|
Malatya Olayı ve Medya

Muhammet Yılmaz
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Ülkemiz son günlerde yoğun bir gündemle karşı karşıya. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimleri herkesin zihninde bir muamma… Bu muammayla birlikte 18 Nisan Çarşamba günü bir çok haber ardı ardına geldi.
Önce AKP’nin MKYK toplantısı gündemdeydi. Daha sonra TBMM Başkan Vekili Sayın Ali DİNÇER’in vefat haberi duyuldu. Son olarak ise Malatya’da 3 kişinin öldürüldüğü haberi geldi.
Bilindiği gibi iktidarlar 3’e ayrılır. Birincisi siyasal iktidardır. Demokrasiyle yönetilen ülkelerde seçimle belirlenen millet temsilcileri bu kesimi oluşturur ve yönetim için gerekli erkleri elinde bulundurur. İkincisi ise zoraki iktidarlar olarak tanımlanır. Bunlar ülkenin güvenliği için bulunması zorunlu olan ve bir takım hakların verildiği yapılanmalardır. Türk Silahlı Kuvvetleri, Polis Teşkilatı bunlar arasında yer alır. Sonuncu iktidar biçimi ise sembolik iktidardır. Bu iktidar biçiminde ise belirli bir kesimde veya tüm halk üzerinde bir tutum veya ortak bir kanaat oluşturmak, enformasyon sağlamak gibi faaliyetler söz konusudur. Burada okulları, üniversiteleri ve kitle iletişim araçlarını örnek olarak sıralayabiliriz.
Kitle iletişim araçlarının asli görevi, bilgilendirmektir. Oldukça geniş bir coğrafyada bulunan insanların önemli gelişmelerden haberdar edilmesi medyanın görevidir. Özellikle savaş veya milli çıkarların tehlikede olduğu dönemlerde kamuoyunu bilgilendirmek, gündem oluşturmak ya da kanaatleri şekillendirmek medyanın asli görevi olmalıdır.
Günümüzde en çok kullanılan medya organı televizyondur. Hemen hemen bütün evlere girmeyi başaran televizyon, insanların düşünce şekillerini değiştirmede etkin bir rol üstlenmeye başlamıştır. Çıkar ilişkileriyle dönen bu çark ne yazık ki özellikle son dönemde milletin çıkarlarını değil, medya patronlarının, hükümetlerin ya da batılı zihniyetlerin çıkarlarını korur olmuştur.
Yazımızın başında belirttiğimiz cinayet haberinde Malatya’da ki zirve yayıncılık isimli bir yayın evinde 3 kişinin sandalyelere bağlanarak boğazlarının kesildiği bildiriliyordu. Haberi Türkiye’nin en büyük ulusal televizyon kanallarından birinde izliyordum. İlk önce olayla ilgili temel bilgiler ve son dakika gelişmeleri verildi. Fakat ondan sonra bilinen senaryo başladı. Malum haber spikeri bu olayın yayın eviyle ilgili ilk haber olmadığını 2005 yılında bir grup Ülkücünün yayın evini protesto ettiğini söyledi ve görüntüler girdi.
Gerçektende bozkurt yapan bir grup yayın evinin önünde eylemdeydi. Peki neden? Çünkü zirve yayıncılık isimli yayın evi misyonerlik faaliyetleri yapan bir yayın eviydi.
Yayın kuruluşu etik anlayıştan uzak bir biçimde imâlarla Ülkücüleri şüpheliler arasına sokmuştu bile. Sadece bu da değil, olayla ilgili çıkarsamalarını, ölenlerin bağlanış şekillerinden hareketle, Hizbullah ve daha sonra El-Kaide olabileceği yönünde sıralamıştı. Fakat görüldüğü üzere ilk görüntü ve potansiyel şüpheli Ülkücülerdi.
