|
AKP Kapatılmalı mı?

Mehmet Derebeyoğlu
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Cuma günü akşam üstü Cumhuriyet Başsavcısının AKP hakkında temelli kapatma isteğiyle dava açtığı haberi patladı. Siyasi gelişmeleri çok dikkatli takip edenler için bu beklenmeyen bir gelişme değildi. AKP'nin son beş yılda Türkiye Cumhuriyeti'nde yarattığı tahribatı ve devleti düşürdüğü durumu göz önüne aldığımızda aslında geç kalınmış bir davadır.
Osmanlı Devleti’nin sona ermesi ve Kurtuluş Savaşı'ndan sonra tabir yerindeyse Türk Milliyetçilerinin önderliğinde yoktan yaratılan Türkiye Cumhuriyeti, 85 yıllık bağımsızlık ve onur mücadelesini eksiklere rağmen başarıyla sürdürmüştür. 1974 Kıbrıs Çıkarmasına kadar Lozan'la çizilen sınırlar içinde bütün enerjisini kalkınma ve ilerleme yönünde kullanan Türkiye, Rumların 1974'de Kıbrıs'ta yarattıkları emrivaki karşısında ilk defa sınır ötesi harekete girişmiştir. Son 35 yılın olaylarının altında yatan Türkleri haçlının hedef tahtasına koyan bu Kıbrıs hareketidir. Yüzyıllar boyunca Türk korkusu ile yaşayan batı, Bozkurt'un ininden çıktığını görmüş ve büyük bir korkuya kapılmıştır. Bu korkunun sonucu 35 yıldır batının Türkiye üzerindeki entrikaları hiç bitmemiştir.
Sovyet tehlikesi nedeniyle dost görünüp arkamızdan mezarımızı kazmışlardır. 12 Eylül 1980 darbesine kadar sağ-sol diye kardeşi kardeşe kırdıracak bir iklim oluşturulmuş, Vatanseverler sokaklarda "Komünistler Moskova'ya" diye haykırırken, sonradan anlaşılmıştır ki senaryonun ardında Türkiye'yi avuçlarında tutmak isteyen NATO ve Batılı güçlerdir. Oyunun 2.perdesi "bizim oğlanların" 12 Eylül gece darbesi ile başlamış ve Atatürkçülük maskesiyle Amerika'nın yeşil kuşak projesi uygulamaya konulmuştur. Darbe döneminde Milliyetçiler akla gelmeyen işkencelere tabi tutulmuş, askeri mahkemelerdeki sözde yargılamalarla idam sehpaları kurulmuştur. 24 Ocak 1980 ekonomik kararlarını yeterli bulmayan batılıların istediği bir iktidar Turgut Özal'ın kurduğu ANAP vasıtasıyla hayat bulmuştur. Özal devrinde ekonomiyi dünyaya açıyoruz teraneleri ile Türk Devleti dış siyasi ve ekonomik müdahalelere açık hale getirilmiştir. Türkiye'yi denetimleri altında tutmak isteyen İslam düşmanı haçlı güçler kaşıkla verdiklerini sapıyla çıkarmak için 1984'de PKK belasını başımıza musallat etmişlerdir. Özal'ın tasfiyesinden sonra merkez sağdaki çalkantılar ve batının istediği tavizleri verecek gücü kendinde bulamayan koalisyon hükümetleri ve bölücü terörün artması 1999 seçimlerinde sağda ve solda Milliyetçi partileri öne çıkarmıştır. MHP ve DSP'nin önderliğinde kurulan hükümet batılıların hesaplarını bozmuştur. Ancak şer güçler boş durmamış ve yarattıkları sanal ekonomik krizle Milliyetçileri devre dışı bırakmıştır. Türk Milleti'nin önüne Amerikan güdümlü Tayyip Erdoğan'ın önderliğinde kurulan AKP'den başka bir umut konulmamıştır. Daha İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken parafe edilen teslimiyet belgeleri AKP iktidara taşınarak imzalanması sağlanmıştır.
Türk Milleti'nin en hassas olduğu İslam kimliğini istismar ederek iktidara gelen AKP, Ecevit-Bahçeli Hükümeti'nin karşı çıktığı Amerika'nın Irak'ı işgaline destek vermiş, Irak'taki dindaşlarımızın üzerine tonlarca demokrasi atılırken, Amerikan askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için duacı olmuştur. Ülkemiz ithalat cenneti haline getirilerek batının pazarı Türkiye'de kurulmuş, dış ticaret açığı rekor kırmış, ihracatımız tamamen ithalata bağımlı hale gelmiş, ücretler gerilemiş, Türk Milleti kredi kartları ile zenginleştirirken, kağıt üzerinde yapılan oyunlarla milli gelir yükseltilmiştir. En son Kuzey Irak'a yapılan operasyon gölgesinde Vakıflar Yasası yangından mal kaçırır gibi meclisten geçirilerek, Türkiye Cumhuriyeti'nin Tapusu olan Lozan delinmiştir. Artık kilisenin Ayasofya üzerinde hukuken hak iddia etmesinin önü açılmıştır. Haçlılar 1453'de Fatih'e karşı, 1923'de Mustafa Kemal'e karşı kaybettiklerini AKP'nin teslimiyetçiliği ile kazanma aşamasına gelmişlerdir.
İçerde İslam ticareti ile dünyalık peşinde koşan tarikatlar, taşeron bölücüler, iktidara mideden bağlı holding medyası el ele Cumhuriyet'ten rövanş peşine düşmüştür. Bu gidişe mutlaka dur diyecek birilerinin çıkması elbette beklediğimiz bir durumdur. 27 Nisan'da Genelkurmay'ın Cumhurbaşkanı seçimleri ile ilgili muhtırasını sağduyu ile değerlendirmek yerine, "dindar cumhurbaşkanı" seçtirmediler diye istismar edecek kadar pervasız davranmışlardır. Belediye yönetmekle devleti yönetmenin aynı şey olmadığını idrak edememişlerdir.
