Anasayfa
Sözde Soykırım Günü 24 Nisan Yazdır E-posta
Salı, 29 Nisan 2008

Sözde Soykırım Günü 24 Nisan

Demirhan Çıracı

Yine bir 24 Nisan, yine yıllardır Osmanlı Devleti'nin, devlete ve millete kasteden dernek ve örgütlere müdahale ettiği günü, anma günü yapan Ermenilerin toplandığı, Türklük ve devleti için hakarette buluştuğu bir gün. Adının soykırım ilan edildiği, Osmanlı Devleti'nin emperyalist devletlerin ayak oyunları ile isyan başlatmış ve birçok yerde katliam yapan Ermenilere dur demek için çetecileri topladığı, tutukladığı bir gün. Türk tarihine küfretmeyi bir görev sayan dahili ve harici bedhahların birleştiği, devlet ve millete kin kustuğu, hain emellerine ulaşamadığı Sevr'i diriltme hayallerinin yeşertildiği bir gün.

Yıllardır bu paranoyayla hareket eden Ermeniler ve emperyalist yandaşları, Türk toprakları üzerinde emellerini gerçekleştirmek için sözde soykırım gününü düzenlemekte ve eskiden olduğu gibi lobi faaliyetlerini üst seviyeye taşıyarak, Türkiye Cumhuriyeti Devletinden hak talep etmektedir. Bugünlerin nasıl hasıl olduğu ve böylesi bir katliamın varlığını ortaya koyabilmek için tarihsel bir değerlendirme yapmak, olayların nasıl cereyan ettiği ve katliamı kimlerin yaptığını ortaya koymak için gerekli bilgilerden faydalanmak yerinde olacaktır. Bu bağlamda, bu süreci ve olayların tarihsel gelişimini değerlendirmek gerekmektedir.

Ermenilerin kökeni hakkında en yaygın ve kabul göreni, M.Ö. 700'lerde Fırat'ın doğusuna yerleşen Hint-Avrupa kökenli Phrygialıların bir kolunun, bölgenin eski halklarının kalıntıları (Urartular, Hurriler) ve Kafkas kökenli halklarla karışmasından meydana geldiğidir. Güçlü bir yapıya sahip olmayan ve kendini kabul ettiremeyen Ermeniler, bir kaç prenslikten ibaret olarak bugünlere gelmiş, daha çok başka milletlerin hakimiyeti altında kalmış, emperyalist güçlerin gayretleri sonucunda 20. yüz yılda bir devlet olma niteliği kazanmışlardır.

Tarih boyunca Medlerin, Perslerin, Romalıların ve Bizanslıların idaresinde kalan Ermeniler ile Türklerin ilk münasebetleri Çağrı Beyin Doğu Anadolu'ya ilk keşifleri sırasında başlamış, Alparslan'ın Malazgirt'te Bizans kuvvetlerini bozguna uğratması akabinde bölgeye Türk göçünün başlamasıyla hız kazanmıştır. Bir süre Bizans'a bağlı bir prenslik olarak yaşayan Ermeniler, daha sonra Anadolu Selçuklu Devleti hakimiyeti altına girmiş, Memluklular tarafından ise ortadan kaldırılmıştır. Anadolu'nun Osmanlı iradesi altına girmesiyle Ermenilerde artık bir başka Türk Devletinin hakimiyetine girmiştir.

Osmanlı ve daha önceki Türk devletleri idaresi altında yaşayan Ermeniler, bu devletlerin yönetiminden memnun olduklarından, bu devletlere tabi olmayı kolay benimsemiş, Osmanlı Devleti döneminde gördükleri aşırı hoşgörü ve bunun karşılığında devlet kademelerinde almış olduğu görevlerde göstermiş olduğu özveriden dolayı ''millet-i sadıka'' ünvanını almışlardır.

Osmanlı idaresi altında bulundukları dönemde dini ve sosyal işlerine karışılmayan Ermeniler 19. yüzyıla kadar müreffeh ve huzurlu bir toplum olarak yaşamışlardır. 19. yüzyılda emperyalist devletlerin Osmanlı üzerinde ki emelleri, Ermenileri tahrik ederek kargaşa yaratmaya çalışmışları ortamını doğurmuştur. Balkanlarda başarıya ulaşan yabancı devletler, bu sefer Anadolu’ya yönelmiş, Ermenileri kışkırtmaya başlamışlardır.

Kışkırtma hareketleri ilk olarak Ruslarca başarıya ulaşmıştır. 1. Petro İran'la yapmış olduğu savaşta Ermenilerden yararlanmış, kazandığı savaş sonrası, imzalamış olduğu Türkmençay anlaşması ile Revan ve Nahçıvan alınmış, buralar birleştirilerek Rusya'ya bağlı bir Ermeni vilayeti kurulmuştur. Gittikçe bağlılığı sağlayan Rusya, Osmanlı-Rus savaşlarında yine Ermenilerden faydalanmış, Ermeniler ihanet ederek Rus saflarında asker olarak görev yapmıştır.

Osmanlı hâkimiyeti altında sosyal, kültürel, ekonomik ve dini özgürlüklere sahip olan Ermeniler özellikle İngiliz ve Rus oyunlarının aleti durumuna düşmüş, çete ve derneklerin oluşmasına ortam hazırlamıştı. Bu durum daha fazla devam etmeyip, ilk olaylar 1890 yılında Erzurum'da meydana gelmiş, her iki taraftan 12 kişinin ölümüyle son bulmuştu. Yabancı devletler bu olayları bir katliam olarak duyurmuş, Osmanlı Devletini göreve davet etmiş, Ermenilerin ise cezasız kalması ile sonuçlanmasını sağlamıştı. Bu ise Ermenileri iyice cesaretlendirmiş, birçok çetenin ve derneğin faaliyetlerini daha fütursuzca yapmasını tetiklemişti.

İlk isyanı, yine aynı yıl meydana gelen Kumkapı gösterisi, 1892-93'te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894'te Sasun isyanı, Babıali gösterisi ve Zeytun isyanı, 1896'da Van isyanı ve Osmanlı Bankası'nın işgali, 1903'te ikinci Sasun isyanı, 1905'te Sultan Abdülhamid'e suikast girişimi ve nihayet 1909'da gerçekleşen Adana isyanı izlemiştir.

Ardı, ardına takip eden isyanlar ve katliamlar Avrupa basını tarafından Ermeni katliamı yapılıyor diye lanse edilmiş, Ermeniler için bir lobi oluşturmayı amaçlamışlardır. Bunda başarılı olan ülkeler Osmanlı'yı sıkıştırarak birçok imtiyaz sahibi olmuşlardır.

1. Dünya savaşının patlak vermesi ile Osmanlı hükümeti seferberlik ilan edilmişti. Seferberlik ilanından itibaren Osmanlı Devleti dokuz ay boyunca iyi niyetli ve küçük tedbirlerle işi çözmeye çalışmıştı. Ama olayların önüne geçemeyince ciddi tedbirler almak zorunda kaldı. 24 Nisan tarihinde vilayetlere acil kaydı ile bir genelge yolladı. Ermeni derneklerinin kapatılması, elebaşlarının tutuklanması bildirildi. Bu emir üzerine İstanbul’da 2345 kişi tutuklandı. Alman Büyükelçisi Wangenheim bir raporunda tutuklamanın; ''24/25 nisan 1925 gecesi ve Ertesi günü olduğunu, İstanbul'da aralarında doktor, gazeteci, yazar, din adamı ve mebusların olduğu 500 Ermeninin, taşnak ihtilal örgütü üyesi olması sebebiyle gerçekleştiğini belirtmektedir.'' Komite ve teşkilatları için bir yıkım olan bu tutuklamadan dolayı Ermeniler, genelgenin çıkarıldığı bu tarihi, her yıl katliam günü olarak kabul ettiler.

Ermeniler, Osmanlı-Rus savaşlarının birçoğunda onların saflarında yer alarak, Osmanlı kuvvetlerine karşı çarpışmış, Osmanlı kuvvetleri hakkında verdiği bilgiler ile kayıplar verilmesine neden olmuşturlar.

Nitekim İstanbul'da bulunan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Askerî Ataşesi Joseph Pomiankowski de Ermenilerle Ruslar arasındaki ilişkiyi şu şekilde açıklamaktadır:

"Talat ve Enver Paşa, hemen harp başlar başlamaz, Ermenilerin düşman tarafını tutmaları, bilhassa Osmanlı ordusuna karşı düşmanca girişimlerde bulunmaları halinde şiddetli karşı önlemler alınacağı hususunda kesinlikle uyardı. Buna rağmen Ermeniler, Türklere karşı düşmanca faaliyetlerde bulunmaktan, bilhassa Türk silahlı kuvvetlerine saldırmaktan geri kalmadılar. Başlangıçta çok sayıda Ermeni asker, bazı Ermeni subayları, başlarında bir Ermeni milletvekili olduğu halde kaçıp Rusya'ya gittiler. Bunlar, Rus hududunu geçen Ermenilerle birlikte Ermeni gönüllü alaylarına katıldılar. Rusların safında Türk hududunu geçerek Müslüman halka barbarca saldırılarda bulundular. Ermeni haydud çeteleri Osmanlı ordusunun gerisine, ikmal kuvvetlerine, postalara ve bağımsız birliklere hücum ettiler. Türk hükûmeti ve ordusunun ileri gelenleri, Ermenilerin genel bir ayaklanmaya girişecekleri hususunda endişe etmekte haksız değildi. Gerçekten de bu isyan Nisan 1915'te Van'da patlak verdi"

Osmanlı Devleti Ermenilerin isyanının önüne geçebilmek ve olayların vahametinin ciddi boyutlara ulaşmasının ardından, cephe gerisine müdahale edebilmek adına Ermenilerin isyan çıkaramayacak şekilde dağıtılması kararı alındı. Ve böylece tehcir kararı alınmış oldu.

İlk olarak Erzurum, Van, Bitlis, Antakya, Maraş, Adana, Kozan ve Mersin vilayetlerinin boşaltılmasına karar verildi. Alınan tedbirler Ermenilerin savaş halindeki Osmanlıya hem arkadan hançer vurmasını engellemek, hem de isyan çıkarıp iç huzursuzluk yaratarak, kan dökülmesini engellemek üzereydi.

Tehcir daha sonra genişletilerek uygulamaya konulmuş, 438 bin kişinin yeri değiştirilmiştir. Tehcir sırasında ki ölümlerin çokluğu ise yine abartıdır. Yerleri değiştirilen Ermenilerin sayısı 438 bin kişi iken, yeni yerlerine ulaşan Ermeni sayısı 382 bin kişidir. Yollarda çete saldırıları sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı 9 bin kişidir. Ayrıca kalabalık bir tehcir esnasında, tifo dizanteri gibi hastalıkların yaygın olması düşünüldüğünde, yine buradaki kişilerin ölümünden Osmanlı Devleti sorumlu tutulamaz. Osmanlı Devleti zaten savaş halinde olmasına rağmen, tehcir için büyük bir ödenek ayırmış, bunu vilayetlere ve bu işlerden sorumlu olan kişilere ulaştırmıştır.

Tehcir kararının alınmış olduğu vilayetler göz önüne alındığı zaman bu yerlerin cephelerin güvenini sarsacak bölgeler olduğu görülmektedir. Birincisi Kafkasya ve İran, ikincisi ise Sina Cephesinin art bölgeleridir. Bu yerlerde sürekli isyan çıkarılan Ermeniler, ayrıca düşmanla işbirliği yaparak, bu cephelerin düşmesi için kolaylaştırma hareketleri yapıyorlardı. Cepheden yaralı dönenlere ve cepheye yardım için çıkan asker ve mühimmat birliklerine saldırarak güç kaybına neden oluyorlardı.

Osmanlı Devleti almış olduğu tedbirlerle, zor şartlara ve savaş içinde bulunmasına rağmen Ermenilerin canlarını ve mallarını koruma altına almıştır. Osmanlı'nın asıl amacı soykırım olsaydı, masrafa ve zahmete girmek yerine Ermenileri bulundukları yerlerde imha yoluna girmezler miydi?

Görüldüğü üzere, Osmanlı Devleti soykırım yapmamış olup, savaş halindeyken cephe gerisini güvence altına almış olup, Ermenilerin isyanını durdurmak ve kan dökülmesini engellemek üzerine çalışmıştır. Ayrıca Osmanlı Devleti idaresinde yaşayan 120 bin Ermeni Yunanistan'a geçiş yapmış, 50 bin Ermeni ise Osmanlı Devleti'ne karşı Rus saflarında yer almıştır. Yine Amerika ve Fransa'ya iltica eden Ermenilerin varlığı da yine belgelerle sabittir. Osmanlı iradesi altında hiç bir zümreye zulüm ve soykırım uygulanmamış, bu yıllardır süregelen emperyalist güçlerin Ermeniler için yürütmüş olduğu lobi faaliyetlerinin bir ürünüdür.

 

Hâlbuki durum Ermeniler açısından böyle değildir. Ermenilerin yapmış olduğu katliamlar ve vahşetin boyutunu günümüze kadar belgelerle ulaşmıştır. 600 bine yakın Türk Ermeniler tarafından katledilmiştir. Katliamın boyutunu daha detaylı görebilmek için birkaç örnek verelim.

Çarlık Kafkas Orduları Karargâhı'na bağlı askeri mahkemede görülen bir dava bu mezalimin boyutlarını göstermektedir. 3'üncü ve 4'üncü Ermeni gönüllü birliklerine bağlı 8 Ermeni subay ve askerinin yargılandıkları davanın karar metni insanın tüylerini ürpertmektedir:

"Azerbaycan-Van Birliği'ne bağlı Kolordu Mahkemesi, 1916 yılı 10 Eylül günü, gereken heyet toplanarak 3'üncü ve 4'üncü Ermeni gönüllü birliklerine bağlı Ermeni gönüllülerden sanıklar Seno Arutunyan , Hay (hem de Ayk ) Ohanyan ve diğerlerinden oluşan toplam sekiz kişiyle ilgili davayı görerek; onları Kürt kadın ve kızlara tecavüz, 26 kadın ve çocuğa kasıtlı olarak işkence etme ve ölümcül yaralayarak öldürme konusunda suçlu bularak adı geçen sanıkların tümünün asılarak idam edilmelerine ve tüm imtiyazlarının alınmasına karar verdi."

Rus arşivlerinde bulunan Türk Orduları Kafkas Cephesi Kumandanı Vehbi Paşa 'nın Rus Orduları Kafkas Cephesi Başkumandanı General Prjevalski'ye yazdığı 22 Ocak 1918 tarihli mektup Rus ordularının ayrılmasının yol açtığı vahşeti başka bir gözle kanıtlar niteliktedir:

"Rus ordularının işgal ettikleri malum vilayetlerdeki Osmanlı tebaası Müslümanların Ermenilerin zulmüne karşı korunmasıyla ilgili tarafınızca sorumlu görevlilere verilen kesin emirden ve doğabilecek her türlü uygunsuz hareketlerin önlenmesine yönelik somut ve sert tedbirlerin alınması sözünüzden dolayı en içten teşekkürlerimi iletirim. (...) Özellikle Erzincan'dan Rus kolordusunun ayrılmasının ardından Ermeni zulmü, hanelere saldırı ve kuytu köşelerde adam öldürme boyutunu aşarak daha da yayılmış ve köylere açık saldırılara, kadınlara tecavüze, erkek nüfusun katledilmesine, köylerin ateşe verilmesine dönüşmüştür. Bu arada Erzincan'dan güneydoğu istikametine 18 kilometre uzaklıktaki Zekkih köyü, 12 Ocak 1334 tarihinde bu tür talihsiz olaylara maruz kalmıştır. Bir hafta öncesinde Ardası'dan 3 kilometre uzaklıktaki Müslüman köyü Koska, 30 kişilik bir Ermeni çetesinin saldırısına uğramış, köyün yakılmasının ardından insanlığa kan ağlatacak bir dram yaşanmıştır."

Bir Ermeni Subayı yine Ermenilerin Türk esirlere nasıl davrandığı hakkında şunları ifade ediyor: ''Türklerin Aleksandropol'a yaklaşmaları üzerine biz de Karakilise'ye çekilip oradaki ana kuvvetlerimize katıldık. Bu çekilişimizde Ruslar tarafından harpte esir edilmiş ve Rusların harbi bırakması üzerine de bizim elimizde kalan 3 bin kadar harp esiri Türk askerini de beraberimizde götürdük. Karakilise'ye çekiliş sırasında 2 bin tanesi merhametsizce öldürüldü. Gösterilen vahşet beni hasta etmiş, fakat yapılanlara itiraz etme imkanı bulamamıştım. Bazıları yine nispeten acı çektirilmeden vurulup öldürüldüler. Çoğu ise yakılarak öldürüldü... Esirlerden bin kadarı da öldürülmeyip muhafaza edildi. Bunun sebebi de Avrupa'da bizim Ruslardan büyük sayıda esirin devraldığımızın bilinmesi ve ileride bu esirlerin hesabının bizden sorulacağı endişesi idi.''

 

İngiltere'nin Halep Başkonsolosu Barnham'ın hükümetine gönderdiği raporunda; ''Sonuçta şunu açıkça belirtmeliyim ki sülfürik asit ve bomba atarak yeteri kadar barbarlık yapanlar aynı zamanda bu katliamın sorumlularıdır. Görünen o ki anarşi tarihinde ilk kez böylesine cehennemi bir yöntem kullanarak mezalim gerçekleştiren Ermenilerdir'' ifadesi yer almaktadır.

Bunlar Osmanlı'nın mezalim yaptığı iddia edilen tarihin gerçeklikleridir. Ermenilerin katliamcı bir millet olduğunu anlatan, binlerce bilgi ve belge mevcuttur. Bunlar sadece bu dönemden sadece bir kaç örnektir. Nasıl katliamcı bir millet olduğunu gözler önüne seren ASALA terör örgütünün hariciyecilerimizi katlettiği günler çok eskide kalmamıştır. Daha 15 yıl öncesinde Hocalı'da yine birçok Azeri Türk'ün kanına giren, hunharca katleden yine Ermenilerdir. Hamile Türk kadınlarının karnından bebeklerini çıkarıp kesen, hızarlarla insanlarımızı yine katleden onlardır.

Yıllardır Türkiye'yi soykırım ile suçlayan emperyalist devletler kendi pisliklerini temizlemelidirler. 18. yüzyılın sonlarında 21 milyon Zaireliye soykırım uygulayan ve yine Cezayir'de 1 milyon kişiye işkence çektirip yüz binleri katleden Fransızlar, 2 milyon Kenyalıyı soykırım yapan İngilizler, Milyonlarca yerliyi katleden Christoph Colomb ve George Washington'un ABD'si, bu günde 1 milyondan fazla Irak'lıya soykırım yapmaktadır. 1 milyon Bedeviyi zehirleyerek ve açlığa terk ederek soykırıma uğratan İtalyanlar, 1,5 milyon Müslüman’ı tehcir ederek yüz binlercesinin ölümüne sebep olan Ruslardır. Yüz binlerce Türkmen'in kanına giren Çinlilerdir. Bunlar nedense soykırım sayılmamış, yıllardır Osmanlı katliam yapmış deyip teraneler uyduran yine onlardır.

Her şey ortadadır. Soykırımı yapan kimlerdir, apaçık bellidir. Müslüman ve Türk'e kin besleyen emperyalist güçler emellerinin ardından koşmaktadır. Bunun adı bugün soykırım, bunun adı bugün tek yanlı bağımlılık olan AB, bunun adı bugün demokrasi götürüyorum diyen ABD'dir. Bunun adı ''Türkler 1 milyon Ermeni'yi ve 30 bin Kürt'ü katletti'' diyen, emperyalist uşağı Orhan Pamuk'tur. Bunun adı, aydın kisvesine bürünmüş; gazete, dergi ve televizyon köşelerini eline almış, Türk'e hakaret için fırsat kollayan, 301. Madde kaldırılsın diyen, vatan millet düşmanı emperyalistler ve onların işbirlikçileridir. Bunun adı kısaca; 24 Nisan sözde Soykırım Gününde birleşen Sevr hayaliyle yananların hıyanetidir...

Saygılar...


Bu habere benzer haberler:
Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:

Yorum (2)add
yeşim: ...
BU ARADA TÜRKİYE TOPRAKLARINDA YAŞAYAN, BAŞKA ÜLKELERDE YAŞAYAN VE SİZİNLE AYNI GÖRÜŞTE OLMAYAN GERÇEKLERİ GÖREBİLEN ERMENİLERE KESİNLİKLE BU SÖZLERİ SÖYLEMİYORUM.
1

Kasım 05, 2008
yeşim: emperyalist devletlerin kuklaları ermeniler
şimdi bize ermenilere soykırım uyguladınız diyen ülkeler zamanında kendi yaptıkları soykırımları ne çabuk unuttular. Tencere dibin kara seninki benden kara.Siz önce kendi tenazül evvelinize bakın. Ermenilerde bu devletlerin kuklaları. Tabiki kendi topraklarımızda yaşayan ermenileri kastetmiyorum. Birde şöyle söyleyeyim madem biz ermenilere soykırım uygulamışız şu an Türkiye sınırları içinde bir tane ermeni olurmuydu. Şu an Türk topraklarında barış ve huzur ortamı içinde bir ermeni yaşarmıydı sanıyorsunuz? Sorun bakalım bir tane türkiyede yaşayan ermeniye. O tarihteki Ermeniler türk topraklarının kaçta kaçını kaplıyorduki soykırım uygulansa şu an bir tane ermeni kalmazdı.Etnik bir topluluk değilsiniz. Tarih boyunca başka ülkelerin toplumların egemenlikleri altında yaşamış küçük bir topluluk olarak kalmışsınız. Siz kocaman bir Türk tarihiyle baş edemezsiniz. Göktürklerden başla GÖKTÜRKLER YIKILIR HUNLAR HUNLAR YIKILIR SELÇUKLULAR, SELÇUKLULAR YIKILIR OSMANLILAR. ZAMANINDA 3 KITAYA HÜKMETMİŞ OSMANLILAR. SİZİN GİBİ EMPERYALİST DEVLETLERİN LUTFUYLE UFACIK BİR KARA PARÇASI SAHİP OLMUŞ O SAHİP OLDUĞUNUZ TOPRAKLARIDA İHANETLE KAZANMIŞSINIZ. VE SİZİN GİBİ HAİNLER YÜZÜNDEN KOSKOCA İMPARATORLUK DEVLET YIKILMIŞ. SİZİN GİBİ BİR ÇOK HAİN YÜZÜNDEN. SİZ SİZE HOŞGÖRÜYLE, İNSANCA DAVRANAN YÜKSELTEN DEVLETİN HERTÜRLÜ KADEMESİNDE GÖREV VERECEK KADAR GÜVENEN HERŞEYDEN ÖNCE MİLLETİ SADIKA GİBİ ÖNEMLİ BİR KELİMEYİ KULLANAN ATALARIMA İHANET ETTİNİZ. ATALARIM ADINA VE DOĞU ANADOLUDA KATLETTİĞİNİZ MASUM İNSANLARIN ADINA HAKKIMI HELAL ETMEYECEĞİM. ERZURUMDA DÖKTÜĞÜNÜZ KANLAR ANNEMİN ATALARININ KANLARIYDI.
2

Kasım 05, 2008
Yorum yazın
<