|
Çaysız Çay Bahçesi
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Hani ülkenin bu yoğun gündeminde(Ergenekon Operasyonu, AKP’nin kapatılma davası, ekonomik çalkantılar, özelleştirmeler vs. ), gündem dışı olsa da yapmış olduğum seyahatte gördüklerimi ve yaşadığım üzüntüyü sizinle paylaşmak istiyorum.
Yazıya başlarken bazı okuyucuların belki benimle aynı serzenişi paylaşmayacağını biliyorum. Ve bir çoğununda benimle aynı hüsranı yaşayacaklarını ve hatta bulunmuş oldukları şehirlerden, görmüş olduklarından alışkanlıkları nedeniyle yaşadığını biliyorum.
***
Uzun bir aradan sonra iş stresinden uzaklaşmak, bütün senenin getirmiş olduğu yorgunluktan birkaç günde olsa uzaklaşmak ve uzunca zamandır göremediğim dostlarımla hasbihal etmek için şehrimden-Erzurum’dan- uzaklaşmak durumunda kaldım.
Uzun ve yorucu bir otobüs yolculuğu sonrasında evliyalar şehri Yeşil Bursa’ya ulaştım. Arkadaşlarla bir araya geldikten sonra güzel tesadüf eden Kocayayla Türkmen Şenlikleri’ne katılarak, tarihimizin mihenk taşlarından biri olan bu şenliklerde bulunmanın güzelliğini yaşadım.
Hülasa bu kadar uzun bir yolculuktan ve Bursa’da işimiz bittikten sonra, bana görmesi bir türlü nasip olmayan, gören dostlarımın da ‘’İstanbul’u görmeyen adam yarım adamdır’’ sözlerine nazire yaparcasına, dünyanın göz bebeği diye tasvir edeceğimiz İstanbul’a da geçmeye karar verdik. Yanımda ki arkadaşlarla biraz zaruride olsa deniz yoluyla seyahat etmekte antak kaldık.
Hâsılı kelam ne olduysa bundan sonra oldu…
20.30’da olan feribot seferini kaçırınca, bir sonraki olan 23.30 seferini beklemeye koyulduk. Üç saat ne yapılır, nerde beklenir ki, çevreye göz atıp arada kalan zamanı değerlendirebileceğimiz bir çay bahçesi, pastane ararken, gözümüz ‘’Aile Çay Bahçesi’’ yazan bir tabelaya ilişti. Çevrede gördüğümüz birahane, bar tabelalarından ziyade bu tabelayı görünce içten içe sevinip, gözlerimizi ışıldayarak;
- Burada oturulur, çay içer hasbihale kaldığımız yerden devam ederiz.
Deyip girdik içeri.
Çocuklarıyla, eşleriyle oturanları görünce biran aile ortamının hâsıl olduğunu gördük. Ta ki bir çay söyleyene dek…

Görevliden çay isteyip, çay yok cevabını alınca ilk şaşkınlığı yaşadık. O ara ben gayri ihtiyari de olsa;
- Hayda! Çay bahçesi, çay yok. Bu nasıl iştir? Çaysız, çay bahçesi de varmış!
Diyerek bir serzenişte bulundum. Neyse arkadaşlarım birer kahve, ben ise bir meyve suyu söyledim. Tabi ki haliyle çay yok cevabını alınca çevreme olan dikkatim biran arttı. İlk girişte dikkat etmediğim masaları daha bir incelemeye başladım. Çocuklarıyla birlikte oturanların masalarına olan ilgim daha da artarak, dikkatimin onlara yoğunlaşmasına neden oldu. Girişte dikkat etmediğim masaların üzerinde bulunan alkol dolu bardaklar gözüme çarptı.
O an içimde bir burukluk ve ardından kızgınlık cereyan etmeye başladı. Biran televizyonlardaki sigara görüntü yasağı; kamusal alanda, kafe, lokanta, çay bahçesi vs. yerlerdeki sigara yasağı aklıma geldi. Çocukların özentiden dolayı içmelerini engellemeyi temin adına alınmış bu kararı onarken, bu hali görüp TV’lerde bol bol alkol serbesiyetini aklıma getirince iyice çileden çıktım.
Yani alkol sigaradan az mı tehlikeliydi ki, TV’lerde, çay bahçelerinde, kafelerde, lokantalarda vs.de bu serbesiyet varken, sigaraya yasak konuldu. Hem de 10-11 yaşlarında olan çocukların rahatça girebildiği bir yerde.
Orda aileleri alkol tüketirken, bu çocukların ailesinin kültürünü devam ettirme, gördüğünü uygulama güdüsünün canlandığından hareketle, meydana gelebilecek tehlike ne kadar az görülebilir ki. Hani alkol ile sigarayı yan yana koyup zararlarını sırlamaya kalksak ve birçok kişiden bunun hakkında bilgi almaya kalksak, alkolün zararlarının ve topluma getireceği tehditlerden başlayıp, sigaradan bahsetmeyi beyhude görebilir.
Çaysız, çay bahçesinin içten içe değerlendirmesini yaparken, Yeşilçam’ın yapıtları gözümün önüne geldi. Türk filmlerinde fakir aile kimliği yansıtılırken dahi, fakirliğin bir sembolüymüş gibi- ufak, büyük- rakılar sergilendi. Zenginliğin göstergesi olarak viski, şarap şişeleri, kadehleri sunuldu. Serinlemek için araç olarak bira şişeleri reklâm edildi. Yıllarca sanki bir alkol kültürü yaratılmaya çalışıldı.
Kendimce sorular ve bunlara yine kendimce cevaplar aradım içten içe.
Biz hangi kültürün efradıyız?
Bizim kültürümüzde eşimizi, çocuğumuzu, annemizi, babamızı içki sofralarının muhabbetine meze etmek var mıydı?
Bu hal laik edinimlerimizi kaybederiz endişesinin yansıması mıydı yoksa?
Biz binlerce yıllık bir kültürün varisiyiz. Bizim kültürümüzde aile efradını, eşi dostu içki masalarının sohbetine meze etmek yoktur…
Biz sofralarda ataya-dedeye, büyüğe-küçüğe hülasa insana olan sevgiyi, saygıyı yaşarız. Biz sofralarda Türk Devleti’nin temel taşı olan Türk ailesinin sıcaklığını, kutsiyetini, bayrağın, vatan sevgisinin anlamlarını taşırız…Bizim masalarımızda bu milletin temeline dinamit koyan alkol denilen illete yer yoktur…
Televizyon ekranlarına sigara yasağı getiren zihniyet şöyle bir kendini yoklasın. Alkolün sigaradan daha büyük bir tehdit olduğunun farkına varıp, sigara konusunda ki özverilerini, alkol görüntülerine de versinler istiyorum.
Sigara bir ferdi zehirler, bir ferdi belki öldürür. Ama alkol önce bireyi, sonra aileyi ve dolayısıyla bir milleti öldürür. Bu tehdide dur deyin artık!
Yorum () |
 |
|
|
|
|