Anasayfa arrow Yazarlar arrow Prof. Dr. İbrahim Arslanoğlu arrow Türkiye'de A.B. Masalı ve A.B. nin Gerçek Yüzü
Türkiye'de A.B. Masalı ve A.B. nin Gerçek Yüzü Yazdır E-posta
Pazartesi, 30 Haziran 2008

Türkiye'de A.B. Masalı ve A.B. nin Gerçek Yüzü

 

Prof. Dr. İbrahim Arslanoğlu

Ben, Türkiye’nin AB’ye girmesi konusunda Batı’lı yetkililerin genellikle iyiniyet taşımadıklarını düşünüyorum. Örneğin eski Yunanistan Başbakanı Konstantin Karamanlis, “Türkiye üzerindeki emellerimizi A.B.’nin kanatları altında gerçekleştireceğiz(Külebi, 17.4.2006), demiştir. İktidarın yayın organı olan Yeni Şafak Gazetesinde Yusuf Kaplan 12 Kasım 2003 tarihli “Tahrikten Tahkire A.B. ve A.B.D.’nin Harakirisi” başlıklı makalesinde şunları yazmıştır: “Clington ve Wolfowitz özetle: “Türklerin başka bir medeniyet arayışı içine girmelerini önlemek için A.B. projelerini desteklemeyiz” demişlerdir. Yine 7 Aralık 2006 tarihinde Financial Times’de Vincent Boland ve Paul Betts adlı yazarların “Türk Lokumu” başlıklı yazısında özetle şu düşünceler yer almıştır: “Aman A.B. sürecini kesmeyin, Ankara’nın şerrinden Brüksele sığınan iktidar sayesinde T.C.’de bir çok karlı bankayı satın aldık. Bu bankalar vasıtasıyla İstanbul’da çok ciddi alımlar yapıyoruz. Türkiye’nin elindeki bütün serveti alıncaya kadar Türkleri oyalayın”(Bulut, 5.1.2007).

Sayın Başbakan Erdoğan, bir süre önceki bir beyanatında: “A.B., bir Hıristiyan birliği değildir” dedi. Oysa eski Alman Başbakanı Kohl, “AB, bir Hıristiyan Birliğidir bu sebeple Türkler, bu birliğe katılamazlar” demiştir. Aynı şeyleri yeni Başbakan Merkel de tekrarlamıştır. Şimdi biz, A.B.’nin lider ülkesi Almanya’nın başbakanlarına mı, yoksa bizim Başbakana mı inanacağız?

Yine İtalyan Piskoposlarının gazetesi L’Avvanire, 3 ocak 2000 tarihinde şunları yazdı: “Unutmamalı ki, Avrupa düşüncesi, düşman Türklere ve onların başını çektiği İslam dünyasına karşı gelişti(Poyraz, 2003).Yunanistan’da yayımlanan Kathimerini Gazetesinde Georgios Maluhos, 28 Kasım 2006 tarihinde Avrupa’nın Derin Devleti Vatikan başlıklı makalesinde “Avrupa’nın derin devleti Vatikan, Türkiye’nin AB üyeliğini istememektedir” (Cumhuriyet, 4.12.2006), diye yazmıştır

Öte yandan A.B., çifte standartlara da sahiptir. Şöyle ki A.B., henüz üye bile olmayan Türkiye’deki insan hakları konusunda bu kadar titizlenirken A.B. üyesi bazı ülkelerdeki insan hakları ihlallerini görmezden gelmekte ve bunlara herhangi bir yaptırım uygulamamaktadır. Örneğin Yunanistan’da Batı Trakya’da yaşayan Türklerin “Türk”adını taşıyan dernek kurmaları, Türkçe dergi çıkarmaları, Lozan Anlaşmasına rağmen engellenmektedir. Ayrıca İkiden fazla çocuğu olanlara devlet, parasal yardım yaparken bu yardımdan Müslüman olanlar yararlanamamaktadır(Öymen, 29.1.2007).Yine zorunlu eğitim, Türk çocukları için 6, Yunan asıllılar için ise 9 yıldır. Öte yandan Atina’da ibadete açık tek bir cami bile yoktur. Bu tamamen ırk ve din ayrımcılığı değil midir? A.B.’deki insan hakları kuruluşları nerededir? AB yasaları, Yunanistan’a karşı neden işlemez?

1995 yılında Sırp ordusu, Srebranica'yı kuşatarak, erkek ve erkek çocuklarından oluşan 8 bin Boşnak’ı öldürdü. Onları, öldürülmek üzere Sırplara teslim eden Hollanda'lı BM Barış Gücü komutanı ile katliamcı Sırp komutan 27 Ocak 2007 tarihinde Hollanda’da buluştu ve hiç utanmadan ve vicdanları sızlamadan şerefe kadeh kaldırdılar. Ayrıca katliamcı komutanlara, işledikleri cinayetten dolayı şeref madalyası da verildi.” Bu durum karşısında A.B.’nin insan hakları kuruluşları ve adaleti nerededir? Bu komutanlar, niçin tutuklanıp yargılanmazlar? Batı’da balinalara gösterilen ilgi, Boşnaklar Müslüman oldukları için mi esirgenmektedir? Batı uygarlığı, niçin kendisinden saymadıklarına yaşam hakkı tanımaz?

