eğitimi okullarda belirgin bir ağırlık kazanmaya başlamış ve gittikçe etkinliğini arttırmıştır. Artık günümüzde tüm eğitim kademelerinde sanat eğitimi düzenli bir biçimde öğrencilere verilmektedir.[1]

 

Platon’un günümüzde halen etkisini sürdürdüğü temel kuramı doğrultusunda; ”estetik eğitim, eğitimin temelidir”. Bu görüşten yola çıkılırsa; “sanat eğitimi, eğitimin temelidir” gibi bir yaklaşım çok iddialı tez olmasa gerek. Güzel’e ve estetik’e dayalı olması yanında tasarım ve uygulayım bağlamında bireyin kendi özgüvenini sağlaması açısından sanat eğitiminin tüm eğitim sisteminin başlangıcını oluşturması dikkate alınması gerekir. Dünyanın estetik özümsemesinin, sanatın sınırlarını aşacağını, sanatsal yaratıyı kapsamına aldığı gibi, gerçeklik karşısında insanın koyduğu estetik tavrın daha başka yönlerini içereceğini kabul eden görüşler de vardır. Her durumda; sanat, tarih boyunca estetiğin başta gelen konusu olmuştur. Bilimsel öğretide estetiğin temel ilkelerinin her şeyden önce, sanatsal pratiğin genelleştirilmesine dayanmasının nedeni de budur. Estetiğin asli görevi, modern sanatın kuramsal yorumuna girişmek, ama bunun yanı sıra da modern sanatın üzerinde belli bir etkide bulunmaktadır.

            Öğrenme ve öğretme süreçleri, bireysel davranışları geliştirmek, değiştirmek ve yönlendirmek gibi işlemlerle ilgili çok boyutlu dinamik bir olguyu ifade etmektedir.[2] İyi öğretim ve iyi öğrenme araştırmayı gerektirir. Araştırma ise soru sorma ve tartışma demektir. İyi sorular sorma kişiyi olası doğru yanıtlara götürür. Bilgi çağında, sanat eğitimi alan sanat öğrencisinin, sanatsal gelişim kaynaklarını ve onları oluşturan nedenleri iyi araştırmak ve bu güne kadar “gelinen aşamayı aşmak gerekmektedir”. Bu bağlamda yeni durumlara, yeni sorunlara, değişik olay ve olgulara yönelmek gereği ortaya çıkmaktadır. Bu fenomenin araştırma ve geliştirme merkezleri de sanat eğitimi veren yüksek öğretim ve eğitim kurumlarıdır. H. READ "estetik duyarlılığın eğitilmesi, eğitimin en önemli ve temel görevlerinden biridir" der. Bu görevde öğrenciye yaklaşım biçimi önemlidir. İnsandaki enerjiyi, yaratma isteğini bir yere kanalize etmek eğitimle olur. Burada önemli olan bu enerjinin doğru alana kanalize edilmesidir. İşte genelleme yapacak olursak Bilim Eğitiminin yanında Sanat Eğitimi de bu nedenle gereklidir. H. READ " iyi sanat eseri yaratılması değil, daha iyi insanlar ve toplumlar yaratılması amaç edilmelidir" der.[3]

 

            Eğitpolitik bağlamda Milli Eğitim politikasının gelişmeye açık, sağlam  ve kalıcı bir zemine oturtulması ile, uzun vadede öğrenci yetiştirmeye yönelik yapı daha fonksiyonel olacaktır. Öğrencilerin işlenmeyi bekleyen tasarım ve uygulayım güçleri sanat eğitimi politikasının yeniden ve daha ciddi olarak ele alınmasını gerektirmektedir.

 

2.         SANAT EĞİTİMİNİN SİSEMATİZE EDİLMİŞ BİÇİMİ OLAN PROGRAM:

 

Genel eğitim uygulamaları, kurallı ve sistematik bir yaklaşımla, örgün ve yaygın biçimde  yürütülmeye çalışılırken, sanat eğitiminin özgün yönleri kabul edilmekle beraber, genel eğitim dizgesi içerisindeki program hazırlarken önemli konumu göz ardı edilmiştir. Bu bağlamda, günümüze kadar  çözülmüş olması gereken sanat eğitimi problemi, uygulanan eğitim modeli kapsamında halen çözüm beklemektedir. Çağdaş  ve nitelikli sanat eğitimi verme konusunda- bilgi çağına uyarlanmış biçimiyle- bireysel açıdan özgürlüğün ve özgünlüğün ortaya çıkması için program aşamasında önemsenmesine gereksinim vardır.

 

1960’lı yıllardan başlayarak sanat eğitimi, kuramsal ve kılgısal boyutlarda kendi amaçlarını gerçekleştirmek, programlarda hak ettiği yeri almak yolunda bir değişim süreci içine girmiştir. Bu değişimin ilkeleri: 1. Sanat Eğitimi temeli sanat olan bir disiplin alanıdır..… 4. Sanat öteki disiplin alanlar gibi iyi hazırlanmış öğretim programları, sürekliliği ve ardıllığı olan bir öğretim süreci, etkili öğreticilik ve yeterli güdüleme ortamı ile her öğrenciye öğretilir…[4] Gelişimini büyük çoğunlukla tamamlamış Batılı olarak tanımlanan bir çok ülkede; Sanat Eğitimi ve Resim-İş eğitim programı, Öğrenme-öğretme etkinliklerini ve eğitime yönelik süreci içeren bir planı hazırlamada iyinin iyisi ve en iyisi için çaba gösterilirken, Türkiye’de de bu konuda iyimser gelişmeler olmaktadır.

