• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
Site Rengini ve Boyutunu Değiştir

HABERDOKUZ

20
Ağustos
2008
Anasayfa
Hüsrev ile Hatem Ülkesi Yazdır E-posta
Salı, 10 Haziran 2008

Hüsrev ile Hatem Ülkesi

 
Meryem Aybike Sinan
 
Bir ışık saltanatı yakaladı ruhumu.
Karanlıklarım, gölgelerim ziyalandı. Kalbimin en mutena yeri yürüdü erguvan ülkesine. Gel diyordu güllerin şehri. Gel diyordu. İstanbul biraz erguvan, biraz gül demekti zannımca. Biraz Hüsrev biraz Hatem demekti bir de.
İstanbul’u kim anlardı, kim söylerdi onun gibi? İstanbul güneşin battığı yer. İstanbul zamanın durduğu yer. İstanbul’un kaderi güle ayarlı. Gül İstanbul demek, İstanbul gül demek. Bir de hüsrev’ül Hatemi demek...
Bu ışık saltanatı çağırıyordu beni uzaktan.
Bir kuşluk vakti, henüz zaman eskimeden, yollar yorulmadan, gün düşmeden sarkacından düştüm yollara. Yollar ki bıkkın, yollar ki umarsız, yollar ki gözyaşlarıyla ıpıslak. İplik iplik bir yağmur yağıyor. Nisan yağmurları değiyor toprağın ateşli alnına.
Yorgun yollara inat varıyorum Bayazıt meydanına...
Bayazıt ki yıldırımları düşürüyor aklımın çatlaklarına.
Bir ışık saltanatına boğuluyorum...
 
Bir eski taş bina.
Sanki yüzyıllar geri çağırıyor gibi. Eski sandukalara saklanmış şehzadeler, uykularından apansız uyanacak ve usulca sızacaklar salona. Bak ne çok unutmuşsunuz diyecekler. Hüsrev ve Hatem ülkesinden kovacaklar bizi. Erguvani bir büyü yakalayacak ruhumu birazdan. Hatıralar deşilecek, sevdadan, aşktan unutulmuş ne varsa nikriz bir şarkının notasından sızacak üstümüze. Sazendeler, hanendeler çıkıp gelecekler taş duvarların arkasından. Lal kesileceğim. Eski şarkılardan bir demet düşecek ruhumun üşüyen, yama tutmayan yanlarına. Unuttuğum şarkıları söyleyemeyeceğim bir daha...Nisan çiçekleri, papatyalar, sümbüller koşacak güllerin menziline. Hatem ülkesine hoş geldiniz diyecekler hep bir ağızdan.
Hatem ülkesinde zaman başkadır...
Hatıralar başkadır...
Hatem’ül Hüsrev başkadır...
 
 
Karakavak dillenecek.
Söz dillenecek. Hatem ülkesinde bir ikindi vakti zaman susacak, mekan susacak, hatıralar konuşacak birazdan. Bu ülkenin efsunundan, çekiminden koşup gelmişim, sığınmışım. Mülteci faslındayım şimdilerde. Hatem bir seyyare ki ışığı hiç sönmeyen. Bir yıldız şehrayini gibi düşüyor gönlümüzün karanlık ülkesine. Hatıraların ezgisini üfleyen bir neyzen. Unutulmayan bir sofyan şarkı hüznün testisinde. Asıl olan neydi ki diyor şair. Neydi asıl olan. “Madem ki bulunduğun yer, konuştuğun kimse sana feyz vermiyor, terke mani olan ne? “ Ruhumu inciten ayrık otlarını ayıklayan aklım, bir nisan yağmuruyla bir dürr-i daneyi düşürmüş gönlümün mahzenine. Hatem ülkesinin yıldızlar dağıtan, dağıttıkça aydınlatan ülkesine sığınmışım.
Hatem ülkesinde zaman ve mekan başkadır.
Hatıralar başkadır...
Lisan başkadır, insan başkadır...
 
Bayazıt kütüphanesinde birkaç saatliğine diriliyorum.
Diriliyor ne kadar unutulmuş şey varsa.
Dile geliyor gizli dehlizlere sığınmış nice güzellikler, güzeller. Gül bahçesi hareleniyor, pareleniyor, çareleniyor.... Şeyda bülbül feryat ediyor gül olup da gülmeyene. Bilip de söylemeyene. Düşüp yola gelmeyene. Yol dediğin yürünerek aşılır...
Hüsrev ül Hatem ülkesinde neşv ü nema buluyor hatıralar. Hatıralar ırağı çağırıyor. Neler geçmiş, neler düşmüş zamanın ellerinden. Gazlı lambaların isinden gözlerimizi kapamışız karanlıklarda. Oysa ışık yanıbaşımızda. Bir Hatem ışığı ki göz kamaştıran, aydınlatan, ısıtan. Ellerimde soluyor, bütün bildik şeyler. Unutuyorum hepsini. Unutuyorum geçmişi, geleceği, anı.
Hatem ülkesinde zaman ve mekan başkadır...
Hatıralar başkadır.
Şiir başkadır, şiyir! başkadır.
 
Bir gün daha soluyor.
Yağmur diniyor. Rahatlıyor göğün bağrı. Masmavi derinlik gerine gerine sarıyor ufkumuzu yeni baştan. Yok sayıyorum sincabi gökyüzünü. Bugün hiç yaşamamışım. Hatem ülkesinde mevsim, hep derin bir mavidir öteleri çağrıştıran, çağıran. İstanbul, yaşlı ve yorgun bir kadının sesi gibi sesleniyor. Gitme diyor. Kal biraz.
Hatem ülkesinde zaman tükenmiş, saatler çalmış külkedisi gibi kendimi yola vurmuşumdur. İstanbul ısrar ediyor bu kez bir genç kızın cilvesiyle. Eğiliyorum yedi taraçaya; zaman tükenmiş, yol uzamış, akşam ufukta görünmektedir. Körfezin durgun suları şimdi bana el ediyor, anla biraz diyorum.
Sultan Mehmet Köprüsü uzanıyor önümde ...
Ve...
Durgun bir su gibi akıyorum körfeze...
 
 
 
 
 
Yorum (0)add feed
Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >

Prof.Dr. İbrahİm Arslanoğlu

 
Tarih Bilinci
 
Diğer Yazıları

E-Bülten Kayıt Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Resul Kürşat Şahsİ

 
Bizde Hiç mi Suç Yok?
 
Diğer Yazıları

Meryem Aybİke Sİnan

 
Mehmet Âkif İnan
 
Diğer Yazıları

TV'de Bugün

HABERDOKUZ Hüsrev ile Hatem Ülkesi - HABERDOKUZ - HABERDOKUZ
TV'de Bugün

MURAT ÇAVGA'NIN YENİ KİTABI ÇIKTI