| Tarih Bilinci |
|
|
| Cuma, 18 Temmuz 2008 | |
|
Tarih Bilinci Prof. Dr. İbrahim Arslanoğlu Bundan yaklaşık bir yıl kadar önce üniversitemizin yemekhanesine girerken şahsen tanıdığım bir öğretim üyesinin şu sözleri söylediğine şahit oldum: "Tarih de bilim mi? tarihte bir de doktora yapıyorlar, tarihin de doktorası olur mu?" Ben hocaya şunları söyledim: "Hocam sizin branşınız ne?" cevap "Metamatik Profesörüyüm." Ben ilave ettim: "Hocam, tarih sosyal bilimlerin matematiğidir, nasıl doğal bilimler, sonuçlarını kesinleştimek için matematiğe başvurursa, her sosyal bilim veya her sosyal araştırma mutlaka kendisini tarihsel bir temele dayandırmak zorundadır."
Yine hepimizin kendisini ulusalcı olarak bildiğimiz eski bir Başbakanın Milli Eğitim Bakanı, "Bizim miladımız cumhuriyettir" gibi bir söz sarfetmişti. Bu sözlerin kötü niyetle söylendiğine pek inanmak istemiyorum ama çok derin bir cehaletin sonucu olmalı diye düşünüyorum. Bir de tarihi olmayan bir toplum olan ABD'nin Irak'ta yaptıkları da bu yazıyı size gönderme sebeplerinden birisidir. Geçmişle günümüz ilişkilerini tarihle sosyolojinin ilişkilerine bakarak anlayabiliriz. Çünkü tarih daha çok geçmişi, sosyoloji ise bugünü kavramaya çalışır. Aslında ikisini birbirinden ayırmak hemen hemen imkansızdır.
Tarihle Sosyolojinin İlişkisi
Tarih bilimi; toplumların oluşma, gelişme, dağılma ve çözülme devrelerindeki somut toplumsal olay ve olguları ele alır. Onları zaman ve mekan içerisinde ayrı ayrı kalıplaştırıp inceler. Tarih, sadece geçmişi incelemekle yetinmez, bugünü de açıklar ve yarına ışık tutar(Tolan,1985). Bugün geçmiş zamanın sonucudur. Tarih sosyolojinin de yardımıyla dünü yarına bağlayan tek bilim olarak bilinmektedir.
Tarih, sosyal olayları tek tek ele alarak inceler ve bunların sebep ve sonuçlarını açıklar. Sosyolojinin konusu ise değişmez benzerlikler gösteren kurumlar oluşturur. Tarih sosyoloji için adeta bir laboratuar gibidir. Tarih olay ve olguları zaman ve mekan boyutları içinde somut tarzda tespit ettiği halde sosyoloji, olayları zaman ve mekandan soyutlayarak yorumlayamaya çalışır. Tarih toplumsal olayların dökümünü yapar, sosyoloji ise aynı toplum olaylarının bağlı oldukları yasaları ortaya koymaya çalışır(Aslantürk,1992). Gerçi bugün sosyolojide pek yasadan bahsetmek mümkün değildir, belki teoriden söz edilebilir.
İngiliz sosyologu Bottomore(1998), bu görüşlere katılmaz. Ona göre işine saygı duyan bir tarihçi, eserlerinde genellemelere vardığı gibi sosyologlar da çalışmalarında tek bir kez olmuş olgulara veya olguların anlık tasvir ve irdelemelerine yer vermektedirler.
Ayrıca sosyolojik açıklama, sosyal hayatın en genel taraflarını bulmak değildir. Esasen sosyal olaylar arasında bu geneldir, bu değildir gibi bir ayrım yapmak yersizdir. En genel olay da en özel olay kadar doğaldır, ikisi de aynı derecede açıklanabilirler(a.g.e).