 

Sanat Eğitimi Programı, Sanat Eğitimi amaçlarına uygun tüm etkinlikleri kapsamalıdır. Bu bağlamada program hazırlama aşamasında 1) Program yapamaya başlamadan amaca en uygun bir biçimde önceden iyi hazırlanma, 2) Programı hazırlayan ilgili yönetici öğretmen öğretim elemanı ile icra edici konumunda olan sanat eğitimcisi ya da Resim Öğretmeni ile eşgüdüm içinde detaylar konusunda uzlaşarak planlama yapma, 3) Teorik bilgi kaynakları olan, kitap, dergiye dayalı bilgi kaynaklarının arşivlenmesi, bilgi bankası oluşturulması konusunda programlar hazırlanması, 4) Bilgisayar destekli sanat eğitiminin gerçekleştirilmesini temel alan programlar üzerinde yoğunlaşılması, 5) Bu program doğrultusunda çalışacak yeterliğe sahip öğretim elemanı yetiştirilmesinin gündeme getirilmesi, bu fikir doğrultusunda sistematik çalışmaların başlatılması gerekir. Çünkü Sanat bilgiyi, bilgi teknolojiyi üretmekte, teknoloji de üretilen bilginin olgunlaşmasını ve bilginin yaygınlaşmasını sağlamaktadır. sanat alanında ”bilgi” sanatın kuramsallaşmasıdır. Sanat eğitiminin amacı sanatsal olana ulaşmak değildir. Sanatsal olana ulaşmak sanatın amacıdır. Sanat eğitiminin amacı bireye ulaşmaktır. Bu nedenden dolayı sanat eğitimi, bireyin ihtiyacına cevap verecek nitelikte oluşturulmalıdır ve uygulanmalıdır. Bireyin ihtiyacına cevap verecek bir sanat eğitimi programının oluşturulması bireyi iyi tanımakla ve isteklerini bilmekle ilintilidir. Bireyi tanımak ve isteklerini bilmek onu ve çevresini tanımak ve bunlar hakkında bilgi edinmekle mümkündür. Bu doğrultuda bireyin ihtiyaçları (eksiklikleri) ve beklentilerinin belirlenmesi ve bunları giderecek bir sanat eğitim programı ile kaynaştırılması bireyin mutluluğunu sağlayabilecektir. Mutluluğu sağlanan birey ise toplumda sağlıklı (bedensel, ruhsal vb. açıdan) bir birey olabilecek ve toplumun da sağlıklı olmasına neden olabilecektir.[5] 

 

         Programlar hazırlanırken; konuya göre, eyleme göre (isteklere göre), kapsama göre (proje), çerçeve programlar (amaç ve ilkeler)olarak gerçekleştirilir. Sanat Eğitimi programlarında kullanılacak genel sanat dilinin yanında ülke geçmişi, koşulları ve geleneği üzerine kurulurken, ulusal boyut uluslararası boyutla zenginleştirilmelidir. Bilgi ve becerinin birleştirimi olan eğitim, ulusal ve uluslararası tırmanışın en önemli basamağıdır. (M. ERBAY)[6]

 

         Her ulusun kendi ekonomik, politik, toplumsal ve kültürel koşulları sanat eğitiminin de bu ülkelerde farklı gelişimine neden olmuştur. Ancak kimi Batılı uluslarda gözlenen hızlı endüstrileşme, bilimsel araştırmalar, teknolojik devrimler ve en önemlisi iletişim alanındaki gelişme uluslararası kültür etkileşimini de hızlandırmıştır. Bu nedenle sanat eğitimi  okul programlarındaki yeri, amacı, içeriği ve yöntemiyle her ülkede ayrılıklar gösterse de genel yaklaşımlar açısından yine de bir uluslar arası beraberlik gözlenmektedir.[7]

 

3. SANAT EĞİTİMİNİN KARAR ORGANI VE ORTAM HAZIRLAYCILARI OLAN YÖNETİM :

 