Yine 15 Temmuz 1983’te Paris–Orly Hava Limanındaki THY bürosuna bomba atarak 8 kişiyi öldürmekten ve 63 kişiyi yaralamaktan tutuklanan Garabedyan, 23 Nisan’da Fransız meclisinde alınan “soykırım” kararına dayandırılarak Fransız Mahkemesi tarafından salıverilerek Erivan’a gönderildi. Mahkeme kararına Garabedyan’ın eylemini, yurtseverlik duygularıyla gerçekleştirilmiş olduğu da eklendi. Bu uygulamanın neresinde hukuk ve adalet vardır? Ankara’nın şerrinden Brüksel’e sığınmak isteyenler, ileride kendilerine uygulanacak bu türlü adalet üzerinde çok ciddi olarak düşünmek zorundadırlar.

A.B. yetkilileri, bunlarla da yetinmeyerek Türkiye’nin gelişmesinin önünde iki engel görmektedir. Bunlardan birisi Atatürkçülük diğeri ise Türk ordusudur.İçerideki işbirlikçiler de aynı şeyleri söylemektedirler.Yine AB yetkilileri Türkiye’nin AB’ye girmesi için Kıbrıs’ı Yunanlılara vermemizi, Doğu’da bir Kürt devletinin kurulmasını, Boğazlar ile Dicle ve Fırat’ın sularının uluslararası bir kuruluş tarafından kontrol edilmesini istemektedirler. A.B.’nin bu talepleri, Sevr’in hortlatılması değil midir?

Yöneticilerimizin ve bazı Türk vatandaşlarımızın içine girmek için can attıkları AB’de ekonomik durum nedir? kısaca ona bakalım. AB’nin en gelişmiş ülkelerinden olan Almanya’nın ihracatı 786.1 milyar Avro, Fransa’nın 350 milyar Avrodur. Fransa, otomobil dışında katma değer yaratan ürün ihraç etmekte zorlanmaktadır. Fransa dünya pazarındaki yerini büyük ölçüde Çin’e kaptırmıştır. Üstelik bilim ve teknoloji araştırma geliştirme konularında Avrupa genelinin çok gerisindedir. Fransa’da yeni yatırım yapılması şöyle dursun, olanlar tasfiye edilmektedir. O zaman Fransa’nın AB’de rolü nedir? sorusu sorulabilir. Son dönem siyaset bilimi kitaplarında, Fransa’nın, Avrupa’nın iyiliği için kendisinin eğitici bir devlet olduğuna inandığı yer almaktadır(Ataç, 22.5.2006). Buna benzer şekilde, Türkiye’deki A.B.mandacılarından bazıları da, “Türklerin kendilerini AB’siz idare edemeyeceklerini ve hatta Türkiye’nin Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülke olduğu”nu köşelerinde yazabilmektedirler.

Almanya’da işsizlik % 10’un üzerindedir. Büyük Alman şirketleri, küçülme ve işçi çıkarma yoluna gidiyor. Almanya’da nüfusun % 16’sı yoksulluk sınırında yaşıyor. Almanya; İtalya, ABD, İngiltere, İsveç, Avusturya ve İsviçre’ye beyin göçü veriyor. 2004 yılında 150 bin Alman dışarıya göç etti. Göç edenlerin büyük çoğunluğu doktor. Sadece son 6 ay içinde 22 bin genç Alman ülkesini terk etti. Geriye kalan nüfus yaşlanıyor. Sonuç olarak Almanya’da yaşayan 4 milyon işsiz ve henüz iş aramayan yeni yetmeler, geleceğe nasıl güvenle bakabilirler?(Ataç, 4.12.2006).Bütün bunlar, küresel kapitalistlerin, dünyanın her yerinde olduğu gibi Alman halkını da işsizliğe ve yoksulluğa mahkum ettiklerini göstermektedir.

Nitekim Demokratik Sosyalist Partisi Avrupa Milletvekili Sahra Wagenknecht, “Artık Yeni Bir Avrupa” başlıklı yazısında:“Maastricht kriterlerinin uygulanmasından sonra özelleştirmeler yaygınlaşmış ve sosyal güvenlikle ilgili kazanımlar yok edilmiştir. Ayrıca ücretler düşmüş, sermaye üzerindeki vergiler azaltılmış buna karşılık tüketici vergileri artmıştır. Onun için sosyal güvenlik alanındaki kazanımlara sahip çıkacak bir Avrupa’yı savunacak, karlara değil insan ihtiyaçlarına yönelik bir ekonomik düzen için Avrupa çapında güçlü bir harekete ihtiyaç vardır.” demiştir. Sonuç olarak A.B., hızla azalan nüfusu ve her geçen gün artan işsiz sayısı ile çökmekte olan bir birlik manzarası arzetmektedir. Buna rağmen bir zümre, Türkiye’yi, nüfusu artan ve ekonomisi her geçen gün gelişen Çin, Rusya, Hindistan gibi Asya ülkeleri yerine A.B.’ye yönlendirmektedir.