Sosyal olaylar ve sosyal kuruluşlar birer tarihsel gerçektirler. Belirli bir tarih döneminde ortaya çıkarlar ve o dönemin izlerini taşırlar ve çeşitli değişiklikler gösterirler(Erkal,1987). Prof. Braudel’e göre tarih ile sosyoloji bir kumaşın tersi ile yüzü gibidir(Meriç, 1992). Her tarihsel olgu bir sosyal olgu, her sosyal olgu bir tarihsel olgudur(Sanay,1991). Onun için sosyolojisiz tarih olamayacağı gibi, hele tarihsiz bir sosyoloji mümkün değildir
Tarih, sosyolojinin harmanıdır; sosyoloji kendisi ile ilgili bilgileri tarihten toplar.Tarihle sosyolojinin ilişkisini Amerikan çağdaş sosyologlarından Mills şöyle açıklar: “ ...Her sosyal bilim veya ciddi denilebilecek her toplumsal çalışma, tarihsel bir bakışa dayanması ve tarihsel materyalden bütün olarak yararlanması gerekir. Tarihsel olmayan çalışmalar, sınırlı ve kısa dönemli olurlar(Aksoy, 1999).
Sosyolog Emile Durkheim 1898 yılında yayımlanan Sosyoloji Yıllığı’nın önsözünde özetle şunları yazmıştır: “Tarih, kendisini sosyolojiden uzak tutmakla hem kendisine hem de sosyolojiye zarar vermiştir. Karşılaştırma yapmadan açıklama yapılamaz. Karşılaştırma yapmaya başlayan tarih de sosyolojiden ayrılmaz hale gelir. Aynı şekilde sosyoloji de tarihten vazgeçemez. Bunun için tarihsel veriye sosyolog gibi bakmayı bilen tarihçiler ile tarihçilerin tekniklerini bilen sosyologların yetiştirilmesi gerekir.” Nitekim Wilfredo Pareto’nun yazılarında tarih ile sosyoloji iç içe geçmiştir(Çelebi,2000).
Tarihçilerin ortaya koyduğu materyaller çoğu defa sosyologlara konu teşkil etmektedir. Sosyologlar bazen kendi başlarına bir tarihçi gibi olmaları gerekmektedir. Bu yolla kendi zamanlarına kadar önem verilmeyen, üzerinde durulmayan ve kendisi için gerekli bilgi ve verileri kendi başlarına bulup çıkarmak zorundadırlar(Bottomore,1998). Örneğin bir köyü inceleyen sosyolog o köyün tarihinde önemli bir yer tutan geçmiş olayları arayıp bulmak zorundadır. Fakat buna zamanı olmadığı için çoğunlukla tarihçilerin ortaya koyduğu verileri kullanmak zorunda kalır(Ozankaya, 1976).
Tarihçi çözümlemeden(analiz) çok, betimleme(tasvir) ile uğraşır. Sayılamayacak kadar çok olaylar arasında önemli olanları bulmak ve incelemek için ayırmak, önemsiz saydıklarını ise elemektir (Sander, 1999).
Sosyolojinin amacı, tarihi bir bütün olarak kavrama ve tarihe bütünlük içinde bir açıklama getirmektir. Tarihin temelinde de günümüzü anlayabilmek isteği yatmaktadır. Sosyoloji bir tarih bilinci ve tarihi yönlendirmek çabasıdır. Sosyoloji tarihin anlaşılması, bilinmesi ve tarihten gerekli derslerin çıkarılmasından başka bir şey değildir(Sezer, 1985).
Biz kimiz, nereden geldik? diye sorduğumuzda bu sosyolojik bir sorudur. Çünkü bu soruyu bugün sormaktayız. Bunun cevabını verebilmek için geçmişe gitmemiz gerekmektedir. İşte burada tarih devreye girmektedir. Gerçi 21. yüzyılda Türkiye’de “Bizim miladımız cumhuriyettir” diyen Milli Eğitim Bakanları çıkabilmektedir. Tarih bilincinin olmadığını gösteren bu düşünce doğru olsaydı, Türk ordusunun tarihi, Mete Han’a dayandırılmaz ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran büyük Atatürk, bu Cumhuriyette ilk iş olarak Türk’ün dilini ve tarihini araştıracak Türk Dil ve Tarih Kurumlarını kurmaz ve ilk açtığı fakülteye de Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi adını vermez ve tarihimizin cumhuriyetle başladığını ilan ederdi.
Tarih, bir bilim olduğu için bütün bilimlerdeki sebep-sonuç ilişkisi onun için de söz konusudur. Ancak sosyal olaylarda genellikle birden fazla sebep olabilmekte hatta konu ile hiç ilişkisi olmadığını düşündüğümüz faktörler, bazı olayların sebebi olabilmektedir.
Tarih çalışmaları, bir uzmanlık işidir, tabir caizse bir kuyumcu titizliliğini gerektirir. Tarihçi ile sosyologun kaygıları ve çalışma alanları büyük ölçüde kesişmektedir. Fakat her tarihçinin sosyolog olması beklenemez, buna karşılık her sosyolog mesleğine saygısı varsa, tarih bilmek zorundadır. Buna karşılık tarihçi, sosyoloji çevrelerinde sürdürülen başta yöntem olmak üzere tartışmaları ve bütün kavramları bilmek zorunda değildir, fakat gerçek bir tarihçi ise mutlaka bir tarih anlayışına sahip olacaktır. Bu anlayış çalışmalarına yön verecek ve elde ettiği sonuçları değerlendirmesine yardımcı olacaktır. Her tarih anlayışı ise bir sosyoloji sistemidir(Sezer, 1985). Konu ile ilgili olarak materyalist ve idealist tarih anlayışlarından söz edilebilir. Materyalist tarih anlayışına göre tarihi yapan sınıf çatışmasıdır. İdealist anlayışa göre tarih, insan ruhu demek olan Geist’in objektifleşmesidir.
Hem tarihçi ve hem sosyolog bugün içinde yaşamaktadırlar. Onlar önlerine konan malzemeyi ne olursa olsun bugünkü kendileri olarak okuyacak, anlamlandıracak ve yorumlayacaktır. Bu malzeme yaşlı veya genç olabilir fakat bugüne aittir. Bu malzeme bugünkü dille anlatılacağına göre bugünkü malzemedir(Çelebi, 2000).
Toplumsal olaylar, tarihin içinde gerçekleşmekte ve tarih içinde bir yön, bir biçim ve bir anlam kazanmaktadır. Sosyolojinin ilgi alanında olan toplumsal ilişkiler, bir toplumsal birikimin yani kültürün başka bir deyişle tarihin ürünüdür. Bu açıdan sosyoloji tarihle ilgilidir(Sezer,1985). Bu konuda bir Amerikan yazarı Kemal Tahir’e şunları söylemiştir: “ Sizin için tiyatro yazmak ne kadar kolay çünkü sizin engin bir tarihiniz var, oysa biz olmayan bir tarihi yaratmaya çalışıyoruz.”
Çağdaş tarih ve çağdaş sosyoloji, toplum tipleri sınıflamaları yaparken aynı ortak kaynaktan yararlanmaktadırlar. Sosyal tarih ile sosyoloji arasındaki ilişki daha açık şekilde görülmektedir. Bu sebeple çeşitli ülkelerdeki sosyologlarla sosyal tarihçiler işbirliği yaptıkları gibi, sık sık birbirlerinin konu alanlarına taşmaktadırlar. Nitekim Fransa’daki Annales Dergisi eskiden beri tarihçileri, sosyolog ve diğer sosyal bilimcileri biraraya getiren bir yayın organıdır(Bottomore,1998). Şu halde siyaset, ekonomi, hukuk, din, eğitim, vb. sosyal alanlarda çalışan sosyal tarihçilerle sosyologların konularını birbirinden ayırmak mümkün olmasa gerektir.
Nitekim İngiltere’de de son yıllarda sosyologlarla tarihçiler birbiriyle kaynaşmışlardır. Örneğin tarihçiler 19. Yüzyıl kentlerinin sosyal yapılarını, sosyologlar ise çeşitli mesleklerin sosyal tarihleri üzerinde çalışmalar yapmışlardır(Bottomore, 1998).
Cemil Meriç(1999)’e göre Türkiye’de tarihle uğraşanlar, ciddi bir sosyoloji ve tarih felsefesi kültüründen mahrumdurlar. Oysa Türkiye’de tarih araştırılmadan hiçbir şey söylenemez.