Kısaca Türkiye'nin tablosu bu kadar vahim iken, Mustafa Kemal'in bize armağan ettiği Türkiye Cumhuriyeti'nin sevdalıları mutlaka bir yerden bu gidişe dur demek zorundaydılar. Ancak Cumhuriyet Başsavcısının kapatma talebinde ileri sürdüğü gerekçeler yanlıştır. AKP laiklik karşıtı bir parti değildir. Laikiz diye tafra satanlardan daha laiktir. Çünkü AKP'nin kavgası Müslümanlar için değildir. AKP'nin ve payandası olan bugünkü tarikatların yaptığı sadece istismardır. Onların kavgası dünyalıktır, iktidardır. Son beş yılda el değiştiren servetlere şirketlere baktığımızda bunu net olarak görmek mümkündür. AKP'yi hiç hak etmediği İslamcı kimliği ile laiklik karşıtı gibi göstererek kapatmak, kömür ve mercimekle, ihalelerle, peşkeşlerle oluşturulan demokraside, ilerde ülke açısından daha vahim durumlara yol açacaktır.
AKP'nin medyadaki besleme ve yalakaları bu kapatma davası üzerine ahkam kesiyorlar. Yüzde 47 oy alan bir iktidar partisi kapatılır mı diye. Parti kapatmanın ölçüsü hukuk mudur yoksa oy yüzdesi midir? sahtekarın biri çıkarda yarın Türkiye'yi yabancı istihbaratların, besleme medyanın desteğinde mercimekle, kömürle hayalle ele geçirirse oy yüzdesine mi bakılacaktır? Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasası ve değişmeyen kuralları ve kurumları vardır. Nasıl ki hukuk, fakir ve zengin için değişmez ise, yasalara göre parti kapatmalarında da yasalara aykırı eylemler varsa o parti muhalefette de olsa iktidarda da olsa, oy yüzdesi ne olursa olsun gözünün yaşına bakılmaz. Dünya ayıplarmış. Ne ayıbı? Onlar için sadık iktidarlar önemlidir. Diğerlerinin kıymeti harbiyesi yoktur.
Adamın biri evinde papağan besliyormuş. Hitler'in Avrupa’yı alt üst ettiği bir zamanda sahibi papağana "Yaşasın Hitler" diye bağırmayı öğretmiş. Ancak Hitler savaşı kaybedince papağan yine aynı şekilde bağırmaya devam etmiş. Ev sahibi bir türlü papağanın hakkından gelememiş ve ceza olarak papağanı kümese kapatmış. Malum ya gece olmuş kümeste bütün tavuklar sırada horoz görevini yapacak, sırayla tavuklara bakarken gözü papağana takılmış ve ona yönelmiş. Papağan bakmış namus elden gidecek horoza efelenmiş, "hop hop biz burada fuhuştan değil siyasi suçtan yatıyoruz" demiş.
Evet AKP kapatılmalıdır. Kimse demokrasi falanda demesin. Dış güçlerle işbirliği yaparak Bahçeli-Ecevit Hükümeti'nin defterini dürerek iktidara gelip, devlet imkanları ile kömürle mercimeği milli iradenin satın alınmasında araç olarak kullanan, medya üzerindeki iktidar gücünü demokrasinin gelişmesi için değil, kendine yalaka yapmak için kullanan bir partinin sıkışınca demokrasi falan demesi göz yaşı akıtması merhametimize sığınması için artık çok geç. Ancak yukarıdaki fıkrada anlattığımız gibi AKP, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaktan değil, gayrimeşru ilişkilerinden dolayı, vatana ihanetten dolayı kapatılmalıdır.
Yoksa son beş yıllık iktidarları döneminde iyice palazlanan İslam ticareti yapan Müslüman baronların, iktidarın tadını da aldıktan sonra geri adım atacaklarını beklemek hayal olur. Ne yapılırsa yapılsın daha öncede yapıldı, bu çarpık demokrasi anlayışı ve Bizans medyası ile kayıt dışı münafık tarikat örgütlenmeleri var oldukça, sandığın içinde potansiyel bir ur olarak tehlike olarak var olacaktır. Bu kapatma davası Müslüman Türk'ü rencide edecek şekilde bilinçli bir din karşıtı provokasyona malzeme yapılmamalıdır. Alnı secdeye gelmeyenler durumdan vazife çıkarıp kendilerine pay çıkarmamalıdır. Bu tür densizlikler aslan payını çakalların almasına yol açıyor.
Genelkurmayın bile çok özel telefonlarını dinleyecek düzeye ulaşanları hafife almayın. Bankaları ile, şirketleri ile, medyaları ile, yurt dışı ilişkileri ile dergahtan plazalara geldiler. Kaç tane şirketi, gazeteyi, televizyonu denetimleri altına aldılar. Gemicikler edindiler. Milleti gırtlağına kadar borçlandırdılar. Bu kapatma davası da 8 günlük Kuzey Irak Harekatına benzemesin. Silahı çektin mi tam hedeften vuracaksın, yaralı bırakırsan silah sana döner seni vurur. Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk Milletinin bekası AKP'yi bu gerekçelerle kapatarak günü kurtarmaktan daha önemlidir.
Hain ve gafillere de bir sözümüz var:
Kimse Türk'ü Ergenekon'a hapsedemez.
Yine çıkarız... Yine çıkarız.
Bu habere benzer haberler: Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:
Yorum () |
|
|
|
|
|