Sanat eğitimi verme “arayışı”, bilgi çağının ve bilincin ürünüdür. Bilgi çağında, sanat eğitimi için, sanatın ve sanatçının dilini anlayan, sempati ile yaklaşımda bulunan, onlardan gelecek mesaj sinyallerini çözümleyebilecek, Yöneticiler ile sanat eğitimcilerinin yüksek düzeyde fikir birliği içerisinde olmalarının sağlanması gerekir. Öğrenci, doğal olarak en son gelişmeleri göz önünde bulundurarak yenilikleri tanımayı, tanıtmayı, ilk öğreneni ve öğreteni olmayı ister. Bu nedenle çağcıl gelişimlere açık bir sanat eğitimcisi için teknolojik araç-gereçlerle işbirliği kaçınılmaz bir durumdur.  Bunun sağlanması için Yöneticiler ile yönetilenler arasında aktif bir işbirliği gerekir. Sanat Eğitimini amacına uygun olarak gerçekleştirebilmek için: 1) Yönetim, 2) Eğitim Bireyleri (Öğretim Elemanları, 3) Öğrenci, 4) Hizmetli personel arasında ilişkilerin bilgi, problem ve çözüm önerileri konusunda sistematik bir diyalogu gerekir. Sanat eğitiminin getirdiği tasarım-uygulayım gücünün geliştirilmesi için; sanat eğitimcisi-sanat öğrencisi ile beraber, öncelikle özellikle sorumlu yönetimin sanata olan yakınlığı ile ilgilidir. Bir eğitim sistemini iyi tanıyabilmek için sistemde uygulanması gereken bu sürecin kavramsal, yapısal, örgütsel ve yönetimsel boyutlar açısından bilinmesi gerekir.[8]

 

Etki ve yetki kullanımına açık birimlerin, konuyu çatışma noktasına getirmemeleri  gerekir. İyi irdelenmiş ve sanat eğitiminin çağa uyarlanış özelliklerini yaşayarak uygulayan kurum yetkililerinin uyum içinde çalışmaları önemlidir.

 

İdarecilik motive etmedir, güdülemedir, teşvik etmektir. Nasıl iyi bir profesör iyi bir yönetici olacak demek değilse, iyi bir sanatçı da iyi bir sanat eğitimcisi olacak anlamına gelmez. Çünkü, bunlarda ayrı bir özellik ve birikim ister. Nitekim iyi, başarılı bir eğitimin ilk nüvesini öncelikle idareciler ve sonra da eğitimciler oluşturur.[9]

 

4. SANAT EĞİTİMİNİN UYGULAYICSI VE SORUMLULARI OLAN PERSONEL:

 

Bilgi, bilinç ve dürtülerin” dengede olmasından oluşan ruhsal özgürlük, sanat eğitiminde, tasarım-uygulayım gücünün geliştirilmesine ortam hazırlar. Günümüzde sanat eğitiminin  önem kazanması, tasarım gücünün, teknolojiye paralel olarak uygulama alanı bulması ile de ilgilidir. Çağa adını veren bilgi trendinin hızla yükselmesi, basılı olduğu kadar görsel yolla bilgiye erişimin etkinleşmesi, güzel sanatlar eğitimi alanında tasarım ve uygulayım yetisinin geliştirilmesi için yeterli çabanın gösterilmesine gereksinim vardır.

 

Çağdaş Sanat Eğitimi, bütün olumsuzlukları okul düzeyinde yaşayan Resim-İş öğretmenleri için gerçekten bir soluk almadır. Ülkemizin kültürel düzeyi düşünüldüğünde ise, büyük bir gereksinimdir. Batıda Sanat Eğitiminde, gelişimin bir halkası olarak ortaya çıkan “Sanatta Eğitim” görüşüne ülkemizde bir başlangıç, bir zorunluluk olarak yaklaşılması gerektiğine inanmaktayım.[10]

 

Öğretmenlik bir sanattır, bir maharettir. İyi bir sanatçı olmak veya iyi bir donanım ve tam bir materyal düzeneği, kaliteli bir sanat eğitimi ortamı oluşturmaya yetmez. Ne araç gereç bolluğu ne uzmanlarca hazırlanan en iyi müfredatlar, ne uygun çalışma ortamı ve nede yeterli süre, hiç biri iyi yetişmiş bir sanat eğitimcisinin yerini tutamaz. Bundan dolayı bireyin kişilik temellerinin oluşum evresi olan okul öncesi eğitim kurumlarında görev yapacak sanat eğitimcilerinin kendi alanlarında çok iyi bir donanıma sahip olmalıdırlar. [11]

 

VII. milli Eğitim Şurasında Resim-İş öğretimindeki durum çok açık bir biçimde şöyle dile getirilir:”Bugün çeşitli kademelerdeki bütün okullarımızda bir resim öğretiminin mevcudiyeti nasıl bir gerçekse, bu öğretimin ileri milletler seviyesinde olmadığı da o derece bir gerçektir. Bu hal, dünyanın her tarafına yayılmakta olan modern resim öğretiminin gerçek anlamda ele alınmamış ve öğretimindeki esaslı rolün yeteri kadar anlaşılamamış olmasının tabii bir sonucudur.[12]

 

5. SANAT EĞİTİMİNİN FİZİKİ TESİSLERİ OLAN DERSANE VE ATELYE:

 

         Fiziki tesisler olan dershane ve atelyelerin oluşumunu hazırlayan nedenler; Sanat Eğitiminin temel ve genel amaçlarıdır. Sanat Eğitimi sistemini yapılaştırmada göz önüne alınan temel esaslar ile amaçlar, ilkeler ve alan uygulama etkinlikleri, fiziki tesisler olan dershane ve atelyelerin oluşumunu etkilemek ve yönlendirmektedir. Bu ortamın yapılanmasında, sanat eğitimi sistemine özgü tesisler hazırlamak gereği vardır. Sanat Eğitiminden geçen öğrenciler uygulamalı derslerde, zaman ve mekan açısından genelde serbest çalışma yaptıklarından, fiziki ortamın da buna göre düzenlenmesi gerekmektedir. Aynı Atelye içinde hızlı beslenme, temizlik ve tuvalet üniteleri yer almalıdır. Bu uygulama insani ihtiyaçların kolay karşılanması yanında, zaman kaybını önlediği gibi öğrencinin tasarım ve uygulayımda bulunurken, konsantrasyonunu da bozmayacaktır.

