|
Ezan Çiçeği
Meryem Aybike Sinan
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Seni bir akşam vakti tanıdım.
Kendi halinde bir bahçenin, kendi halinde bir çiçeğiydin. Sıcaktan bunalmış, boynunu bükmüştün. Otların içinde ne kadar da mahzun duruyordun... Bir neyzen rüzgarı titretiyor gibiydi dallarını. Bir çiğ damlasına muhtaçtı yaprakların, dalların. Nicedir su yürümüyordu dallarına. Toprağın bağrı yanık, çatlak çatlaktı. Göğün maviliğine nicedir ıstırapla bakıyordun. Yanıbaşındaki horoz ibiği dudak büküyordu haline. Mağrurdu. Yok tesellim sudan yana diyordu sanki. Menekşe mahzundu. Gülün bağrı kanıyordu.
Seni tanıdığımda...
Vakit akşamdı.
Camilerde ezan okunuyordu...
Seni bir akşam vakti tanıdım.
Hüznün kollarında uyuyan, münzevi bir bahçenin münzevi bir çiçeğiydin. Yanıbaşında ırmaklar akmıyordu. Suların çağıltısı karışmıyordu ardıç kuşlarının işvelerine. Bülbül çoktan susmuştu. Testiler düşmüştü su yollarına seyrek sepirdek. Bir bahçıvanın ellerine muhtaçtı varlığın belki de. Suyun damlasına. Toprağın cömertliğine. Güneşin yakan eline, merhametine... Muhtaçtın.
Kanmıyordun hayatının kıvrımlarına. Düşmüyordun yalancı gerçeklerin uçurumlarına.
Çünkü biliyordun... Akşamın terkisine dualarını yüklüyordun yaprak yaprak.
Sadece varlık sebebini biliyordun. Kimin için var olduğunu, kimin için titrediğini biliyordun.
Seni tanıdığımda...
Vakit akşamdı.
Camilerde ezan okunuyordu.
Seni bir akşam vakti tanıdım.
Gecenin karasını bekleyen hüzünlü bir bahçenin hüzünlü bir çiçeğiydin. İkindinin saklısından çıkıp geliyordun. Gurubun tatlı melaliydi seni yeşerten. Güneş ufukta kayboluyordu.
Akşamın gölgesi kılıç gibi iniyordu bahçelere bağlara. Güneşin eli kesiliyordu. Uzaktaki tepelerin üstünden çekiliyordu güneşin kanayan eli. Ufuk çizgisi küçülüyordu. Gurubun hüznü yakalıyordu ruhumu. Hatıralar depreşiyor, uzaklar yaklaşıyordu. Sararan otların kederi sarıyordu mevsimi. Evlerin telaşı çoğalıyor, sokağın coşkusu azalıyordu. Babalar badem şekeri götüremedikleri için çocuklarına yavaşlıyordu adımları belki de. Yollar uzuyordu.
Seni tanıdığımda...
Vakit akşamdı.
Camilerde ezan okunuyordu.
Seni bir akşam vakti tanıdım.
Varlığıyla her daim Hakk Hakk diyen inanan bir bahçenin inanmış bir çiçeğiydin. Akşamın eşiğinde uzaktaki şafağa gülümsüyordun çiçek diliyle. Zamanın ihtiyar çehresine inat biliyordun zamanı geldiğini sevmenin, el açmanın yaradana... Zarafetin zayıflatıp incelttiği bir güzellikle çıkıp geliyordun ötelerden. Uzak vadilerden kimselerin bilmediği güzel bir türkü söylercesine bir ezan vakti söyledin sen de türkünü. Akşama özeldi tam güzelliğin. Bir buğu gibi, şaşırtarak, efsunlu bir iz bırakarak gittin gecenin avuçlarına. Bir kalbin vardı kimsenin bilmediği. Kalbini ben de bırakarak gittin akşamın peşi sıra. Masmavi gökyüzü daralıyordu o demlerde.
Seni tanıdığımda...
Vakit akşamdı.
Camilerde ezan okunuyordu.
Seni bir akşam vakti tanıdım.
Her akşam ezanı patır patır açarak Hakkı söyleyen, bir ezan çiçeğiydin . Bir akşam vakti tanıdım güzelliğini. Derin bir büyü vardı güzelliğinde. Duru güzelliğini sevdim. Mütevazi duruşunu sevdim bir de. Hakikatlerden bir çelenk oldun bahçenin orta yerinde. Sen ilahi sözlerin efsunuyla kendinden geçerken, benim içimden bin ışık hızıyla ne düşünceler geçti bir bilsen... Seni kıskandığımı, sana imrendiğimi, seni çok sevdiğimi bir görebilsen. Sana bilemezsin demeyeceğim inatla. Bitki demeyeceğim. Asıl bitki, ibadet ve taat ile neşveli olmayan, kul olduğunu unutan insanlar olmalı diyor kalbim. Sana bitki demeyeceğim.
İşte o gün tanımıştım seni.
Bir misafir gibi ansızın çalmıştın kapımı.
Vakit akşamdı.
Ve...
Camilerde ezan okunuyordu.
Yorum () |
 |
|
|
|
|