|
Özal Türk Devleti!nin Adını "Anadolu Cumhuriyeti" mi Yapmak İstedi?

Prof. Dr. İbrahim Arslanoğlu
Daha önce Türkiye’ye karşı uygulanan psikolojik savaşla ilgili bir iki yazı göndermiştim. Halen ülkemize ve milletimize yönelik bu karanlık savaş, bütün şiddeti ile sürdürülmektedir.
Dışarıdan yönetilip yönlendirilen psikolojik savaşın Türkiye’deki işbirlikçileri; liberaller ile ılımlı İslamcılar ve etnik bölücülerdir. Nitekim bir dini cemaat, her yıl tekrarladığı toplantılarının sonuncusunu, B.O.P.’nin uygulanması olan Kürtçülük konusunda yapmıştır. Psikolojik savaş ile ilgili emekli orgeneral Kemal Yavuz şunları söylemiştir:“Her ülkenin kendine özgü psikolojik savaş aygıtları vardır. T.C.de de M.G.K.’na bağlı Halkla İlişkiler Bölümü psikolojik savaşa karşı koymak için çalışmalar yapıyordu. Fakat A.B.’nin istekleri üzerine M.G.K. ile bu bölüm işlevsiz hale getirildi. A.B.D. Savunma Bakanlığı’nın Milli Güvenlik Üniversitesi”nde psikolojik harekat nasıl yapılır, ajitasyon nasıl yapılır, toplum nasıl yönlendirilir? gibi konular öğretilir. Televizyonlarda sık sık gördüğümüz kişiler, bu kurslardan geçtiler. Her ay hesaplarına para yatırılmak üzere ellerine banka defterleri tutuşturuldu. Bu adamlar, Türkiye’de oradan aldıkları direktifleri yerine getiriyorlar”(1) Daha önce de ifade edildiği gibi bunların kim olduklarını öğrenmek istiyorsak Mustafa Yıldırım’ın “Sivil Örümceğin Ağında” adlı kitaba bakabiliriz.
Türk milletine karşı yapılan bu psikolojik harekat, sadece Soros’un desteklediği bir çok özel T.V. kanallarında değil devletin televizyonu TRT’de de yapılmaktadır. Şöyle ki, TRT, zaman zaman az sayıda vatanseveri konuk etse de çoğunlukla Barzani’nin sözcülüğünü yapan liboşlar ile ılıman İslamcılara ve bölücülere yer vermektedir. Bunlar da psikolojik savaş malzemesi olan düşüncelerini pervasızca dile getirmektedirler. Nitekim bunlardan birisi, Sayın başbakan’ın, “ tek bayrak, tek devlet, tek dil” demesine içerlemiş olmalı ki, şu sözleri sarfetti: “ Obama geldi, Bush gibi gidiyor.” Oysa sayın Başbakan’ın geçmişte Türkiye’nin 24 etnik gruptan meydana geldiği ve Türk’ün da bunlardan birisi olduğu gibi son derece yanlış düşüncelerden bugünkü noktaya gelebilmesi takdir edilmesi gereken bir durum değil mi?
Yine konu ile ilgili yazar Selcan Taşçı şunları ifade etmiştir(2) :
“1990’ların başında bizzat ABD istihbarat servisleri ve onların uzantısı durumundaki düşünce kuruluşları yayınladıkları raporlarla yeni bir tercih yarattılar: Neo-Osmanlıcılık! Nam-ı diğer ikinci Cumhuriyetçiler doğdu.Türk devletinin zirvesinde bile kabul gördü: Turgut Özal “federasyon”u gündeme getirmişti.Özal öldü. Yıllar sonra besleyip-büyütülen II.Cumhuriyet kadrolarının da desteği ile yeni “osmanlıcılık-islamcılık” uyarlaması olan iktidar yaratıldı.”