 

Eğitim ve öğretimin amacına uygun işlenmesinde  yeni eğitim teknolojilerinin kullanılması ve geliştirilmesi gerekmektedir.[13] Sanat (resim) eğitimi derslerinin; klasik sınıf mekanlarından çok sanat dersliklerinde yapılması, öğrencilerin birerli oturtulması ve sıra-masaların “U” düzeninde yerleştirilmesiyle, başarının artacağı görülmüştür. Sanat (resim-iş) eğitimi dersinde öğretmen, uygulanan çok alanlı sanat eğitimi yöntemi gereği masasında oturmayı değil öğrencilerle birebir diyaloğu sağlayacak bir hareket güzergahını yeğlemesi ve öğrenme-öğretme sürecini hızlandırması öğretim teknolojileri ve uygun ortamın önemini vurgulamaktadır.[14]

Genel eğitim bütünlüğü içerisinde yer alan sanat (resim) eğitiminde de eğitim teknolojilerinin kullanımının bir gereksinim olduğu söylenebilir. Örneğin sanat (resim) eğitiminde eser eleştiri veya sanat tarihi dersleri, sanatın teorik boyutunu öğretmesi bakımından önemli bir alanı oluşturmaktadır. Günümüzde bu derslerin bir slayt makinesi ve kaseti olmadan veya multivizyon vb. gösterisi yapmadan anlatılmasının öğrenme açısından eksik bir uygulama olacağı ifade edilebilir. Çünkü sanat (resim) eğitimi çoğunlukla görmeye, hissetmeye ve uygulamaya dayalı bir eğitimi zorunlu kılmaktadır.[15]

         Ülkemizde ilk ve ortaöğretimde sanat (resim) dersleri yıllardır müfredat merkezci bir anlayışla yürütülür. Sanat (resim) öğretmenleri bu derslerin öğretim programlarında ön görülen konuları uygunsuz şartlarda gerçekleştirmek için çabalar dururlar. Sanat derslerinin ve bu dersleri veren sanat öğretmenlerinin önemi, velilerden diğer öğretmenlere ve yöneticilere kadar geniş bir kesim tarafından henüz tam anlamıyla kavranmamıştır. Bunun doğal bir sonucu olarak sanat derslerine gereken ilgi gösterilmemekte; buna bağlı olarak bu dersler için okullarda özel mekanlar ayrılmamakta ve gerekli fiziki altyapı oluşturulmamaktadır.[16]

 

6.      SANAT EĞİTİMİNDE FİNANSMAN:

 

         Okullarımızda araç ve gereç sağlanmasında, saklanmasında ve kullanılmasında başta parasal olmak üzere pek çok sorunla karşılaşılır. Bu sorunların başında yöneticilerin parasal kaynaklarını önemine inanmadıkları bir alan için kullanmamaları gelir.[17]

 

         Sanat Eğitiminde finansman devlet üniversitelerinde, devlet bütçesinden karşılanmaktadır. Bu sınırlı finansman kaynağının yeterli düzeye getirilmesi için yeni uygulamalara geçit verecek yasal düzenlemeler yapılmasının önemli yararı olacaktır. Döner sermaye ve vakıf birimlerinin çalışmalarını kolaylaştıracak yasa düzenlemeleri, yöneticilerin işini kolaylaştıracağı gibi, aktif çalışmalarından caydırıcı olmayacağı gibi motive edecektir.

                                                                                                                                                  

7.      SANAT EĞİTİMİNDE BİLGİ VE DENEYİM KAYNAĞI, TEORİ VE UYGULAMA:

 

         Sanat Eğitiminde teori ve uygulama, öğrenci için bilgi ve deneyim kaynağıdır. Bunun için evrensel ve ulusal normlara uygun bilgi arşivi (databank) oluşturulması, geniş kapsamlı kütüphane düzenlenmesi sanat eğitiminin amacına ulaşmasına önemli katkıda bulunacaktır. Özel sektörün de sanat yayınları konusunda teşvik edilmesi, onlarla işbirliği yapılması öğrenci işveren diyalogunu geliştirecek, gelecekte öğrenciye yeni iş alanları hazırlayacaktır. Bu bağlamda yayın evleri ile yönetim anlaşmaları ile ucuz kitap elde etmenin yollarının araştırılması bilgiye erişimi, hem öğretim elemanı hem de öğrenci açısından kolaylaştıracaktır.

