|
Soykırım İddialarına Bakış ve Genel Bir Değerlendirme
Demirhan Çıracı
Küreselleşen dünya stratejik ve politik güç oyunlarına sahne olmaktadır. Emperyalist devletler, dünya devletleri üzerinde baskı ve hâkimiyet kurmak adına çeşitli senaryolar ile çeşitli unsurlar yaratıp, menfaat sağlamak derdindedir. Bu stratejik oyunlar içerisinde önemli yer tutan öğelerden biriside soykırım taşeronluğu yaparak, bunu siyasi alanda kullanıp, hedefteki ülkeyi taarruza tutmaktır.
Bu stratejik oyunlar içerisinde jeopolitik ve jeostratejik önemi bir hayli fazla olan ülkemizde, ciddi manada bir hedef teşkil etmektedir. Yoğun olarak Ermeni Soykırımı söylemi hâkim kılınmaya çalışılsa da, bunun yanında Pontus Rum’ları ve Süryani’ler üzerinde de soykırım yapıldığı iddiaları servis yapılmakta, bu stratejik oyunlar ile Türk Devleti baskı altında tutulmaya çalışılmaktadır.
Bu güç oyunları, Türk Devleti üzerinde farklı soykırım tezlerinin ötelerde uygulamaya sokacağını da işaret etmektedir. Ülkemizdeki etnik yapının çok çeşitlilik arz ettiği vurgusu sürekli yapılmakta, Türk Devleti bir mozaikmiş gibi sunulmaya çalışılmaktadır. Çeşitliliğin fazla sunulması, yakın tarihimizde farklı kökenler üzerinde de Türk Devleti’nin katliama giriştiği iddialarının yeşertilmesi ihtimalinin, ufukta olduğu izlenimini yaratmaktadır.

Bu noktada şu an için en etkin kullanmayı hedefledikleri durumun Kürtler olduğu, birçok platformda Kürtlere bir baskı, hak kısıtlamaları ve hatta cani yöntemler uygulandığı iddiaları, bazı kesimler tarafından dillendirilmeye başlandığı gözlemlenmektedir.
Kürtlere değinmeden önce Ermeni, Pontus, Süryani soykırım iddialarına değinmek, ufukta böyle bir ihtimalin nasıl ortaya sunulabilir olacağını işaret etmek gerekmektedir.
Sözde Ermeni Soykırım İddiaları Ortaya Nasıl Atıldı?
Millet-i Sadıka unvanı almış bir milletin, bugün Türklerin yaptığı iddia edilen bir soykırımın merkezine oturtulması, Osmanlı üzerinde emelleri olan milletlerin 1. Cihan Harbi’nde ve öncesinde kışkırtmalarıyla ortaya çıkmış, savaş halinde başarıya ulaşamamış milletlerin, siyasi ortamda sıkıştırmak istemeleriyle ile tezahür etmiştir.
Rus, İngiliz ve Fransız kışkırtmaları sonucunda, Ermeniler Osmanlı’ya karşı ayaklanmış, birçok yerde isyanlar çıkarmış ve bu isyanlar neticesinde bir hayli kan dökülmesine sebebiyet vermişlerdir. Ermeni çetecileri Hınçak ve Taşnak birçok vilayetimizde, köyümüzde katliam yapmış, bunlar Avrupalı destekçilerinin de yönlendirmeleriyle, Ermeni katliamı olarak sunulmuştur.
İlk isyan hareketi olarak bilinen, 1890 yılında Erzurum’da meydana gelen olaylarda, 12 kişi ölmüş, bu ise Avrupa’ya ‘Ermeniler Türkler tarafından katledildi’ şeklinde lanse edilmiştir. Yine birçok vilayetimizde cereyan eden isyanlar ve neticesinde dökülen kanda Türklerin, Ermenileri katlettiği şeklinde servis yapılmıştır.

Van’da 3000, Muş’ta yine Ermeniler tarafından katledilen 20.000 dolayında Türk, Avrupa’da katledilen Ermeniler olarak anlatılmış, Osmanlı İmparatorluğu üzerinde siyasi bir baskı yaratılmaya çalışılmıştır.