Ali Kırca’nın “Siyaset Meydanı Programı”nda Korkut Özal, ağabeyi eski Başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın kendisine, Türkiye’nin adının “Anadolu Cumhuriyeti” olarak değiştirilmesinden söz ettiğini söyledi. Özal’ın tayin ettiği Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç da Bilkent Üniversitesi”nin düzenlediği “Anayasalarda Değiştirilemez Maddeler” konulu konferansta, yaptığı teşekkür konuşmasında özetle şunları söylemiştir: “Biz anayasa mahkemesi olarak bu konuların konuşulmasına cesaret edemeyiz, cesaretle seçilen bu konu nedeniyle toplantıyı tertip edenlere teşekkür ederim”(3)
Anayasanın ilk 4 maddesinde, T.C.’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu, devletin bölünmez bütünlüğü, resmi dilin Türkçe, başkentin Ankara, bayrağın şekli ile milli marşın istiklal marşı olduğu yazılıdır. Kendisini atayan Cumhurbaşkanı devletin adından Türk sözünü kaldırarak Anadolu Cumhuriyeti yapmak istediğine göre Sayın Kılıç’ı bunlardan hangisi rahatsız etmektedir ve bunlardan hangisini değiştirmek istemektedir? bunu da açıklamalı idi.
Son birkaç yıldır mütareke medyası “Türk” demeyelim, “Türkiyeli” diyelim sözlerini tartışmıştı. Demek ki Özal, bir adım daha ileri giderek Türkiye adını bile kaldırmayı amaçlamıştır. Bu durum, “İslamiyet Türkiye’de esaret altında idi, Özal onu kurtardı” düşüncesini benimseyen çok sayıda eğitimli, akılsız Türk’ün uyanmasına yol açabilir mi? bilmiyorum.
Daha önce sizlere gönderdiğim “Türkiye’de Demokrasi’nin Tarihsel Gelişimi” başlıklı yazıda Özal’ın 1985’te İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nı açarak emperyalizmin Türk ekonomisini bitirmesine zemin hazırladığını ve yasası olmamasına rağmen özel T.V.lerin kurulmasına izin vererek Türk milletini emperyalizmin psikolojik savaşına açık hale getirdiğinden söz etmiştim. Bundan başka, takip ettiği gayr-i milli politikalarla ahlaki ve kültürel yozlaşmaya yol açtığından bahsetmiştim. Bütün bunlara rağmen yine de kendisine haksızlık edip etmediğimi kendi vicdanımda sorgulamıştım. Meğer Özal’ın Türk toplumunun sosyal yapısında meydana getirdiği ve getirmek istediği tahribat, tahminlerimizin çok üzerinde imiş.
Bugün dünya çok ciddi bir ekonomik krizi yaşamakta olup buna bağlı olarak Türkiye’de bir çok özel sektör kuruluşu, üretimi durdurarak fabrikalarına kilit vurmaktadır.Böylece binlerce işçinin işine son verilmiş olmaktadır. Bugün bunlara nasıl çözüm bulunabileceği tartışılması gerekirken mütareke medyasında emperyalizmin planlarına uygun olarak T.C.nin parçalanmasına yol açabilecek konular ele alınmaktadır. Anthony Robbins der ki; “Bir şeyi tartışmaya başlarsanız, bir süre sonra onu kabul etmeye başlarsınız”. Onun için ülkeyi yönetenler, yapay gündemleri bir kenara bırakarak halen yaşayarak acısını çektiğimiz terör ve ekonomik sorunlara eğilmek zorundadırlar. Aksi halde gelecekte tarih kendilerini yargılayarak doğru kararı verecektir.
-------------------------------------------------------------------------------------------
Işık Kansu. “Psikolojik Savaş”, Cumhuriyet Gazetesi, 27.10. 2008.
Selcan Taşcı. “İkinci Cumhuriyet Sevdası”, Yeniçağ Gazetesi, 26.10.2008.
Aslan Bulut. “Özal’ın Anadolu Cumhuriyeti ve Özal’ın Seçtiği Haşim Kılıç”, Yeniçağ Gazetesi, 15.11.2008.
Bu habere benzer haberler: Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:
Yorum () |
|
|
|
|
|