         Plâstik sanatlarda, kompozisyon, birtakım elemanların birbirleriyle ilişkisinden doğar. Bu ilişkilere sanat ya da tasarım ilkeleri adı verilir, bu ilkeler her sanatçıya göre az-çok değişiklik gösterse bile bunlar bütün sanatlarda aynı ya da benzer ilkelerdir. [18] L. ERNST, "yaratıcılığın daha önce hiçbir araya gelmemiş iki kavram ya da nesneyi orijinal bir bileşim oluşturan üçüncü bir kavram ya da nesneye dönüştürme becerisi olduğunu" belirtmiştir. Yaratıcı bireyler özgürlüğüne düşkündür, yetilerini alışılmadık biçimde deneyimleyerek farklı şekilde aktarırlar. Yaratıcı birey bilgiyle donatılmalıdır. Oregon Üniversitesinden J. D. EWAN en fazla kaynaktan yararlananın en yaratıcı olduğunu iddia eder. Sentezleme ve analizi çok iyi kotaranlar daha yaratıcı bireylerdir. Yaratıcılar, olanakları zorlar. Özünde farklılık yatar. Önceden birbiriyle ilişkisi olmayan kavram ve görsel unsurlar arasında bağlantılar kurma yeteneğidir yaratıcılık. Tabii hayal gücü olmadan da düşünce üretilemez. Yaratıcı insan okuyan, gözlemleyen, dinleyen ve araştıran bireydir. Yaratıcı yöntemler; 1- Kapsamlı düşünme; birden fazla yöntem 2- Beyin fırtınası, ( A. OSBORN) grup çalışması 3- Kuluçka yöntemi; bir konu üzerinde uzunca çalıştıktan sonra dikkat başka bir konuya çevrilir. Kuluçkaya yatırılan esas konuya dönünce yaratıcılıkta sıçrama söz konusu olabilir 4- Not alma yöntemi; eskiz, karalama bir çok yaratıcı düşünce ya da buluş kağıt üzerine çabucak aktarılır. Bulunan çözümler, sürekli evrime uğrayarak gelişir ve zenginleşir. Her tür malzeme kullanılır, eskiz kağıdı, pelür, bilgisayar vs. 5- Sentez yöntemi; buluşlar çoğu kez birbiriyle çelişen, aykırı unsurların bir araya gelmesiyle ortaya çıkmıştır. ( Örn. PİCASSO'nun Kübizmin doğuşunu Afrika maskelerinden esinlendiğini söylemesi gibi ) Ayrıca bir not defterine sürekli not almak ya da yazmak ta yöntemlerden biridir, yaratıcılık adına. Daha sonra bu notlar değerlendirilir, ilişkilendirmeler yapılır. 6- Görsel incelemeler; bakma, gözden geçirme, denetleme. Müzeler, sanat galerileri, kütüphaneler beyni zenginleştirecek kaynaklardır. Tasarım süreci ise; Problemin tanımı Bilgi toplama Yaratıcılık ve buluş süreci; problemin tanımı ve olasılıkların araştırılmasına yönelik çalışmaları içerir. Çözümler, olasılıklara noktadır. Çözüm bulma Uygulama Tasarımda görsel unsurlar bir bütünlüğe sahip olmalıdırlar. Ayrıca tasarımda sezgi, önsezi de önemlidir. Ancak bir tasarım salt içgüdülerle oluşmaz. Tasarım ilkelerini bilmek ( zıtlık, ritm, denge vb.) ve bunları gerektiği yerde kullanmak lazımdır. İşte Sanat eğitimi bu anlamda da gereklidir…. Sanat eğitiminde kafaları bloke etmeden  tasarım olgusunu geliştirmek gerekir. Öğrencilerime tasarım gücünün önemi konusunu vurgularken imkansızı başarmak adına ne gerekiyorsa onun yapılması gerekliliğini vurgularım. "Sürücüyü dört köşeli bisiklet tekeri üzerinde ilerlerken nasıl dengede durdurabileceğimizin" sorusuna yanıt ararım... Bu, öğrenciyi salt gördüğünü yineleyen, öğretmen kimliğine büründüren tarzdan kurtulması beyinsel faaliyetlerini, sezgilerini, duygularını, kendi kişiliğini kullanması demektir. Hayal eğitimi de gereklidir. Hocanın tahtada gösterdiğini yineleme değil. G. VASSAF "yaratıcılığın duvarları yoktur" diyor ve devam ediyor; "yaratıcılık yaşamın doğrulanmasıdır. İnsanın özgürlüğünün doruk noktasında yeni ufuklara doğru uzanmasıdır. Yıkıcılık yaratıcılıkla yok edilir". Yaratıcılık, yoğunluğu beraberinde getirir. İnsanın ve yaşamın anlamıdır. Bir gereksinmedir çünkü. Var olmanın bir yolu, hayatın göstergesidir. "Ölümsüzlük adına yaratıcılık eylemi vardır. Resim yapmak gibi" (LİFTON) Yaratılanın paylaşılması bir başka doyum noktasıdır. Anlam göstergesidir. "Yaşam sevgisinin içinde yaratıcılık vardır." (E. FROMM) Tüm bunlar fark etmekten geçiyor. Algının önemi burada başlıyor işte. Yeşili görmek, kuş sesini duymak, yanımızdan geçip giden güzelliği ya da kötülüğü fark etmek ve sevgiyle örüntülenen yaratıcılık gibi... İletişim yaşantımızı etkileyen en önemli özelliktir. Sanat da bir şekilde iletişim serüvenin içinde yer alır. Eğitimin bu bağlamda payı çok büyüktür ve sanatla eğitim arasında bir ilişki vardır. Sanatı kavramak, sanat eserinde iletilmek, duygu ve düşünceyi anlatmak ta bir sanat kültürünü gerektirir. Sanat insanın özsel güçlerinin dışa vurumudur ve gelişmeyi sağlar. İnsanın en önemli özelliği öğrenmek ve bunu deneyimlerinde kullanarak gelişmektir…. Sanat eğitimi kişiye görsel okur-yazarlık kazandırır.[19] Sanat eğitimi kişiye, niteliksel ayrımsamaya yönelik eleştirel düşünme kazandırır.[20]

 

         "Tasarım eğitiminde bilinçaltı ve bilinç üstü düşünme olgusu ve duyusunu kendine özgü bir bütün haline getirme amaçlanmalıdır. Bu bağlamda algı eğitimi de yapılmalıdır." (B. DENEL) Yetenek kalıtımsal olabilir ancak yaratıcılık öğretilir ve geliştirilebilir. Yaratıcı yetiler entelektüel birikim ve becerilerden kaynaklanır. Bu da eğitimle gelişebileceğinin bir göstergesidir. Tabii bunda araştırmanın önemi çok büyüktür. Çünkü daha çok araştırma yapanlar, daha az araştırma yapanlara göre yaratıcılıkları daha çok gelişir. Burada öğretmene düşen görevlerden biri de öğrenciye kendini eğitme olanağı tanımak, oto kontrolünü sağlamasına fırsat vermektir. [21]

 

8.      SANAT EĞİTİMİ İLE  İLGİLİ KURUMSAL  BOYUT:

 

         Sanat Eğitimi; eğitimci, öğrenci, zaman, mekan, işleyiş, yönetim, finansman, üretim, vs. olguları ile kurumsal boyutta verilir. Bunlardan birinin eksikliği ya da yokluğu, birleşik kaplar misali diğer uygulamaları da etkiler. Sanat eğitimi sistemi, hedefleri doğrultusunda gerekli etkinlikleri sağlayabilmek için, ilgili hizmet birimlerinin işbirliği ile destek almak ve vermek durumundadırlar. Daha baştan bu ve benzer hizmet birimleriyle gerekli iş birliği yaparak destek verilmediği ya da alınmadığı takdirde, sistemin alt yapısında tahribe dayalı hasar meydana geleceğinden, kurumsal boyutu ile sanat eğitimine yönelik hizmetlerin zamanında ve yeterli düzeyde sağlanması imkansız hale gelmiş olur.

 

         Bilgi çağının getirisi olarak Sanat Eğitimi yeni bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle başlangıçta teorik alanı çağrıştırması, yeni getirilmeye çalışılan tanımlamalardan kaynaklanmaktadır. Bu ise bir kavram karışıklığına neden olmaktadır. Bunun nedeni ise yeni bir alan olması yanında kurum içi ve kurumlar arası yeterli düzeyde iletişimin olmamasına dayanmaktadır. Tanım ve terimler, tıkanma noktasına gelen eğitim sürecinin yeni çözüm yolları arama ve bulma çalışmalarının sonrasında yoğun inceleme ve araştırma sonucunda ortaya çıkar. Kurumsal bazda; Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümleri, isim değişikliğine uğrayarak, Resim-İş bölümlerinin yerini almıştır. Tanım ve terim olarak verilen bu isim Sanat Eğitiminin işleyiş amaçları ile örtüşmekle beraber, Müzik Öğretmenliği Anabilim Dalı ile birleştirilmesiyle bu organizasyon sorun çözme yerine “sorun” olmuştur. Kurumlar arası iletişimin eksikliği, zıtlaşmalar, Müzik ve Resim Öğretmenlikleri Ana Bilim Dallarının ayrılarak birer “Bölüm” statüsünde Dekanlıklara bağlanmasını zorunlu kılmaktadır. Resim-İş Öğretmenliği Ana Bilim Dalı isminin değiştirilerek “Plastik Sanat Eğitimi Bölümü” adını alması çağın gereği olarak karşımıza çıkmaktadır. Plastik kavramı, tanım ve terim olarak, Estetiğin ve Görselliğin adı durumundadır. Tıp Fakültelerindeki Plastik Cerrahi Ana Bilim Dalları İnsan vücudu üzerindeki estetik operasyonun doğal bir adı olarak kullanılmaktadır. Bu isim Tıp alanında kullanılabiliyorsa; kaynağını aldığı alan olan Plastik Sanat’ın Eğitiminde de kullanılabilir. Böyle bir uygulama, eğitpolitik bağlamda sanat eğitimine, evrenselliğe açılan bir pencere niteliği kazandırabilir.

