Anasayfa arrow Yazarlar arrow Prof. Dr. İbrahim Arslanoğlu arrow Can Dündar'ın Mustafa Filmi Üzerine
Can Dündar'ın Mustafa Filmi Üzerine Yazdır E-posta
Pazartesi, 10 Kasım 2008

Can Dündar’ın Mustafa Filmi Üzerine

Prof. Dr. İbrahim Arslanoğlu

 Can  Dündar’ın aklına böyle bir film yapmak nereden gelmiştir? Geçmişte gönderdiğim psikolojik savaş yazılarında, Türk milletine karşı 30 çeşit psikolojik savaş yapıldığından söz etmiştim. Kanımca bu filmle de psikolojik savaş yapılarak doğrular yanlış,yanlışlar doğru gösterilmektedir. Çünkü hem AB hem ABD yetkilileri  Türkiye’nin gelişmesinin önündeki engellerden birisinin Atatürkçülük diğerinin ise Türk ordusu olduğunu sık sık söylemektedirler. Batılıların bu tutumu, psikolojik savaşın kanıtı sayılmaz mı?

Can Dündar’ı kimin desteklediğini anlayabilmek için Mustafa Yıldırım’ın “Sivil Örümceğin Ağında” adlı kitaba bakmamız gerekir. Turkcell bu filme sponsor olmamış, fakat M. Ali Birand’ın dünkü yazısına göre sponsorluğu Sabancılar üstlenmişler. Bundan iki sene Türkiye’ye gelen ve  İstanbul’da  “Atatürk ilkelerinin  70 yıl geride kaldığı”nı söyleyen Prof. Huntington’un sponsorluğunu da Sapancıların AKBANK’ı yapmıştı.

Basından ve T.V. kanallarındaki tartışmalardan öğrendiğimize göre bu filmde Atatürk, yalnız, ayyaş, arkadaşlarını satan ve hovarda bir adam gösterilmektedir. Burada Atatürk’ün şahsında Türkiye Cumhuriyeti Devleti karalanmak istenmektedir. İşin üzücü olan diğer bir yanı ise Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu filmi okullara tavsiye etmesi ve Eski Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın da bu filmi beğendiğini söylemesidir. Sayın Bakan’ın Nur cemaatinin bir koluna mensup olduğu bugüne kadar çok çeşitli  gazete ve dergilerde konu edildi. Eğer öyleyse bunda şaşıracak bir şey yoktur. Fakat Eski Genel Kurmay Başkanı’nın bu tutumu nasıl açıklanabilir? bilmiyorum.

Bu karalamalara uzun uzun cevap vermek niyetinde değilim ama çok kısa şunları söyleyebilirim. Atatürk’ün yalnız olması son derece doğaldır, çünkü en yakın arkadaşları, ülke kurtulduktan sonra yönetimi, işgalde düşmanla işbirliği içinde olan padişaha teslim etmeyi önermişlerdir. Ayrıca kendisinden sonra yönetime gelen yakın iki arkadaşının ülkenin siyasal, ekonomik ve askeri bağımsızlığını  Batı’ya nasıl  teslim ettiklerini bundan önce gönderdiğim “Türkiye’de Demokrasi’nin Tarihsel Gelişimi” adlı yazıda uzun uzun açıklamıştım.  İçkiye gelince kanımca büyük adam, çevresindeki insanların karakterlerini ve kötü niyetlerini sezdiği ve bundan büyük üzüntüye kapıldığı için kendisini içkiye vererek rahatlayabilmiştir.Kadınlara düşkünlük konusu ise tamamen iftiradır. Eğer bunu söyleyenlerin inancı varsa bunun vebalinden hiçbir zaman kendilerini kurtaramazlar. Çünkü ona çok kişi hayrandı ve isteseydi onlarla hem evlenerek hem de başka şekilde birlikte olabilirdi.. Oysa o kendisi hakkında bu niyeti taşıyanlara ve bunu belli edenlere bile kızım, evladım diye hitap etmiştir.

Ben sözü uzatarak sizleri sıkmak istemiyorum. Ayrıca bu filmde Atatürk, İslamiyet’e  karşı imiş gibi de gösterilmektedir. Fatih Çekirge Hürriyet Gazetesi’nin 3 Kasım 2008 tarihli “İşte her şeyi anlatan satırlar” başlıklı yazısında CİA İstasyon Şefi Graham Fuller’in  “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” adlı kitabında şunları yazdığından söz etmiştir: “ Kemalist Türkiye, Müslümanlar ve özellikle Araplar ile Türklerin kadim bağlarının tümüyle reddini temsil etmektedir. Daha da ötesinde Kemalist Türkiye, İslam’ın bir din olarak aşağılanmasını …. Müslüman gücünün zayıf düşürülmesini temsil etmektedir.”

Bu düşünceler tamamen yanlış olduğu gibi Can Dündar’ın ifadeleri ile tamamen örtüşmektedir.Bir defa Yeni Türk Devleti’nin Müslümanlarla ve Araplarla bağlarını reddetmiş olması doğru değildir. Çünkü Atatürk Bağdat ve Balkan paktlarını kurarak CİA Ajanı bu adamın düşüncelerini daha söylemeden yıllarca önce çürütmüştür. Hatta Hatay’ın kurtulup anavatana katılmasında  bu Paktların çok büyük rolü olmuştur.

Müslümanlığı Kemalist Türkiye’nin aşağıladığı iftirasına gelince….Yazar Aslan Bulut Yeniçağ Gazetesi’nin 5 Kasım 2008 tarihli “Atatürk’ün Kur’an Tefsiri için 7 Şartı vardı” başlıklı yazısında özetle şu düşünceleri ifade etmiştir:

Cumhuriyet tarihi ile ilgili kronolojilere bakarsanız, 21 Şubat 1925 tarihinin karşısında şöyle bir ifade görürsünüz:  “Eskişehir mebusu Abdullah Azmi Efendi’nin (Tolun) Kuran’ın Türkçe’ye çevrilmesi önerisi Meclis’te kabul edildi.Önerge doğrultusunda Kur’an’ın Türkçe’ye çevrilmesi için Diyanet İşleri bütçesine 20 bin lira tahsisat konuldu.” Önerinin asıl sahibi Mustafa Kemal Paşa’dır.  Cemalettin Aytemur’un araştırmasına göre Mustafa Kemal, nasıl bir tefsir istediğini yedi maddeyle özetlemiştir:
1-Ayetler arasında münasebetler gösterilecek.
2-Ayetlerin iniş (nüzul) sebepleri kaydedilecek.
3- On okuma tarzını geçmemek üzere kıraatler hakkında bilgi verilecek.
4-Gerektiği yerlerde kelime ve terkiplerin dil izahları yapılacak.
5-İtikatta ehli sünnet ve amelde Hanefi mezhebine bağlı kalınmak üzere ayetlerin ihtiva ettiği dini, şer’i, hukuki, içtimai ve ahlaki hükümler açıklanacak. Ayetlerin ima ve işarette bulunduğu ilmi ve felsefi konularla ilgili bilgiler verilecek.
Özellikle tevhid konusunu ihtiva eden ibret ve öğüt mahiyeti taşıyan ayetler genişçe izah edilecek.
Konuyla doğrudan ya da dolaylı ilgisi bulunan İslam tarihi olayları anlatılacak.
6-Batılı müelliflerin yanlış yaptığı noktalarda okuyucunun dikkatini çekecek gerekli açıklamalar yapılacak.
7-Eserin başına Kur’an hakikatini açıklayan ve Kur’an ile ilgili bazı önemli konuları izah eden bir mukaddime (önsöz) yazılacak.  
Aynı yıl içinde hadislerin Türkçe çevirisi de tamamlandı. Ahmet Naim ve Kamil Miras tarafından hazırlanan “Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi” adlı 12 ciltlik hadis tercümesi 1928 yılında yayımlandı. Tefsiri yazma işi Elmalılı M. Hamdi Yazır’a verildi.  Elmalılı M. Hamdi Yazır’ın  “Hak Dini Kur’an Dili”  adlı 9 ciltlik tefsiri 1935 yılında tamamlandı. 10 bin takım basıldı, 8 bin takımı kamuoyunun önde gelen isimlerine ve din adamlarına ücretsiz olarak dağıtıldı.
Mason localarının kapatılması da 14 Ekim 1935’de Atatürk’ün emriyle gerçekleşti.
Mason locaları, İnönü ve Bayar’ın desteğiyle 5 Şubat 1948’de Türkiye Mason Derneği adı ile tekrar açıldı. Halkevlerine devredilen tüm mal varlıkları geri verildi.”

Şu halde Kur’anı Kerim’in Türkçe’ye çevrilmesi için bütçeye para koyarak bunun gerçekleşmesini sağlayan bununla da yetinmeyip dinin ikinci temel kaynağı olan Sahih-i Buhariyi de Türkçe’ye çevirten bir adama nasıl dinsiz denebilir? Bunu ancak Graham Fuller gibi Türkiye’yi böleceğini haritalarla gösteren bir ülkenin ajanları söyleyebilir. Türkiye’de ise ya Tanrı’nın en büyük nimeti olan akıldan, vicdandan, insaftan yoksun olup iç veya dış düşmanlardan tarafından kandırılmış olmak  gerekir. Ya da devletin kuruluşundan beri buna karşı olduğu için şu anda dış güçlerle birlikte ülkeyi parçalama amacı taşıyan gizli cemiyet üyesi veya 300 yıldır emperyalizmin kontrolünde olan cemaat veya tarıkatlardan birisinin üyesi olmak gerekir.

2006 yılındaki ABD silahlı  Kuvvetler Dergisindeki Harita’nın yenisini ABD Kongresi yayımladı. Bu harita ekli dosyadadır. Eski Haritada Kürtler, Karadeniz ve Akdeniz’e indirilirken bu harita bu esirgenmiştir. Demek ki ABD fikir değiştirerek Karadeniz’i Ermenilere Akdeniz’i İsrail’e vererek Kürtleri içeride hapsetmeyi düşünmektedir. Bu Kürtlerin aklını başına getirir mi? bilmiyorum. Bu haritalar, inşallah bir gün yapanların kendi ülkeleri için gerçek olur. Çünkü kötü niyet,  bir gün kendi  sahibini bulur.

 

 


Bu habere benzer haberler:
Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:

Yorum (0)add
Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >