|
Cengiz Dağcı ve Çocukluğum

Meryem Aybike Sinan
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
“Vatan diye ağlaşır, garip Kırım dağları”
Kırım Türklerini, ilk kez onun romanlarında tanımıştım. Evimizin çatı katına atılmış eski kitapların arasında bulduğum tozlu bir kitaptı. “Onlarda insandı”. Henüz ilkokul üçüncü sınıfta okuyan bir öğrenci için oldukça kalın ve karmaşık bir kitap olmasına rağmen kimselere bir şey sormadan kitaba çatı katında ısınmıştım bile. Kiremitlerin arasından sızan zayıf ışığın yer yer aydınlattığı tozlu kitapların arasında, ilk formasını bir nefeste okuyuvermiştim.
Aşağıya indiğimde Kırım benim için boynu bükük bir yaralı diyardı...
İkinci dünya savaşı, arada kalan insanların acıları, kolhoz denen kolektif sistemin ayak sesleri yüreğime basarak ilerledi. Romanın baş kahramanı Bekir, ayrılmaz parçası Macik...
İvan’ın, köye yerleşen diğer Rusların Kızıltaş köyünü kısa zamanda nasıl perişan ettiklerini, nasıl yağmaladıklarını bugün bile dehşetle kalbimde duyuyorum. Kırım, çocuk yüreğimin kuytularında yerini bulmuş ve derin hüznünün gölgesini bırakmıştı. Bu roman benim Türkoloji’ye ilgi duymama neden olmuştu.
Cengiz Dağcı kadar Sovyet rejiminin can acıtan yanlarını gerçekçi bir şekilde veren bir başka Türk yazar var mı bilmiyorum. “Onlar da İnsandı” romanını okuduktan sonra yana yakıla bu romanın devamı olan “Kolhozda Hayat”adlı romanını aramaya başladım.
“Kolhozda Hayat” romanında alıştığım kahramanların büyük çoğunluğu artık yoktu. Bir gözyaşı sağanağına tutulmuş kederlenmiştim. Aradan uzun zaman geçti. Ben Türkoloji eğitimi aldım. Mesleğim gereği bir çok edebiyatçımızı romancımızı okudum, tanıdım. Ancak beni Cengiz Dağcı kadar etkileyen bir başka romancımız olmadı, olamadı.
Türk Edebiyatının şüphesiz en büyük romancısıdır Cengiz Dağcı. Kırım Türklerinin hazin dramını, sürgünlerini böylesine yalın ve gerçekçi anlatan bir başka yazarımız yoktur. Bizim dünya çapında övülmeyi, takdir edilmeyi hak eden nadir sanatçılarımızdandır.
El, bizi kötüleyen içimizdeki ağyara, methi seniyeler düzerken onları ödüle boğarken geliniz bir kez olsun millet olarak bir sanatçımızı yad edelim. Yad ellerin yalnızlığına terk etmeyelim.
Aykırı kuşatmalar altındaki kültürümüze, emek verenlere sahip çıkmanın tam zamanıdır diyorum. Umutlarımız eskimeden, çok geç olmadan olabilecek bir güzelliğe amin diyelim. Cengiz Dağcı’yı yad ederken aklıma bir hüzünlü türkü geliyor ki ezip geçiyor bağrımın orta yerini:
Çırpınırdı Karadeniz
Bakıp Türkün Bayrağına
Ah ölmeden bir görseydim,
Düşebilsem toprağına.
Ayrı düştüm dost elinden
Yıllar var ki çarpar sinem
Olsun bütün yaban eller
Kurban Türkün bayrağına.
Şarkı formatındaki bu türküyü ne zaman dinlesem, aklıma bir ceylan güzelliğindeki mahzun diyar, Kırım gelir. Kırım Türkleri gelir. Çok uzaklara sürülen, oralarda hayatlarını kaybeden mahzun Kırım Tatarları gelir.
Bu duyguları Cengiz Dağcı’ya borçluyum.
Çünkü...
Cengiz Dağcı, hissettirdi bu duyguları bize. O anlattı, o duyurdu, o yazdı. Cengiz Dağcı’yı tanımasaydım eğer Karadenizin kuzeyinde neler yaşandığını bilemeyecektim. Onlardan biri olmayacaktım.
Kızıltaş köyünü hiç bilmeyecektim.
Belki de Türkoloji’ye ilgi duymayacaktım.
Cengiz Dağcı’yı iyi ki tanımışım.
Bu habere benzer haberler: Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:
Yorum () |
|
|
|
|
|