Başlangıcından bugüne kadar olan Türkiye-AB ile ilişkileri, Türkiye açısından hiçbir şey almadan her şeyi vermeye dönüşmüştür. Çünkü Gümrük Birliği, Türkiye’nin aleyhine çalışmaktadır. Ayrıca A.B., kapılarını Türk tarım ürünlerine ve Türk insanının serbest dolaşımına ebedi olarak kapatmıştır. Üstelik A.B., Kıbrıs’ın Rumlara verilmesi, Türkiye’nin eyaletlere bölünmesi gibi Türkiye’nin parçalanması sonucunu getirecek taleplerini hiçbir aday ülkeden istemediği halde Türkiye’den isteyebilmektedir.

Türkiye’de ise medyada sık sık A.B. ile ilgili programlara katılan yazar ve bilim adamları, bütün bunları, Türkiye’nin lehine bir gelişme gibi gösterebilmektedir.Öte yandan Türkiye’de nerede ise sağından soluna partilerin büyük çoğunluğunun sözcüleri, “Biz A.B.’ye şerefli, başı dik gireceğiz” diyerek, iktidara geldiklerinde Atatürk’ün silahla kazandığı bağımsızlık ve egemenliği imza ile A.B.’ye devretmeye hazır olduklarını ilan etmektedirler.

Üstelik İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya’da yapılan bir kamuoyu yoklamasında, halkın %60’ının, Türkiye’nin A.B.’ye girmesine karşı olduğu görülmüştür(Cumhuriyet,11.12.2007). Türkiye’de ise halkın %70’i Türkiye’nin A.B.’ye girmesine taraftar değildir. Buna rağmen çok uluslu şirketlerin sahipleri ile Türkiye’de bundan çıkarı olan kişi ve gruplar, Türkiye’nin A.B.’ye girebileceği izlenimini yaratmaya çalışmaktadırlar.Yukarıda söz konusu edilen bütün mahsurlarına rağmen Türkiye’de ilkokul mezunu ve sağduyu sahibi pek çok vatandaşımız bile Türkiye’nin AB’ye alınmayacağının farkındadır.

O halde AB ile ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? Her şeyden önce bugünkü ilişkiler, tek taraflı olup Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır. Onun için Türkiye, AB’ye üye olmaktan vazgeçip Batı ile karşılıklı çıkarlara dayalı yeni ekonomik ilişkiler kurmalıdır. Öte yandan Türkiye, sadece Batı ile değil en başta ihmal edilen Türk Cumhuriyetleri olmak üzere Rusya, Çin, Hindistan ve diğer Asya ülkeleri ile de yine karşılıklı çıkarlara dayalı siyasi ve ekonomik ilişkiler geliştirmelidir.İşte ancak bu denge sayesinde Türkiye, AB karşısında kendi çıkarlarını koruyabilir. Aksi halde bugün olduğu gibi AB’nin dayatmalarına direnebilmesi çok zor olsa gerektir.

KAYNAKLAR

Ataç, Cemile Akça. “Fransa Türkleri AB’de İstemiyor”, Cumhuriyet-Strateji Eki, 22.5.2006, 4.

_______________ “Almanya Eriyor”, Cumhuriyet-Strateji Eki, 4.12.2006,21.

Bulut, Aslan. “Türkleri Kim Uyardı?” Yeniçağ Gazetesi, 5.1.2007.

Cumhuriyet Gazetesi. “Türkiye AB’de İstenmiyor”, 11.12.2007,11.

Kaplan, Yusuf. “Tahrikten Tahkire AB ve ABD’nin Harakirisi”, Yenişafak Gazetesi, 12.11.2003.

Külebi, Ali. “Yunanlılar Satın Alıyor”, Cumhuriyet-Strateji Eki, 17.4.2006,16.

Maluhos, Georgios. “Avrupa’ın Derin Devleti Vatikan”Çev. Murat İlem, Cumhuriyet Gazetesi,

4.12.2006,10.

Öymen Onur. “Atina Lozan’ı Uygulamıyor”, Cumhuriyet-Strateji Eki, 29.1.2007,9.

Poyraz, Ergün. Kanla Abdest Alanlar, İstanbul, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 2003.

Wagenknecht, Sahra. “Artık Yeni Bir Avrupa Zamanı”, Çev: Osman Çutsoy, Cumhuriyet Gazetesi


Bu habere benzer haberler:
Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler: