|
Erguvan Zamanı

Meryem Aybike Sinan
Hüznün hikayesini söylediği zamanlarda dinlediği şarkının adıydı. Öğlen sonraları, kendini huzurun ellerine vermek istediği demlerde notalardan dökülen nağmeler yüreğinin derinlerine sızıyordu. Yaslıydı. Giden güzelliklerin ardından gözyaşı döküyordu.
Erguvan zamanıydı üstelik.
Çok yakında bahçeler süslenecek ,ağaçlar naz içinde salınacaktı baharın tatlı melteminde.. Şeftali ,erik , kayısı ağaçları erguvana intizar ediyor gibiydi. Yalancı bahar gelmiş ve Erguvan tomurcuğa durmuş , erikler çiçek açmıştı.. Hep aynı şarkıyı söyleyip duruyordu yüreği:
“Erguvan zamanı gel bana emi
Bir daha hiç gitme ama ne olur
Çiçekler solmadan gelmeyeceksen
Boş yere bekletme ama ne olur.”
Yalancı bir çağın ayakları basmıştı kalbinin duvarlarına. İnsanlar, mevsimler, gülüşler, ağaçlar,çiçekler, cümle mahlukat yalandı. Yalanlardan koca bir medeniyet yükseliyordu. Yalan hayatın ta kalbindeydi.
Yalan, her yer yalandı.
Erguvan zamanı bile.
Erguvan zamanı gelip geçiyordu umarsız. Kaç zamandır tadı yoktu... Kara kış dağlardan inmemiş, ruhu kararmış şehirlerin üzerine beyaz ellerini değdirmemişti. Caddeleri günah sularının arkından beslenen hüzünlü kentlerin üzerine ipil ipil bir yağmur yağıyordu. Sokaklar kalabalık ve dardı.
Bu yıl kara kış dağlardan inmemişti...
Tomurcuklar dalından erkenden terlemiş, gülümsüyordu güneşi yalancı bahara. Her şeyin yalan olduğu bir çağ yaşanıyordu dışarıda. Kendini eskiye dair dünyanın pembe avuntusu içinde tutmaya çabalıyordu.
Üstelik Erguvan zamanı yaklaşıyordu.
“Ölümden başkası yalan” diyen şarkı düştü diline bir an. İnsanın biricik gerçeğinin madde olduğu bir çağda bu şarkının ne hükmü vardı ki...
Erguvan telaşı düşse de baharın üzerine, tadı yoktu, neşvesi yoktu baharın.
Herşey yalanken üstelik.
Hüzün gezegenine yolculuk vardı. Eski kitaplarda anlatılan, sonu hüsranla biten bir masal yağıyordu düşlerine. Mevsimlerin sabrı tükenmişti en sonunda. Arzın kalbi kanıyordu. Küreselleşen dünyada bir güvercin tünüyordu en son kalan defne dalına. Ölümün soğuk elleri tutuyordu bir bir kanatlarını.
Müstehzi gülüşler yağmalıyordu insanlığın kalbini.
Erguvan zamanı kapıdayken üstelik.
Akşamların erguvani rengi ekleniyordu yüreğinin yarasına. Kanaviçe bakışlı menekşeler, yumuk mavi gözlerini dikmişlerdi gelen yalancı bahara. Bir serin rüzgar söylüyordu fısıltılı güzelliğini erguvanın. Yalnızlık demleniyordu gecenin karasında.
“Erguvan baharın aşka daveti
Aşk için neyleyim başka daveti”
Bahar, elvan elvan yalan kokuyordu. Karın değmediği dallara, bahar yeni baştan gülümsüyordu.
Zaten hiç gitmemişti ki bahar...
Dağlardan kara kışı indiremeyen tembel bulutlar şaşırmıştı. Hüzün yağıyordu göklerden. Güzelliğin ülkesinden gelmeyen mevsimler, küsmüştü yeryüzüne. Yaradanın huzurunda secdeye kapanan Yusufcuk kuşu ötüyordu seherin aydınlığında. Her şey tazeleniyordu yalancıktan.
Erguvan zamanı yaklaşıyordu. Bin güzellik bahşetmek için Boğaziçi’ne...
Her şey yalanken üstelik...
Erguvan çiçek açacak,
İstanbul, Boğaziçi, erguvan çiçekleriyle tutuşacak, aşıkların bağrı yanacaktı bu demlerde. Bir erguvan güzelliği saracaktı dört yanı. Hercai menekşeler göz süzecekti serin gölgelerde.
Mevsim dönüyordu. Uzak seferlere hiç gitmeyen bahar dönüyordu.
Taptaze günler kapımıza gelmeden, yüreğimizdeki düğümleri çözüp baharı karşılama telaşı sarıyordu içimizi. Baharları kim sevmezdi. Kim kucaklamazdı yüzümüzü okşayan baharın tatlı meltemini. Yalancı bahar olsa da, kim sevmezdi baharı?
Üstelik Erguvan zamanıydı. Bir akşamın yorumu hissettiklerimizdedir. Şarkılar, tesellisidir, hüznün kederin. Yalan söylese de mevsimler, bahar geliyordu en sonunda...
Çetin soruları vardı gerçeğin. Derviş yürüyüşlü ötelere sarkıyordu düşlerimiz. Kandil kandil öteleri muştulayacaktı erguvanlar birazdan...
Esrarlı şarkılar yıkayıp geçecekti kalbimizin paslarını.
Mevsim dönüyordu. Uzak seferlere hiç gitmeyen bahar dönüyordu
Erguvan diyordu şarkı. TRT sanatçısı, en güzel yorumuyla söylüyordu. Şarkılara sızan erguvan, usulca yağıyordu üzerine üzerine yalnızlığın.
“Erguvani büyü sarmış dört yanı
Unutmuş gönlümüz kışı hazanı
Ve sevda yaratan kutlu zamanı
Bu defa kaybetme ama ne olur”
Mevsim dönüyordu. Tomurcuklar bir bir patlıyordu... Şarkılar çalıyordu radyolarda. Sevda üstüne, ayrılık üstüne, erguvan zamanı üstüne. Kulaklarım dikiliyordu şarkının nağmelerine...
Şarkı, erguvan diyordu...
TRT Sanatçısı Melihat Gürses söylüyordu.
Bu habere benzer haberler: Bu kategoride yeni haberler:
|