|
Cumba
Meryem Aybike SİNAN
Bir gergef gibi evlerin pencerelerini süsleyen cumbalara olan aşkım Beşkonaklar Mahallesinde başladı. Omuz omuza vermiş fısıltıyla konuşan bir çınar gibi köklü ve azametli konaklardı Malatya’nın bağrında. Ne zaman önlerinden geçsem sihirden bir güzellik konardı omuzlarıma. Pencere hizasından sokağa doğru çıkıntısı olan kafesli bölümün adıydı cumba.
Cumba...
Esrarengiz, anlamı muğlak olandı benim için...
Bir Nisan akşamı keşfettim güzelliğini bu cilveli evlerin... Dantel gibi işlenmiş kıvrımlarıyla bağrındaki çiçekleri nasıl da sarmalıyordu. Nasıl da sokakla evin mahremini zarif bir çizgiyle ayırıyordu. Kucakladığı çiçeklerin güzelliğindeydi bütün varlığı. Belli ki esrarlı bir sadakati kendinde görüyordu.
Cumba, esrarengiz, anlamı muğlak olandı benim için.
Cumbalı evelerin serinliğini o demlerde farketti minik yüreğim.
Nisanın ıtır, mine, şakayık kokan elini o zamanlar tuttum. Beydağlarının etekleri baharla zil çalarken, cumbalı evlerin önünden daha sık geçer oldum. Ne zaman gökler kararsa, şimşekler çakıp yalnızlığımı körüklese, bir hüzün salkımı ne zaman yüreğime inse, kendimi Beşkonaklar Mahallesinin arnavut kaldırımlarında bulurdum.
Sanırdım ki bu cumbalı evleri kollamaz bütün korktuklarım...
Caddelere sarkan hanımelleri, leylaklar, rengarenk açan güller... Her şey bir yarış içindeydi. Bahçeler baharın gelişiyle coşmuş, kendinden geçmiş bir sarhoşu andırıyordu. Çiçekler içimi bayıltıyordu. Ne güzeldi caddeler, hayat ve insanlar.
O zamanlar bütün mutluluklar cumbalı evlerin yanıbaşındaydı.
Ve...
Ruhum, cumbalı evlere hayran bir kelebek gibi konuyordu pencere önlerindeki çiçeklere.
Cumbalı kafeslere ne çok çiçek konuyordu öyle.
Cam güzelleri, sardunyalar, küme çiçeği, ıtır gülü, menekşe. Kendini sevdiğine göstermeye çalışan, evin mahçup edalı kızı gibi camdan ne güzel, ne anlamlı , ne ürkek bakıyorlardı. Çiçeklerin güzelliğine takılan ruhum eriyip eriyip çiçeklerin ayaklarına düşüyordu.
Cumbalı evler caddelerin sıcaklığı, süsü, güzelliğiydiler.
Onlardı evlerin büyüsünü her daim tütsüleyen. Sevdalara göz kulak olan, verilmiş sözlere şahit... Annelerin anlık sıkıntılarını karşı ki komşusuyla paylaştığı çiçekli geçitlerdi cumbalar.
Bir evin saffeti, süruru, aydınlığı, bir parça cumbaların güzelliğiydi.
Cumbalı evlerin varlığıydı caddelere huzur hohlayan.
Güzellik muştulayan...
Sonra...
Cumbalı evler yaşlandı, eskidi, çiçekler soldu yavaştan. Cam önlerinden çekildi saadet perisi. Tıpkı büyükannem gibi. Yalancı, naylon perdeler indi pencere önlerine. Dantel işlemeli perdeler içlenip sandukalara attı kendini.
Karardı aydınlık odalar, sofalar...Her şey sonsuz bir sefere çıktı. Yaralandı zarafetin çiçekten eli. Bizi bahardan yaza koşturan, bizi güzelliğin ülkesinde uyandıran, uçarı rüzgarlar esmez oldu üstümüze. Defne dallarından düşen bir yağmur damlası gibi düştük...Sıkıştık ağır ve gri beton duvarlar arasına.
Daha bir yalnızlaştı hayat.
Demli çayların kekremsi burukluğu sindi tüm tatların üstüne.
Bir acılı sükut indi hayatın dehlizlerine.
Yaralandık...
Şimdi ne zaman bir resimde, tarih yaprakları arasına sıkışmış bir eski konak resmini, dantel güzelliğindeki cumbalı pencerelerini görsem, yüreğime, gözlerime yağmur yüklü bulutlar iniyor. Bir şimal rüzgarına karışıyor yaktığım acılı türküler. Yalnızlık beni kuşanıyor.
Gidiyorum.
Olmadık hayallerin peşine takılıp gidiyorum. Bizi bir denizin dalgalarında bırakıp gidenleri, cumbalı evleri yüreğinden düşürüp, caddelerin göğsüne takan ulu yürekli uluları aramaya gidiyorum. Olmadık düşlerin peşinde savruluyorum. Bir eski zaman şarkısı oluyorum gramofonlarda çalan.
Kaf dağındaki zümrüdü anka gibi süzülüyorum, bir masalın satır aralarında...
Bir varmış bir yokmuşum diyorum...
Ağlıyorum...
Bu habere benzer haberler: Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:
Yorum () |
|
|
|
|
|