Sanat Eğitimi, resim, müzik, tiyatro gibi tüm sanat etkinliklerini içine alan bir anlam taşımaktadır. ….. Herbert Read “Sanatın Anlamı” adlı kitabında “sanat” sözcüğünün daha çok plastik ya da görsel sanatlara bağlandığını, ancak tüm sanatları kapsayan geniş bir tanım olarak ele alınması gerektiğini söyler (Read,1974) [22] . Bu nedenle Resim-İş Öğretmeliği Ana Bilim Dalı’nın adı aynı alanı çağrıştıran “Plastik Sanat Eğitimi Bölümü” ismi ile değiştirilmelidir. Daha geniş açılımda ise; Tüm sanat alanlarını içine alacak, özel sektör elemanı yanında, İlk,orta ve yüksek öğrenime öğretim ve eğitim elemanı yetiştirecek “Güzel Sanatlar Eğitim Fakülteleri” kurulmalıdır.

 

Güzel sanatlar, diğer sanat alanlarından farklı olarak somut değerler sunabilen bir alandır. Eğitim alanında, öğretimin yaşantıya dökülmesi, tüm duyu organlarına hitap etmesi ve tekrarın yapılması gibi ögelerin kalıcılığı artırabildiği bilinmektedir. Plâstik sanatlar eğitimi de belirtilen bu ögelere hizmet etmekte, diğer alanlarla bağdaşabilmekte ve diğer sanat alanlarıyla birlikte de kullanılabilmektedir.[23]

 

9.      SANAT EĞİTİMİNİN VARMAK ZORUNDA OLDUĞU BAŞARI:

 

         Başarı, sistemli ve yoğun çalışmanın sonucudur. Sanat eğitiminde başarı sağlamanın yolu, ilgili hizmet birimlerinin eşgüdüm içerisinde çalışabilmesi için gerekli olan alt yapının oluşturulmasıdır. Açıkçası sisteme çalışılırlık kazandırılması ve sürekli hale getirilmesi gerekir. Başarı grafiğinin yükselmesini sağlamanın bir yolu da denetim mekanizmasını çalıştıracak takip ve denetim biriminin oluşturulmasıdır. Bilgisayar destekli başarı takip biriminin kurulması, sonuca göre ceza ödül fonksiyonun işletilmesi, başarıyı kolaylaştırıcı etkinlikler olacaktır. Bu sistemin yapılaştırılmasında  sanat Eğitimin kendine göre özgün yönlerinin olduğunu da dikkate almak gerekir. Sanat Eğitimi veren ilk ve orta öğretim kurumlarında öğrenciler “ ön ve orta yetişkin” konumlarında iken bu Yüksek Öğretim Kurumlarında bu öğrenciler “son yetişkin” konumlarındadırlar. Başarı Grafiği izleme merkezinin, rehberlik, psikolojik danışmanlık, rehabilitasyon birimleri ile eşgüdüm içerisinde çalışarak, başarıyı engelleyici etkenlerin ortadan kaldırılması için çalışmalıdırlar.

 

            Genel kanının aksine çocuk, yetişkin bir insanın küçültülmüş bir örneği değildir. Çocukların çevreyi algılayışları, tepkileri farklıdır. Eğitim verilirken de bu farklı özellikleri unutulmamalıdır.[24] Klee çocuk resimleriyle kendi resimleri arasında kurulmak istenen ilişkide biraz ileri gidildiğini fark ederek şu açıklama gereğini duyar:”Benim resimlerimi çocuk resimlerine benzetmeyiniz. Bunlar iki ayrı dünyanın ürünleridir. Unutmayınız ki çocuklar sanat hakkında bir şey bilmezler. Sanatçı ise aksine resimlerin biçimsel düzeni ile bilinçli olarak ilgilidir. Sanatçının resimlerindeki anlam amaçlanan ile bilinç altının ortak sonucudur”(Werkmeister,1977)[25] İki- yedi yaş grubundaki küçük çocuklar, alışık oldukları konulara ya da sevdikleri ya da denedikleri temalara karşılık verdikleri zaman kendine özgü; idiosyncratic evrededirler. Bu çocukların sanat yapıtının etkileyici özelliklerine yanıt verişleri kendi kişisel duygularına dayandırılır. Bu çocuklar sanat yapıtının yapılmasında kullanılan gereçle ilgilenmez  ve yargıları temel olarak kendilerine özgürüdür. Yedi-dokuz yaş gruplarındaki öğrenciler gerçek konulara, gerçekçi temalara yanıt verdiğinde Estetik Gerçekçilik evresindedirler. Sanat yapıtında resmedilen kişinin duygularıyla özdeşleşirler (Anlatım). Sanat yapıtının yapılmasında kullanılan gereç ya da tekniği görmezden gelirler. Bu çocukların yargıları ideal gerçekçiliğe dayandırılır. Ergenlik dönemindekiler; dokuz-oniki yaşlar Estetik Karmaşa evresindedirler. Bu yaştakiler hoşlarına giden düzenlemelere yanıt verirler, hayvan temaları, ilginç konular, hayat ve ölüm ilgilerini çeker. Bunların sanat yapıtlarının anlatımsal özelliklerine yanıtları, sanatçının anlatım özgürlüğüne dayandırılır. Bir gerecin anlatımsal niteliklerine örneğin, kilin doğal duyumsanmasına yanıt verirler. Yargıları karmakarışık olmuştur. Gerekçeleri sanatçının farklı olma hakkına dayandırılır. Gençler; ergenlik dönemi ve daha ileri yaşlardakiler; sanat eğitimi almış olanlar, ana konunun simgesel özelliğine yanıt verdikleri zaman Estetik Bakış Açısı evresindedirler. Sanat yapıtının anlatım özelliklerine verdikleri yanıtlar biçimlerin uyandırdığı duygulara dayandırılır. Bir gerecin yarattığı çizgi niteliğine ve kompozisyon  elemanlarına yani yapıtın biçemine yanıt verirler. Yargıları, uslupsal ölçüte,  çizgi,şekil, renk, uzam gibi biçimsel kararlara dayandırılır ve belli bir sanat dünyasıyla bağlantı kurarlar. Örnek olarak bir müze ya da galeri standartları gösterilebilir. Estetik eleştiri evresine öğrenciler zor ulaşır; ancak, eğitimli sanatçılar ulaşabilirler ki bu oldukça zor başarılır. Konuya ilişkin bilgiyle ilişki kurduklarında Estetik eleştiri evresine ulaşırlar. Bu standardın  nasıl değerlendirilmesi gerektiği bilgisini içerir, ve bu da ancak uzmanlık işidir. Örneğin kimi zaman anlatımsal nitelikler sanatın ustalıkla ilgili standardını değiştirebilir. İşte bu son aşama estetik eleştiri evresi olarak adlandırılır.[26]