İnsanı nefes alamayacak bir biçimde üzüntü ve sinir harbine sokan bu görüntülerin ardından malûm ana haber bültenin spikerinden yorumlar gelmeye başladı. O gün yabancı misafirleriyle yemekteymiş, misafirinin telefonu çalmış ve olayı ondan öğrenmiş. Misafiri de buna sizin ülkenizde neden Hristiyanları öldürüyorlar demiş. Söz konusu muhteremde bundan dert yakınarak misyonerlik faaliyetlerini masumane bir çalışma olarak algılatmaya çalıştı haber boyunca. O an televizyonun o soğuk ekranına haykırdım "sana Hristiyanları neden öldürüyorsunuz diyen birine siz bizim askerimizi Şehit etmeleri için neden finans ve silah gücü sağlıyorsunuz diyemiyorsun be adam!”. Bu çabamın, bunu haberi sunan şahıs duysa bile, ne kadar boş bir çaba olduğunun farkındaydım elbette. Sürekli şer odaklarıyla çalışmayı dava haline getirmiş bir kişiden bunları söylemesini beklemek hata olurdu.
Bu aklama çabaları ana haber bülteniyle sınırlı kalmadı ve aynı şahsın hazırlayıp sunduğu bir haber programına da taşındı. 3 stüdyo konuğu ve 1 Ankara stüdyolarından konuğun katıldığı programa, Malatya’dan canlı olarak Türkiye Protestan Kiliseler Birliğinden İhsan Özbek isimli şahısta katıldı. İzleyicilerin gözü önünde tüm Müslümanlara hakaretler ve ithamlarda bulunan bu şahsı korumak tabi ki yine bu kanala ve sunucuya kalmıştı. Özellikle misyonerlik lehine olan sözler, yani, misyonerlik bir tehlike değildir, Hristiyanlar Türkiye’de baskı altında gibi söylemler alt yazı olarak izleyicinin benliğine kazınmaya çalışılıyordu. Bunun aleyhindeki söylemler ise ne yazık ki es geçiliyor bir şekilde susturuluyordu. Tamamıyla batılı ve oryantalist söylemlerin hâkim olduğu programda bir ara sunucunun “ama ne olursa olsun bunu yapanlar Türk’tü” demesi bardağı taşıran son damlaydı. Yaşadığı topraklara, birlikte yaşadığı millete potansiyel katil muamelesi yapmak hiç kimsenin haddi değildir.
İnancımıza göre son ve hak din İslâm’dır. İslâmiyet diğer dinlerin hükmünü ortadan kaldırmıştır. Her dinin peygamberi bizim de peygamberimizdir. Fakat Hz. Muhammed (s.a.s) son peygamberdir, dinimizin peygamberidir.
Bu şartlar altında bizim için hak dinin güzelliklerinin farkında olarak yaşamak, kurtuluşun İslâm’da olduğunu bilmek ve bunun üzerine gencecik beyinlerin, Allah korusun bu tür misyoner faaliyetler neticesinde hak dinden saptığını görmek, elbette tepki verilmesi gereken bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat her ne olursa olsun bu insan öldürmeyi meşru kılmamaktadır. Çözümü demokratik bir tepkiden ve daha çok çalışarak bu misyonerlere çalışma fırsatı vermememizden geçiyor.
Özellikle şu bilinmelidir ki; kendini Ülkücü olarak tanımlayan birinin inanç ve fikir temelleri sevgiye dayanır. Bir ülkücü ülkesini sevdiği gibi insanı da sever. Ülkücü; İslami inançları gereği yaratılanı yaratandan ötürü sever ve bu yüzden Allah’ın verdiği canı Allah’tan başkası alamaz düsturuna iman eder. Söz konusu vatan ve millet olmadıkça, yani cihat olmadıkça öldürmez. Tüm bunlara rağmen her kötü olayın, her cinayetin, her kavganın ardında Ülkücüleri aramak kasıtlı ve yüzyıllardır süre gelen bir yok etme planının parçasıdır. Buna tepkisiz kalmak mümkün değildir.
Görevi halkı bilgilendirmek olan medyanın artık ekmeğini yediği ülkeye ihanet etmekten bir an önce vazgeçmesi yapabileceğimiz tek tavsiyedir.
Yorum () |
 |
|
|
|
|