|
Türkiye Nereye Gidiyor ?

Hüseyin Akar
Muğla Ticaret Borsası Genel Sekreteri
Bir buhar makinesi ile başladı her şey. Daha sonra bir makine dalgası süpürüp geçirdi ortalığı. Kömürlerle çalışan trenler ve uzayıp giden demiryolları. Sanayi devrimini doğurdu. Atölyeler fabrikaları doğurdu. Ve bunu gören büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, “ Endüstrileşmek, en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır. Çalışması ve yaşaması için ekonomik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük, küçük her çeşit sanayi kuracağız ve işleteceğiz. En başta vatan müdafaası olmak üzere, ürünlerimizi kıymetlendirmek ve en kısa yoldan, en ileri ve refahlı Türkiye idealine ulaşabilmek için bu bir zarurettir” dedi ve savaş biter bitmez ekonomik savaşa başladı. Kurtuluş Savaşı’nın sonucunda, İstanbul, İzmir ve Adana’da hurdalık görüntüsü ile arzı endam birkaç dokuma fabrikası ile İstanbul’da harap bir askeri fabrika, Türkiye’nin sanayi gücünü oluşturuyordu.
Atatürk’ün talimatı ve iktisat vekili Mahmut Esat Bozkurt’un çalışmaları ile 17 Şubat 1923 yılında İzmir’de ülkenin misak-ı iktisadının belirlendiği Türkiye İktisat Kongresi yapıldı. Bu kongrenin açış konuşmasını Atatürk yapmış, diğer çalışmaları ise Kazım Karabekir yürütmüştür. Bu kongre, savaştan yeni çıkan Türk halkına, yeni bir hedef göstermiş ve marşa basılmasını sağlamıştır. Kongrede alınan önemli kararlar şunlardır.1- Hammaddesi yurt içinde olan endüstri kollarının kurulması. 2- Özel girişimlerin desteklenmesi. 3- Tüketim mallarına önem verilmesi.4- Kredi verecek bankaların kurulması. 5- Sanayiyi özendirici yasaların çıkarılması. Türk ekonomisinin geleceğini belirleyen ve hedef gösteren bu önemli kararlar, kongrede çalınan ve hep bir ağızdan söylenen “ Haydi Arkadaşlar Şirket Kuralım” marşı eşliğinde alındı ve hemen çalışmalara başlandı.
Toplu taşımaya ve ulaşıma önem verildi. İşletilenlerin yanı sıra 1000 km demir yolu yapıldı. Cumhuriyetin ilk şimendifer okulu 1923’te açıldı. Cumhuriyet stratejistleri, gerekli olan enerjiyi elde etmek için 14 Mayıs 1924 yıllında Türkiye Taş Kömürü Kurumu’nu, kredi için 1924 yılında İş Bankasını ve 1925 yılında da Sanayi ve Maadin Bankasını yani Sümerbank’ı kurarak ülkenin sanayileşmesine hız kattılar.
Mustafa Kemal Atatürk, kurtuluş savaşında yaşanan sıkıntıları biliyordu. Muğla’ya düşen düşman uçağını tamir ettirerek, düşmana karşı kullanmıştı, ülkenin güvenliği için hava kuvvetleri çok önemliydi. Türk gençliğine “ İstikbal Göklerdedir” diyerek hedef verdi ve buna bağlı olarak, havacılığı yaygınlaştırmak, ordunun gücünü artırmak ve geleceği bu yolla tesis etmek amacıyla, 16 Şubat 1925 yılında, Türkiye Tayyare Cemiyeti’ni kurdurdu. Çeşitli hazırlık ve çalışmalardan sonra 1928 yılında Tayyare Makinist Mektebini ve Kayseri Uçak Fabrikasını ve Eskişehir Uçak Fabrikası ve Bakım tesislerini kurdurdu. Bu Fabrikalar ilk meyvesini 1930 yılında Türk Kuşu adıyla verdi ve başarılı uçuşlar yaptı.
“ Şeker Fabrikalarının sayısını yirmiye çıkarmaz ve şekeri ekmek kadar kolay alınır hale getirmezsek, gürbüz çocuklara hasret kalırız” diyen Atatürk, 26 Kasım 1926 yılında Alpullu Şeker Fabrikasını kurdurdu. Fabrika ilk yılında 20 gün kampanya yapmış ve 500 ton pancar işlemiştir. Fabrika çalışanlarının bir hedefi vardı, Rusya’nın kelle şekerinden daha kaliteli şeker üretmek ve Dünya ya göstermekti.
1920’li yılların ikinci yarısı dokumacılık ve tekstil sanayinin kurumsal anlamda ilk adımlarının atıldığı yıllar olmuştur. Osmanlı’dan bu yana Bursa’da geleneksel hale gelen dokumacılık, Atatürk’ün talimatıyla 1927 yılında Bursa Dokumacılık Fabrikası’nın kurulmasıyla atölye mantığından fabrikasyon üretimine geçilmiştir. Ardından Kayseri Bünyan’da, Aydın Nazilli’de, Bakırköy’de çeşitli tekstil fabrikaları kuruldu.
İlk Çimento fabrikası 1911 yılında Darıca’ da kuruldu. Ülkede yaşanan savaşlar büyük tahribata sebep olmuştu. Şimdi imar savaşı başlıyordu. Cumhuriyetin ilk çimento fabrikasını Ankara’nın imarı için, Atatürk 1928 yılında Ankara’da Ankara Çimento fabrikasını kurdurdu.