 

 

SONUÇ VE ÖNERİ:

 

n Sanat Eğitiminde “yeni yaklaşımlar” değişmeyen bir süreçtir. Bilgi çağında, bilgiye erişim daha kolaylaşmıştır. Bu açıdan sanat eğitimcileri ve sanat öğrencilerinin, teknolojik donanım ile tanıştırılması ve buluşturulması önemlidir.

n Bireysel istem ve beklentilerin sınır tanımazlığı, çok yönlü düşünebilmeyi, sanat eğitiminde de demokratlaşmayı gerektirmektedir. Bilgi çağında sanat eğitimi ön plana çıkan alanlardan biridir. Bu nedenle bu alanı ön plana çıkaran nedenler dikkate alınarak bu eğitimi veren kurumlar yüksek düzeyde desteklenmelidir.

n Sanat Eğitiminde  gelinen nokta ne olursa olsun, -fütürist önerilerle- gelinen noktayı aşmak için, yeni proje çalışmaları üzerinde yoğunlaşmalı, pilot bölge ve eğitim kurumları oluşturulmalıdır.

n Evrensel ve Ulusal normlar dikkate alınarak, çağın önünde gidebilmek için, kurum içi ve kurumlar arası diyalogu kurmalıyız. Bu da yönetici ve uygulayıcılar arasında planlı bir işbirliği ile gerçekleşecektir.

n Bilgisayar destekli başarı takip biriminin kurulmalıdır.

n Verimli bir Sanat Eğitimi için, “Plastik Sanat Eğitimi Bölümü” kurulmalıdır.

n Tüm sanat alanlarını içine alacak, özel sektör elemanı yanında, İlk,orta ve yüksek öğrenime öğretim ve eğitim elemanı yetiştirecek “Güzel Sanatlar Eğitim Fakülteleri” kurulmalıdır.

 

 

KAYNAKÇA

 

Alakuş, A., Osman, Sanat Eğitiminde Öğretim Teknolojileri Ve Ortamın Öğrenme-Öğretme Sürecine Etkisi Bağlamında Nitel Bir  Gözlem, ”, III. Uluslararası Eğitim Teknolojileri Sempozyumu ve Fuarı 28-29-30 Mayıs 2003 (III. International Educational Technologies Symposium and Fair 28-29-30 May 2003), Doğu Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü (Eastern Mediterranean University, Faculty of Education, Department of Educational Sciences), Mağusa Kıbrıs, 2003 

Alkan, C. Uzaktan Eğitimin Yapı ve İşleyiş Boyutu, Uzaktan Eğitim Dergisi, Kış1998, Ankara, s. 5-9

Atan,Uğur, Televizyon Teknolojisinde Çizgi Film İle Eğitim, III. Uluslararası Eğitim Teknolojileri Sempozyumu ve Fuarı 28-29-30 Mayıs 2003 (III. International Educational Technologies Symposium and Fair 28-29-30 May 2003), Doğu Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü (Eastern Mediterranean University, Faculty of Education, Department of Educational Sciences), Mağusa Kıbrıs, 2003 

Boydaş, Nihat, Osmanlı Tuğralarına Eleştiri Açısından Bir Bakış, yayim.meb.gov.tr/yayimlar/143/2.htm

Çellek, Tülay ,http://www.kameraarkasi.org/kompozisyon/temelsanat/yaraticilik.html, Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır <