|
Atalarımıza Layık Biri Miyiz ?

Hüseyin Akar
Muğla Ticaret Borsası
Genel Sekreteri
Değerli okuyucularım bir önceki “ Milli Reflekslerimiz Yok Ediliyor “ başlıklı yazımda Türkiye de dilimiz, dinimiz, tarihimiz, ahlaki değerlerimiz, aile yapımız ve maneviyatımız, yerli işbirlikçileri vasıtasıyla, emperyalist, uluslar arası kurum ve kuruluşlar tarafından soy kırıma tabi tutuluyor demiştim. Yapılan soy kırım sonucu gelmiş olduğumuz noktayı anlayabilmemiz için, internet vasıtasıyla bana gelen kurtuluş savaşında yaşanmış bir hikâyeyi anlatmak istiyorum. Ve görelim bakalım atalarımız nasılmış, bizler nasılız.
Hikâye, atalarımızın vatanını korumak ve bağımsız yaşamak uğruna, yedi düvele karşı mücadele ettiği Çanakkale savaşında yaşanmış bir olay:
“ Kocadere köyünde büyük bir sargı yeri kuruluyor. Kimi Urfalı, kimi Bosnalı, kimi Adıyamanlı, kimi Muğlalı, Kimi Trabzonlu, Kimi Halepli çok sayıda yaralı getiriliyor. Bunlardan biri Lapsekinin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır. Zor nefes alıp vermektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane, tane kelimeler dökülür dudaklarından.
“Ölme ihtimalim çok fazla… Ben bir pusula yazdım… Arkadaşıma ulaştırın…”
Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur:
“ Ben… Ben köylüm Lapseki’li İbrahim Onbaşıdan 1 Mecit borç aldıydım… Kendisini göremedim. Belki ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin”
“Sen merak etme evladım” der komutan, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını eliyle okşar. Ve az sonra komutanın kollarında şehit olur ve son sözü de “ Söyleyin hakkını helal etsin” olur…
Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor. Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaşmadan şehit düşüyor. Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor. İşte yine bir künye, yine bir pusula. Komutan gözyaşlarını silmeye daha fırsat bulamamıştır. Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır kalır. Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine ne de gözyaşlarına engel olamaz.
PUSULADAKİ NOT:
“ Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil’e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim.”
Değerli okuyucularım, şöyle etrafımıza bir bakalım. Ve sonra da kendimize bakalım. Biz bu hikâyedeki kahramanlara benziyor muyuz? Onlar kadar dürüst ve samimi miyiz? Onlar kadar sözüne sadık mıyız? Onlar kadar özverili miyiz? Onlar kadar arkadaş canlısı, komşu canlısı, milliyetçi miyiz? Allah bereket versin, ben bu gün rızkımı kazandım, yan komşuma git oradan alış veriş yap diyebiliyor muyuz? Yoksa keser gibi hep kendi tarafımıza mı yontuyoruz? Yetimin hakkını düşünüyor muyuz?
Millet olarak biz bu olayın neresindeyiz? Atamız Bilge Kağan ne diyordu? “ Ey Türk Titre ve Kendine Dön, üstte gök delinmedikçe, altta yer çökmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir” demişti. Bu gün geldiğimiz nokta törenin bozulduğunun göstergesidir. Kurtuluş yolu da bu törenin tekrar kurulması ve yaşatılmasıdır. Kısacası titreyip kendimize dönmektir. Batıya benzemek değil.
Yorum () |
 |
|
|
|
|