Cephe ardındaki Ermeni çetecileri, Osmanlı kuvvetlerinin lojistik desteğini kesmek için girişimlerde bulunmuş, Osmanlı Devletinin bazı cephelerde zaafa uğramasına sebebiyet vermiş, ayrıca köylere yaptığı baskınlarla birçok Türk’ün katlinin müdahili konumuna geçmiştir. Gerçekleşen bu olaylar cephe ardının güvence altına alınması gerekliliğini hâsıl etmiş ve önce 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni derneklerinin kapatılması ve elebaşlarının tutuklanması, ardından kısa sürede tehcir kararını almıştır. Ermeni komitecileri için yıkım olan bu karardan dolayı, bu tarihi soykırım günü ilan etmişlerdir.
Görüldüğü üzere, Ermeni isyan hareketlerine karşı alınan tedbirler ve savaş hali soykırım olarak ortaya atılmıştır. Söz konusu dönemde çeşitli için isyanlarda ölen Türkler dahi, Avrupa’da ‘Ermeni katliamı devam ediyor’ şeklinde yankı bulmuş ve böyle bir inanç oluşturulmuştur.
Bugünlerde ise Ermenilerin Türkiye topraklarında olan ideallerinin yansıması olarak kuvvetli bir şekilde seyir almakta, Türk toprağından parça koparma hevesleri ile sıcak tutulmaktadır.
Ayrıca, ülkemizi ayrıştırma gayretinde olanlar, oluşturdukları lobiler ile sözde soykırımın destekçisi konumuna geçmişlerdir.
Pontus Soykırımı Yalanı
Yunan Megalo İdeası’nın bitmek tükenmek bilmeyen Pontus ve Batı Anadolu sevdasının doğurduğu bir yalan da, Pontus Rumlarına soykırım uygulandığı yalanıdır.
1. Cihan Harbi ve İstiklal Harbi’ni, Hıristiyanlara karşı başlatılmış bir etnik temizlik hareketi olarak sunmaya çalışan emperyalist zihniyet, sözde Ermeni Soykırımında olduğu gibi, yaratmaya çalıştıkları Pontus soykırım masalında da aynı teraneleri çalma gayretindedirler.
19. yüzyılın ikinci yarısından sonra Amerikan misyonerlerinin yönlendirmeleriyle başlayan ve 1904 yılında Pontus Rum Cemiyeti’nin kurulması ile temellerini oluşturan Karadeniz’i Rum topraklarına ilhak hareketi, Rumların kaybetmesiyle 1922 yılında fiilen boşaltmasına ve nüfus mübadeleleri tamamlanana kadar devam etmiştir.
Bu süreç içerisinde çeşitli dernek ve cemiyetler kuran Pontus Rumları, Osmanlı Devleti’nin 1. Cihan Harbi’nde başarısız olmasının ve ardından imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması’nın ardından umuda kapılmış, Venizelos’un, Patriğin ve Pontus cemiyetçilerinin direktifleriyle isyan hareketlerine başlamıştır.
Samsun, Çarşamba, Bafra, Erbaa, Terme, Havza, Ladik, Amasya, Tokat, Vezirköprü gibi yerlerde silahlı çeteler vasıtasıyla eylemlere başlamış ve bu yerlerde birçok Türk’ün canına, ırzına ve malına kastetmiştir.
Milli direniş güçlerinin bu çetelere karşı verdiği mücadele, işgal güçleri tarafından katliam olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Ermeni soykırım iddialarıyla yakından benzerlik taşır. Her iki iddiada olduğu gibi, Osmanlı Devleti üzerindeki emelleri gerçekleştirmek adına kullanılan bu söylemler, siyasi destek bulup hem baskı altına almak, hem de bu bölgelerde işgali kolaylaştırmak içindir.
Günümüzde, Yunanistan’ın teşekkül ettiği birçok dernek faaliyet içerisinde olup, silahlı çetecilerin yaptığı katliamlar görülmeksizin, direniş güçlerinin onlara karşı verdiği mücadele soykırım olarak addedilmeye çalışılmaktadır.
İstiklal Harbi’nin filizlendiği tarih olan, Mustafa Kemal’in Samsun’a bundan 89 yıl önce ayak bastığı 19 Mayıs gününü de, sözde Pontus Soykırım günü olarak anılmaktadır.
Süryani Soykırımı Yalanı
Topraklarımız içerisinde huzur içerisinde yaşayan bir diğer grupsa Süryani’lerdir.
19. Yüzyılın sonlarına kadar, Osmanlı İmparatorluğu’nda, farklı din ve etnik köken sahiplerinin huzuru yaşattığı bireylerindendir.
Geçmişte dini bir katliama uğramaları, bu durumdan İslam ordularının Anadolu’ya gelişiyle kurtulmaları ve akabinde Türklerin Anadolu’ya gelmeleriyle tamamen huzura kavuşmuş olmaları, 19. Yüzyılda misyoner faaliyetlerinin baş göstermesine kadar bağlılık içerisinde yaşamalarını sağlamıştır.
Etnik bir ayrımı körükleyen ve Türkiye’yi siyasi alanda sıkıştırmak gayesinde olanlar, 20. Yüzyılın başlarından itibaren Süryanilere de el atmıştır.

1. Cihan Harbi’nde gerek cephe içerisinde, gerekse cephe gerisinde Süryani’ler kullanılmış, başarıyı elde edemeyen siyasi güç odakları 20. Yüzyılın ortalarından itibaren soykırım tezgâhı içerisine Süryanileri de dâhil etmiştir.
Bazı iddialara göre 600 bin, bazılarına göre de 250 bin gibi kendi içinde çelişik bir rakam vererek soykırıma tabi tutulduklarını iddia edenlerin tezini, ‘’Keldanî Cemaati Patrik Vekili Peder Francois Yakan; “Anadolu’da 250 bin Keldanî’nin soykırıma uğratıldığını söylemek doğru olmaz. O tarihteki Keldanî nüfusu Anadolu’da ancak o kadardı. Hepsi mi yok edildi? Tarihi çarpıtma, gerçekleri inkâr etme var bunun içinde. Tarihin değişik dönemlerinde birtakım problemler çıkmış olabilir; ama bundan herkes zarar görmüştür. Müslümanlar kadar Ermeniler, onlar kadar da Keldanîler zarar görmüştür. Sadece bir tarafa ait bir zarar yok. Ciddî bir kargaşa vardı ve bunun acı sonuçları oldu. O zaman soykırım bunun neresinde var diye sormak lâzım’’ sözleriyle bertaraf etmektedir.
Ayrıca birçok kaynakta da, 1. Cihan Harbi’nde bir kısım Süryani’nin Rus, İngiliz ve Fransızların yanında cephede yer aldığı ve o tarihlerde ölenlerin birçoğunun savaş nedeniyle öldüğünü ortaya koymaktadır.
Şu an ciddi manada lobi faaliyetleri içerisinde olup, azımsanmayacak derecede Süryani soykırım iddiaları Avrupa’da gündeme getirilmekte, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girişinde kabulünün şart konulması çabalanmaktadır. Ayrıca daha fantazik düşünüp, topraklarımız içerisinde özerk bir bölge talebinde olanlarda vardır.
Gelecek Yıllar, Kürt Soykırımı Olduğu İddialarına mı Gebe?
Yazının başlangıcında da belirttiğimiz gibi, dünya siyasi güç oyunlarına sahne olmaktadır. Bu manada ciddi bir baskı unsuru olan soykırım tezleri, özellikle etnik çeşitlilik vurgusu yapılan ve geçmişte onlarca millet ve devlete hâkimiyet kuranlar için kullanılabilecek niteliktedir.
Osmanlı gibi onlarca millet ve devlete hükmetmiş bir imparatorluğun varisi olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti de, stratejik önemi ve bu güç oyunlarının odağına oturtulma gayreti içerisinde, bu tür tezlerle sürekli muhatap tutulmaktadır.
Üretilen Ermeni, Pontus, Süryani soykırım palavraları, yarınlarda ülkemizin bu tarz uyduruk yeni söylemlerle muhatap kalabileceğine işarettir. Bu noktada yıllardır ülkemizin Güney Doğu’sunda ezilmişlik, sömürülmüşlük, baskı psikolojisi var olduğu yaratılmaya çalışılıp, yeni bir söylemin zemini hazırlanıyor olabilir.
Soykırım söylemlerinin oluşturulduğu duruma bakarken, 1. Cihan Harbi ve İstiklal Harbi’nin şartları içerisinde cereyan eden durumların soykırım olarak sunulmaya çalışıldığı, Osmanlı İmparatorluğu’nun ve yerleşik direniş güçlerinin işgal güçlerine ve katliamcı çetecilere karşı almış olduğu tedbir ve uygulamalar, bugün etnik veya dini bir katliam hareketi olarak sunulmaya çalışılmaktadır.
Diğer soykırım iddialarında yaratılan durumların bir benzeri, şu an ülkemizin güney doğusunda etnik ayrımcılık tohumları ekilerek filizlendirilmek istenmektedir. Kürtleri ayrıştırma gayreti içerisinde olanlar, onların mazlum duruma sokulduğunu, baskı ve zulüm gördüğünü, hatta canice öldürüldüğü safsatalarını üretmektedirler.
Tarih boyunca gerçekleşen 40’ın üzerindeki Kürt isyanını ise, Türklerin Kürtlere karşı girişmiş olduğu yok etme düşüncelerinin birer parçası durumuna getirmeye çalışmaktadırlar. Dersim, Koçgiri, Şeyh Sait isyanları ve onlarcası hıyanet hareketi olarak değil de, Osmanlı’nın veya Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kürtlere uyguladığı despot yönetim anlayışının bir ürünü olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.
Avrupa Birliği ve çeşitli ülke parlamenterleri, bölgeye sık sık ziyarette bulunarak, bölge halkının durumunu çarpıtarak dünya kamuoyuna sunmaktadır. Teröristlerin katlettiği bölge halkının, devletin güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü gibi safsatalar üreterek, hem bölge halkını ayrıştırma, hem de ötelerde Türk güvenlik güçlerinin bölgede etnik kıyım yaptığı safsatalarını türetmek gibi bir gayret içindedirler.
Haricilerden öte ülkemizde bulunup ta aydın kisvesine bürünmüş kişilerin söylemleri, dış ülkelerde katıldığı toplantı ve brifinglerle bu minvalde gösterilmeye çalışılmaktadır.
Nobel ödüllü ‘’aydın’’ yazar Pamuk efendinin ‘Türkler 30 bin Kürt’ü katletti’ gibi açıklamaları ise, yine bölgede Türklerin Kürtlere karşı girişmiş olduğu bir kıyım kanısını uyandırma çabasından başka bir şey değildir.

Hülasa geçmişte üretilen diğer soykırım safsatalarına bir yenisini hazırlama ve bölgeyi ayrıştırma gayreti içerisindeler. İstiklal Harbi’ni dini ve etnik bir kıyım olarak sunmaya çalışanlar, Ermeni, Rum ve Süryani çetelerinin savaş hali nedeniyle öldürülüşünü katliam diye savunanlar, yarınlarda güvenlik güçlerimizin PKK teröristlerine karşı yaptığı girişimi yine bir kıyım olarak sunmaya çalışacaklardır.
Sonuç olarak söylenebilir ki; 21. Yüzyıl ve sonrası, siyasi güç çatışmalarına sahne olacaktır. Ortada yeni bir dünya düzeni oluşturmak, çok uluslu veya uluslar arası küresel sermayenin çıkarlarını sağlamak için bir saldırı vardır. Mühim olan ise burumdan kendi devletini zarar görmeden muhafaza edebilme ve menfaatleri noktasında edinimler kazanabilmektir.
Etnik temelli bir ayrıştırma çabaları, bu minvalde hareket eden sempatizan güruh ve destekçisi ‘’aydın kalemşorlar’’ Türk devletini küresel güçlerin kucağına itmeye çalışmaktadır.
Soykırım söylemleri ile baskı yaratmaya çalışan küresel güç, yeni söylemler ortaya sürerek bu baskıyı artırma ve etkinlik kazanıp, ayrıştırmaya gidebilir. Bu minvalde yıllardır Kürt’lerin üzerinde demagojik bir siyaset güden misyonerler ve işbirlikçi aydınlar, emelleri peşinde durmadan propagandaya devam edeceklerdir.
Ülkemiz stratejik ve jeopolitik öneminin getirdiği konumu iyi kullanmalı, bu söylemlerin oluşmasına dahi fırsat vermemelidir. Şu an sözde Ermeni soykırımında düştüğümüz duruma mahal verilmemelidir.
Bu habere benzer haberler: Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler: |