|
Şakayık

Meryem Aybike Sinan
Sen gidiyordun...
Bu gidişi durdurmak zordu. Peşin sıra sessizce ağlıyordum... Radyoda unutulmuş bir şarkı çalıyordu eskiye dair.... Dudaklarda her daim taze ve edilgen olan. Herkes susuyordu. Yürekler, sıcaklığını kaybetmiş, umarsız ve biganeydi. Senin yokluğunu farkeden gönlüm acı acı inliyordu. Üstelik hava soğuk, yağmur iplik iplik yağıyordu.
Radyo 4’de yine şarkılar yükseliyordu.. Şimdilerde kimselerin bilmediği. Sıcak, içten, hüzünlü. Yıllar önce çok dinlenen bir şarkıydı. Dilden dile söylenen, nağmesi dillerden düşmeyen.
Üzerime hüzünden bir bahar yağıyordu. Yurdumun tüm şakayıklarına; eli boğum boğum kına kokan şakayıklarına inceden ince, bin sitemi anlatıyordu şarkı.
Zekai Tunca söylüyordu:
“Bırak aksın sırma saçın telleri
Tak üstüne yazmandaki gülleri
Yonca kokan o kınalı elleri
Kıymet bilen ele uzat şakayık.”
Şakayık...Ah şakayık.. Gah bir çiçektin vadilerin avcunda. Gah bir isimdin gökçe yürekli,elleri kınalı , dilleri dualı analara. Yıllar öncesini yüreğimin çatlağına dolduran, sen miydin, şarkı mıydı, yoksa iplik iplik yağan yağmur muydu? Yurdumun yitmiş ve unutulmuş analarının tek adıydın oysa... Saflığın, güzelliğin, dokunmazlığın sembolü olan anaların, anamın,teyzelerimin, ninelerimin ortak adı olan, O sen miydin şakayık? O saflık,o derinlik, o yüce serinlik sen miydin? Şakayık safureler miydi? Öyle miydi?
Bilmiyordum.
Usulca vadilerden çekiliyordun. Evlerin mahreminden açılıyordun hürriyetine!
Sen gidiyordun...
Elleri dualı analar gidiyordu.
Bu gidişe dayanmak zordu.
Gün geldi hasretim vurdu kıyılara. Savruldum.
Gözlerimi bir an tüm dünyadan çekmek ve gitmek isteğiyle doldum.
Oysa...
Mevsim bahardı. Kurşunu bir gri oturmuştu gökyüzüne. Hava soğuktu.
Nisan yağmurları yağacaktı birazdan. Kuvvetlice bir rüzgar esmekteydi. Bahar geliyordu salkım saçak. Üzerime yağmur yağıyordu.
Üstelik her şey maziyi, seni hatırlatıyordu.
Mahşeri andıran bir keder yağdı üzerime ilkin... Kekremsi, buruk. Uzak ve unutulmuş iklimlerin kıyısında gezindi duygularım.. Tüm yıldızlarını kaybeden yüreğimin utangaç rıhtımında derin bir melal, kol geziyordu. ..
Bulutlar kasvetli, yağmurlar tedirgindi.
Hava soğuktu. Sen yoktun.
Üstelik perme perişan maziyi anıyordum. Ağlıyordum.
Sen Şakayık...
“Sakın gitme ellere”diyen dillere inat, gittin.
Peşin sıra ipil ipil bir yağmur yağdı.
Dağ eteklerinde elvan elvan açtığın günlerin rayihası hala yüzüme çarpıyorken sen elini eteğini çektin vadinin kollarından. Şimdi uzak köy yollarında nalinlerin öpmüyor sararmış toprağı. Uzun çiçekli basma eteğin süpürmüyor ardın sıra yolları. Ak ellerine al kına yakan yakıcılar da yok...Sırma saçının telleri,güllü yazmalar giyinmiyor. Soluğun yokuşlarda kesilmiş.Gül pembe dalların meyveye duracakken, yağmurlar çiselerken yapraklarını, kelebekler usulca sokulurken dalına, kime kin ettin de böyle çekildin aramızdan?
Vadiler seni beklerken hangi uzak diyardasın? Görklü dağların tepelerindeki karlar bile erimiş, ırmaklar çağıl çağıl çağlamakta. Senin sesin kesilmiş. Dağlarda nidan yok. Salkım saçak açan yaban gülleri, vadilerde yas tutuyor.. Güneş usulca sızıyor tabiatın üzerine, öylesine mahzun.
Çünkü sen yoksun.
Günahları çoğalan sokaklar, dualarına muhtaç.
Öylesine duru, öylesine riyasız, öylesine içten dualarına.
Seni nerelerde arayıp, kimlere sorsam... Hiçbir yerde, yoksun. Sen yoksun. Havan yok.
Neredesin şakayık?
Menekşeler düşmüşken arıların menziline, senin güzelliğin dillerde gezer. Rüzgar seni fısıldar tabiatın kulağına. Sen yoksun. Düzler yokuş oldu yoluma. Saflığın eritirken gönülleri,
şarkılar seni söylüyor. Oysa sen yoksun... Çiğdemli vadiler seni çağırıyor. Bahar gelmiş, sular coşkuyla akıyor arklarda. Güzelliğin dillerde geziyor. Tüm iyilikler, güzellikler senin adını fısıldıyor. Yaralarımıza çare sensin. Gönlümüzün hasreti, evlerin bereketi sensin şakayık. Seccadeler seninle çiçeklenir, dualar seninle menzile ulaşır.
Çünkü sen anasın, anamızsın.
Ama sen bilmiyorsun.
Sen ki her derde derman olur, kınalı ellerinle okşardın saadeti, huzuru. Sadakat, yalancı- riyakar yüreklerin eline düştü. Dualar, masiva diyenlerin diline düştü. Cemaat bir garip, bir yetim ki sorma gitsin...
Sen şakayık, sadakat seninle gökyüzü gibiydi. Yağmur bulutlarıyla genişleyen...Gönül denizinde duru su idin. Kana kana içtiğimiz. Şefkatinle kendimizden geçtiğimiz.
Sen gittin...
Sen yoksun.
Kokunu, güzelliğini arayan yüreğim yetim, her daim yanar semender gibi.
Şimdi sen...
Yüreğimin ortasında bir derin yaradasın şakayık.
Tüm güzel anaların, tüm kızların üzerine giydiği bir kır çiçeği idin şakayık. Geri dön. Sokaklara caddelere yeni baştan gelsin bahar. Saadet sebil olup aksın üzerine insanlığın. Sen yoksan insanlık yok, sen yoksan çiçekli günler yok, sen yoksan huzur,saadet, sadakat, inayet yok.
Gel şakayık. Gel de göklere dualar ağsın . Gel de rahmet yağsın üzerimize. Gel şakayık...
Seni bekler gönüller. Dualarına amin, diyecek yürekler seni bekler.
Bekler durur yürekler seni .
Gecenin sabahı, bugünün yarını beklediği gibi.
Gel şakayık .
Gel...........
Bu habere benzer haberler: Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:
Yorum () |
|
|
|
|
|