Anasayfa arrow Yazarlar arrow Murat Çavga arrow Jöntürkler ve Jönkürtler!
Jöntürkler ve Jönkürtler! Yazdır E-posta
Pazar, 02 Ağustos 2009

Jöntürkler ve Jönkürtler!

Murat ÇAVGA

 

Tarih bir nevi tekerrürden ibarettir sözü hepimizin hafızalarına kazınmış vaziyette. Nitekim şu an ülkede gelinen sürecin öncesi ve sonrası, 1. Dünya savaşının öncesinde Mezopotamya vadisinde yaşananlar ayni zaman silsilesini takip eder durumdadır. II. Meşrutiyet’in ilanıyla yeniden devletin resmi politikası haline gelen Osmanlılık düşüncesi yani “ittihad-ı anasır” , şimdilerin liberalizm rüzgârıyla II. Cumhuriyetçilerin elinde Türkiyelilik kisvesinde yeni bir unsurların birliği politikasının devlet erki tarafından kabul görmesiyle açılımın olgunlaştığı İçişleri Bakanı tarafından deklere edilmiştir.

 

Meşrutiyet yıllarında Kürtlerin eğitim sayesinde Osmanlılığa kazandırılması, bu arada Osmanlı üst kimliğinin altında Kürt ulus bilincinin geliştirilmesi fikirleri ve bu yöndeki entelektüel çabalar Birinci dünya savaşının başlaması ile tamamen kesildi. Birinci dünya savaşında Osmanlı toplumunu oluşturan tüm Müslüman unsurlar çeşitli cephelerde Türklerle imparatorluğun kurtuluşu için mücadele verdiler.

 

Ancak II. Abdülhamit’in halt edilmesine zemin hazırlayan jöntürklerin başını çektiği ittihat ve terakki içerisinde kürt aydınları 1889’da askeri tıbbiye öğrencilerinden beşinin temelini attığı İttihat ve Terakki’nin kurucuları içerisinde yer aldı. Bunlardan Abdullah Cevdet ve İskah Sukuti ile beraber Doğu Anadolu’da nüfuzlu aşiret reislerinin çocukları Bedirhanlılar ve Şeyh Ubeydullah Efendi’nin oğlu Seyid Abdülkadir cemiyetin komite üyesiydiler. Jöntürk hareketinin geniş taraftar kitleleri kazandığı dönemde kürt kökenli Osmanlı aydınları, jöntürk hareketine ilgi duyarak faaliyetlerine iştirak etmişler ve Kürtçülük akımının oluşumu bu Jöntürk hareketi içerisinde başlayarak gelişmiştir.

     

I. jöntürk kongresi olarak bilinen ve Prens Sebahattinin ekibinin girişimiyle 4 şubat 1902 tarihinde yapılan kongrede “mahalli idarelerin kendisini yönetme yetkisi veren” prensiplerin kabul görmesi imparatorluğu hakim gücü elinde tutanların aksine diğer milli unsurlara cazip gelmiştir. Jöntürkler tarafından dile getirilen Osmanlı birliği arzusu, Abdullah Cevdet’te imparatorluk dahilinde etnik grupların kültürlerini geliştirerek bir çıkar birliği oluşturarak devletin devamlılığının sürdürülmesi amacına yönelikti. Süreci hızlandırmak için  1906 Eylül’ünde Selanik’te Mithat Şükrü’nün evinde, masonik bağlantı 3. ordu subayı 10 kişinin katıldığı toplantıyla kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin ısrarı ile 27 Aralık 1907’de Ahmet Rıza ve Ermeni asıllı Malumyan’ın ortak başkanlığında yapılan 2. jöntürk kongresinin  neticleri Resneli Niyazi bey’in 23 Temmuzda Manastır’da meşrutiyet’i ilan etmesi ile bir oldu bittiye getirilmiştir. Neticede jöntürkler etrafından çeşitli etnik unsurları birleştiren süreç özgürlük hareketinin saltanatı elinin tersi ile itmesiyle neticelenmiş ancak bundan sonraki yol haritası devletin temel taşları ile oynayan unsurlar tarafından belirlenememiştir. Meşrutiyet’in ilanından önce Medine’ye sürgün edilen S. Abdülkadir umumi aftan yararlanarak meclis-Ayan azalığına getirilmiş, kürtlerin eğitim ve faydalı unsur olarak Osmanlılığa kazandırılması, yani büyük Osmanlı şemsiyesi altında bir kürt kimliğinin oluşum mücadelesine girişerek, kürtleri bir arada tutmaya gayret etmişlerdir. Ancak Osmanlı imparatorluğunu oluşturan değişik unsurların ulusal amaç ve heveslerini dile getirdiği 2. meşrutiyet Parlamentosu’nun İmparatorluğu bir arada tutmak için her derde deva olamayacağı Osmanlı unsurlarının Osmanlılık Ülküsü etrafında kenetlenemeyeceği kısa zamanda anlaşıldı.

        

Osmanlı birliği arzusu kültüre dayalı etnik milliyetçiliğin dönüştürülerek kültürleri geliştirerek bir çıkar birliği oluşturulması fikri sık sık işlenmekte buna mukabil Osmanlı Kürt aydınlarının tamamının mahalli idarelerin serbestiyeti fikrine tamamen desteklemediği, hükümete yakınlığı ile bilinen Said Nursi “bu topraklar üzerinde bütün yaşayanları aynı kültür ve düşünce seviyesine eriştirmeden birbirine yakın akraba derecesinde olan her unsura kulüpler kurdurursak, zaten merkezden nefret eden din ve milliyetler önce muhtariyet, daha sonra istiklal isteyeceklerdir” diyerek tehlikeye işaret etmiştir.

   

Nitekim bu özgürleşme hareketinin kültürel çabalarının neticelerinin alınamadığı görüldüğü esnada jöntürklerin pozitivist fikirlerin savunucusu olan diğer kandında yer alan Ahmet Rıza’nın ulusal kimliklerin Osmanlı toplum yapısını oluşturan Türk unsurunun hakim olduğu çağdaş ve merkeziyetçi bir devlet arzularına yeniden tornistan edilmiş ve 1. dünya savaşının ardından yeni kurulan Cumhuriyet’te yarım yüzyıl bu meselenin üzeri örtülüp rafa konarak tozlanmaya bırakılmıştır.

 

Batı, ikinci el teknoloji’lerini ihraç etmekteki maharetini, gelecek yüzyıl’ın ilerleme haritasında yeri olmayan ideolojileri de jelâtinleyip parlatarak bize satmakta da gösterdiği aşikârdır. Umarım tarihinden ders alan yöneticilerin elinde Ülkemiz, herkesin barış, özgürlük duygularıyla kardeşçe yaşayabileceği başka ufuklara artık kendini taşıyabilecektir. Bu ülke insanı her şeyin en güzelini hak etmektedir.

 

 

 

 

 

 

      

 

 


Bu habere benzer haberler:
Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:

 
< Önceki   Sonraki >