|
Yoksullukla ve Yolsuzlukla Mücadele
Hüseyin Akar
Muğla Ticaret Borsası
Genel Sekreteri
Yoksullukla ve yolsuzlukla mücadele terimi ilk defa 1999 seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi programında yer aldı ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli tarafından seçim meydanlarında dile getirildi. Daha sonra, yoksullukla ve yolsuzlukla mücadele terimi, 2002 seçimlerinde AKP tarafından siyasi propaganda malzemesi olarak kullanıldı. MHP, programındaki bu ilkeyi, üçlü koalisyon dönemi içinde olabildiği kadar uygulamaya çalıştı. Çünkü, davul kendi boynunda tokmak ise başkasının elinde idi. Bir yanda zenginlerin partisi ANAP, öte yanda sistemi kendine göre oluşturmuş DSP. Önce milletim ve devletim anlayışı sergileyen Sayın Devlet Bahçeli, önce partilim, yandaşım ve adamım anlayış ve uygulayışına alışkın olan vatandaş tarafından anlaşılamadı ve seçimlerde cezalandırıldı. Yoksulluktan ve yolsuzluktan bunalmış olan toplum arayış içine sokuldu ve önceden hazırlanmış olan AKP allanıp pullanıp vatandaşın önüne kondu. Vatandaş sandı ki yoksulluk ve yolsuzluk bitecek, ama ne gezer daha da yoksullaştı, yolsuzluk daha da arttı. Açım diyene gözünü toprak
doyursun dendi. Bunu yaparken bana mı sordun dendi. Ali Dibolar türedi, kendi zenginini yarattı.
Peki mevcut iktidarlar böyle yaparken, atalarımız yoksulluk ve yolsuzlukla mücadeleyi
nasıl yapmışlar. “Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir” diyen Peygamberimiz Hz. Muhammet in ümmeti, İslam ın bayraktarı Osmanlı ne yapmış, nasıl yapmış o na bakalım. Yaparken de ne kadar engin düşünmüş görelim..
Günümüzde olduğu gibi geçmişte de her millet ve devlet yoksulluğa karşı mücadele vermiştir. Ama Osmanlıların verdiği mücadelenin tür ve miktarı, başkalarınınki ile kıyaslanamayacak kadar çok ve büyük olmuştur. Zira Osmanlı yönetimi, başta devlet adamları olmak üzere ülke çapında varlıklı vatandaşların sahip oldukları imkânları, varlıksız vatandaşların hizmet ve istifadesine sunarak, ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunacak müesseselerin kurulup geliştirilmesine katılmalarını teşvik eden uygulamalarda bulunmuştur. Günümüzde devletin üstlendiği hizmetlerin birçoğunu gerçekleştiren veya gerçekleştirilmesine katkıda bulunan Kuruluşların millet ve memleketin hizmetinde kullanılmasına imkân sağlamıştır. Vakıflar, bu kuruluşların başta gelenlerindendir. O dönemde dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen nitelik ve nicelikte, ülkenin her yerinde bol miktarda kurulan vakıflar, başta insanlar olmak üzere yaratıkların tümüne hizmeti hedeflemişler, yoksulluğu yenme yolunda önemli adımlar atmışlar ve ülke kalkınmasına katkıda bulunmuşlardır. Osmanlıların ilkesi yoksullukla mücadele değil, yoksulluğun hiç olmaması ilkesidir. Yoksulluk deyince sadece gıda yoksulluğunu hatırlamamak gerekir. İnsanlarda bilgi yoksulluğu, sağlık yoksulluğu, kültür yoksulluğu ve çevre yoksulluğu vardır. Osmanlı bunların hepsiyle toplumdaki her kesimin katkısını sağlayarak mücadele etmiştir.
Yoksulluk ile mücadele hangi yollarla yapılmıştır?
Bunların başında vakıflar, hayratlar, yetimhaneler ve imarethaneler gelmektedir. Osmanlı bu kuruluşlarla yoksulluğun kökten yok edilmesini hedef almıştır. Buna rağmen yoksul varsa o da, sistem içinde, belki de hiç kimse tarafından fark edilmeksizin hayatını idame ettirecek imkânları kolaylıkla bulabilmektedir. Öyle ki, Osmanlı ülkesinde sistemin iyi işlediği dönemlerde, başında kimsenin bulunmadığı, parası olanın gelip bıraktığı, ihtiyacı olanın ise gelip ihtiyacı kadar para aldığı, dolayısıyla yardımı veren ve alanın belli olmadığı yardım sandıklarının mevcudiyetinden söz edilmektedir. Bu insan haysiyetini koruyan bir anlayışın ve uygulamanın tezahürüdür. Yollar, imarethaneler, hastaneler, çeşmeler, aş evleri ve yetimhaneler yapılmış bunların giderleri, vakıflar tarafından karşılanmıştır. Osmanlının yardım anlayışı o kadar genişmiş ki, sadece kendi ülkesindeki insanlara değil, başka ülkelerdeki muhtaçlara da, İspanya da ki, Tunus da ki, Cezayir deki ve Fıransa da ki insanlara bile ulaşmıştır. O kadar geniş düşünmüşler ki sadece insanlara değil, dağdaki aç kalan, sakat kalan vahşi hayvan ve kuşlara varıncaya kadar yardım sistemi kurmuşlardır. Öyle geniş düşünmüşler ki, salgın hastalık olmasın diye, yollara tükürenlerin tükürüklerinin üzerine kül attıran vakıflar kurmuşlardır. Bazı şehirlerdeki cami veya meydanlarda kuşlara yem atma işi o zamanın kalıntılarıdır. Toplumumuza ve yöneticilerimize, Osmanlıdaki yardım anlayışının hâkim olması dileği ile.
Yorum () |
 |
|
|
|
|