1930-1939 döneminde iktisat ve sanayi politikaları bakımından, iki belirgin özellik bulunmaktadır. Bunlardan birincisi korumacılık, diğeri ise devletçiliktir. 30’lu yılların dünya ekonomisinin buhranlı dönemleri olduğu bilinciyle, Türkiye’nin yapması gereken şey, dışa kapalı ve içe dönük bir sanayi hamlesi idi. Türkiye’de bunu yaptı. 30’lu yıllar 1. Beş Yıllık Sanayi Kalkınma Planı çerçevesinde kimya, demir-çelik, toprak, kâğıt, selüloz ve tekstil sanayinde devlet eliyle önemli atılımların olduğu yıllar oldu. İlk 1. Beş Yıllık Kalkınma Planı 1933 yılında kabul edilmiştir. Bu ilk Beş Yıllık Kalkınma Planı, Sovyetlerden sonra dünyada ilk planlama denemesidir. Kalkınma planında, yerel, bölgesel, tarımsal üretime ve doğal kaynaklara dayalı sanayi üretim birimleri kurulması, özellikle dış alım konusu olan temel tüketim mallarının yerli üretimine öncelik verilmesi ve sanayi kuruluşlarının yerlerinin hammadde ve iş gücü kaynaklarına yakın olması gibi amaçlar belirlenmiştir. Belirlenen plan dahilin de, girişimcilerle rekabet etmek için değil, onları desteklemek için 4 Haziran 1933 yılında Sümerbank kuruldu. Kurulan Sümerbank sanayinin çekirdeğini oluşturmuş ve fitili ateşlemiştir. Ardından demir-çelik sanayi, selüloz sanayi, seramik sanayi ve kimya sanayi hareketlenmiştir. 1938 yılında da dokumacılığın sembol ismi Merinos Fabrikası kurulmuştur.
Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planının ve sanayi hamlesinin ilk ürünlerinden biriside Paşabahçe Şişe Cam Fabrikasıdır. 14 Haziran 1934 yılında temeli atılmış ve bir sene sonra 400 çalışanı ile üretime başlamıştır. İlk yılın sonunda, 25 bin adet ve 3 bin ton şişe ile ülkenin tüm şişe ve cam ihtiyacını karşılamıştır.
Sanayinin enerjiye ihtiyacı vardır. Bunun için 1935 yılında kısa adı MTA olan Maden Tetkik Arama Enstitüsü, Elektrik İşleri Etüd İdaresi ve Etibank kurulmuştur. Sulama ve enerji ihtiyacını karşılamak için ise Ankara Çubuk Barajı kurulmuştur.
Ülkenin kâğıt ihtiyacı dışarıdan karşılanıyordu, oysa ülkemizde bol miktarda hammadde vardı. O zaman kâğıt fabrikası kurulmalıydı ve harekete geçildi. İlk kâğıt fabrikasının temeli 1934 yılında İzmit’te atıldı, 18 Nisan 1936 yılında üretime başladı. İlk yıl 16 bin ton kâğıt üretti.
Ülkenin demir-çeliğe ihtiyacı vardı. Ne yapılmalıydı, düşünüldü ve Karabük’te demir-çelik fabrikası kurulmasına karar verildi. 1937 yılında temelleri atılan Karabük Demir-Çelik Fabrikası 1939 yılında üretime başladı ve Türkiye’nin ihtiyacını tek başına yıllarca karşıladı.
Büyük Devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk, önce kurtuluş savaşını yaptı ve ardından yukarıda okuduğunuz gibi, “ Güçlü Devlet, Zengin Millet ve Mutlu Birey” anlayışı ile, ekonomik kurtuluş savaşına başladı. Ülkenin temel taşı niteliğinde ve kendi kaynaklarından beslenen büyük yatırımlar yaptı ve yaptırdı. Yıllarca bu fabrikalar sayesinde ülke ayakta kaldı ve ilerledi. Bu yatırımlar diğer yatırımlara örnek oldu. Bu durum ne zamana kadar devam etti? Basiretsiz, beceriksiz, ırken Türk olsa da, fikren Türk olmayan yöneticiler başa geçinceye kadar. Yani, (Sayın Necdet Sevinç’in “ Ajan Okulları Kitabında belirttiği gibi”) ülkemizdeki yabancı okullarda okuyup yabancılaşanların yönetici olmalarına, Osmanlı döneminden kalan dönmeler ve devşirmelerin, geçmişini hatırlayıp asıllarına dönmeye başlamalarına, ve bunların, ekonomiye ve siyasete hakim olmalarına kadar devam etti.
Sonra ne oldu?
Halkın iradesini bırakarak, dönme, devşirme ve iş birlikçilerin talimatları ile hareket eden hükümetler, yükseliş devrini bitirerek duraklama devrini başlattılar.
Peki, bugün ne durum da?
Dünkü basiretsiz hükümetler vasıtasıyla duraklama devrine giren Türkiye cumhuriyeti, bu günkü hükümet vasıtasıyla da yıkılma noktasına doğru gitmeye başlamıştır.
Hovarda miras yedi politikası takip eden AKP hükümeti, Atatürk’ün temelini attığı tüm fabrikaları sattığı gibi, ondan sonra kurulanları da satmaktadır. Satılan sadece fabrikalar değil, satılan milli ve manevi değerlerimizdir, geleceğimizdir ve şerefimizdir.
Ne diyor Avrupa Birliği yetkilileri?
Önce, ülkenizi etnik azınlıklara bölün, fabrikalarınızı bize satın, tarım üretimini en aza indirin, dilinizden, dininizden, milli kültürünüzden ve Atatürk’ten vazgeçin, buna rağmen yine ayakta kalırsanız düşünürüz diyorlar.
Ey Türkoğlu buna razı mısın?
Bu habere benzer haberler: Bu kategoride yeni haberler:
Yorum () |
|
|
|
|
|