Mustafa Aksoy(1999)’a göre günümüzde Boğaziçi üniversitesine bağlı tarihçiler sosyolojiyi dikkate alarak belgeleri ihmal etmekte, buna karşılık Ankara ve İstanbul Üniversitesi geleneğine bağlı tarihçiler ise belgeleri dikkate alarak sosyolojiyi görmezlikten gelmektedir.
Bundan birkaç sene önce hem belgeleri hem de sosyolojiyi dikkate alan çalışmalar yaptığı için Gazi Üniversitesinde görev yapan bir doçent adayının doçentliği, kollekyuma katılan üyelerce reddedilmiş ve tarihçilerin böylesine çalışmalar yapmaması gerektiği adaya tavsiye edilmişti.
Yine Mustafa Aksoy(1999)’a göre sosyologlarımızın bir kısmı tarih bilgisinden mahrum oldukları için sosyal-kültürel hayatı boşlukta oluşmuş gibi değerlendirerek dünü öğrenmeden bugünü bilip ve açıklamaya çalışmaktadırlar. Tarihçilerimiz genellikle bilim yapmaktan çok belge hamallığı, sosyologlarımız ise sosyal hayatı anlamaktan çok tasvirle uğraşmaktadırlar.
Görüldüğü gibi sosyal bilimlerin gelişmesi için başta sosyoloji olmak üzere diğer sosyal bilimlerle tarih arasında yakın bir ilişkinin kurulması ve tarihle bu bilimlerin birbirleriyle yardımlaşması gerekmektedir. Bu yöndeki gelişmeler her geçen gün güçlenmektedir. Nitekim yukarıda söz konusu edildiği gibi Fransa’da Annala Dergisi çeşitli sosyal bilimcileri biraraya getirdiği gibi Türkiye’de de Tarih ve Toplum adını taşıyan dergiler yayımlanmaktadır.
KAYNAKLAR
Aslantürk, Zeki. Sosyolojiye Giriş, Bolu, 1992.
Aksoy, Mustafa. Sosyal Bilimler ve Sosyoloji, İstanbul, Alfa yayınları, 1999.
Bottomore, T.B. Toplumbilim, Çev: Ünsal Oskay, İstanbul, Der yayınları, 1988.
Çelebi, Nilgün. “ Millenium”un Bilimleri Bağlamında Sosyoloji ve Tarih: Ne Nasıl?” Prof. Dr. Eyüp Kemerlioğlu’na Armağan, Sivas, Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayını, 2000,85-94.
Erkal, Mustafa. Sosyoloji, İstanbul, Filiz Yayınları, 1981.
Meriç, Cemil. Sosyoloji Notları, İstanbul, İletişim Yayınları, 1999.
Meriç, Ümid. Cevdet Paşa’nın Cemiyet ve Devlet Görüşü, İstanbul, İnsan Yayınları, 1992.
Ozankaya, Özer. Toplumbilim, İstanbul, Cem Yayınevi, 1976.
Sanay, Eyyüb. Genel sosyoloji Dersleri, G.Ü. Basın-Yayın Yüksekokulu, 1991.
Sander, Oral. Siyasi Tarih, Ankara, İmge Kitabevi Yayınları, 1999.
Sezer, Baykan. Sosyolojinin Ana Başlıkları, İstanbul, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayını, 1985.
Tolun, Barlas. Toplum Bilimine Giriş, Ankara, Gazi Üniversitesi Yayanı, 1985.
|
| Sonraki > |
|---|
![]() |
|
| Siyon Protokolleri ve Siyasetin Çirkin Yüzü ! | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Madalyonun Diğer Yüzü | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Tarih Bilinci | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Vesayete Kin Kusan Alçak Velayetçiler | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Rektör Atamaları ve İstifalar | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Tarımdaki Fiyat Artışlarının Sebepleri | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Birileri Terörle Mücadele Etmiyor ! | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Bence Aydınlık Bir Geleceğe... | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Lions ve Rotary Olabilmek Ne Demek? | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Kararın Ardından... | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Bizde Hiç mi Suç Yok? | |
| Diğer Yazıları |
![]() |
|
| Mehmet Âkif İnan | |
| Diğer Yazıları |