|
Pazar, 23 Mart 2008 |
|
Kandil’e Düşen Yürekler

Meryem Aybike Sinan
“Sevgililer Sevgilisi” düştü aklıma birden.
Düşüncelerim bin pareye bölündü. Aklımın çatlaklarına binlerce düşünce üşüştü. Sonra dünyalık telaşlardan soyundum ve koştum O’na doğru...
Caddeleri günah sularının arkından beslenen hüzünlü kentlerin üzerine ipil ipil bir yağmur yağıyordu. Sokaklar kalabalık ve dardı. Kimseler bilmiyordu bahçelerin baharı ağırladığını yavaştan. Gül mevsimi kapıdaydı. Bir sümbülün gözyaşları karışıyordu menekşenin hüznüne. Yüreğim kanıyordu ve ağlıyordum üstelik.
Geliyordu işte padişah bakışlı gece.
Kandil’e düşüyordu yürekler
Hayal ırmağı yükseğe akıyordu.
“Sevgililer Sevgilisi” bir kez daha düşüyordu kalplerin en mutena yerine. Onu söylüyordu ezgiler, ilahiler. Karanlık dünyaların içini ısıtan güneşin eli değiyordu yeryüzüne yeni baştan. Gül mağrur, emin, sevinçliydi... En sevgilinin kokusuna ayarlı gülzarın içine Yunus’un ilahileri yağıyordu. Bu kez mutluluktan deviniyordu masmavi gökyüzü. Her şey onun cezbesi içindeydi. Bir kutlu gecenin şafağı aydınlatıyordu kararan gökyüzünü.
Geliyordu işte sultan edalı gece.
Kandil’e düşüyordu yürekler...
Hayal ırmağı yükseğe akıyordu.
“Dağıt yüreğindeki gam bulutunu” diyen ezginin sözlerine takılıyordu yüreğim. Hüznün melalinden bahtımıza yağan karın üstüne güneş doğuyordu bu kutlu gecede. Bir fesleğen bahçesine düşen gülün sevinci, ruhumdaki hicranın hıçkırık sesini bastırıyordu. Küskün akşam üstleri karşılıyordu gelen kutlu geceyi. Gün batarken en sevgili doğuyordu akşamın karasına. Nisan sürgünlerinin yeşili kucaklıyordu gözlerimi.
Sürgün yürekler dönüyordu yuvalarına.
Geliyordu işte nur takışlı gece...
Kandil’e düşüyordu yürekler...
Hayal ırmağı yükseğe akıyordu.
Kandil kandil yanıyordu gönül sarayı. Biliyordu artık hangi yüreğe sığınacağını. Hangi gülün solacağını, hangi günün geleceğini, hangi umudun öleceğini biliyordu artık gönül sarayı. Sürgün yürekler dönüyordu yurduna. Karadut tadında bir gecenin içine sığınmak duygusunu düşlüyordu . Bahar yağmurlarına galebe çalan gözyaşlarının dizginleri boşalmıştı. Kırk bir yana savurduğu , küllediği yürek yangınını söndürecek gecenin seline veriyordu hüznünü. Suya akıyordu. Duvara astığı benliğini unutup gidiyordu O’na doğru...
Geliyordu işte bedir akışlı gece.
Kandil’e düşüyordu yürekler...
Hayal ırmağı yükseğe akıyordu.
Yıpratan bir rüzgar kırıp geçiyordu dallarımızı. Hicap ediyorduk unutulmuş duyguların kuytusunda. Yıldızı alınmış gecelerin karanlığında bir nura muhtaçtı gözlerimiz ruhumuz. Peygamber sözleri, bir yıldız şehrayiniydi yolumuzu aydınlatan.
Bu gecede, bu gelen gecede... Onun kokusu var uzak yollardan esen... Onun için açmak yüreklerimizi ardına kadar. Bir asr-ı saadet büyüsü gibi doldursak içimize. Bir ashap şenliğine dönüşse yuvalarımız. Ruhumuzun esrarı çözülse kördüğümleriyle. Yürüsek en sevgilinin ardından.
Müjdecimiz, kurtarıcımız,efendimiz desek...
Yansak, yanılsak, dursak... Kandil kandil tutuşsak.
Geliyor işte Peygamber kokuşlu gece...
Kandil’e düşüyor yüreklerimiz...
Hayal ırmağı çok ötelere akıyor.
Çok yükseklere akıyor hayal ırmağı....
Yorum () |
 |
|
|
|
|