Anasayfa arrow Yazarlar arrow Batuhan Çolak arrow Terörle Mücadele ve Siyasi İrade
Terörle Mücadele ve Siyasi İrade Yazdır E-posta
Cuma, 07 Mart 2008

Terörle Mücadele ve Siyasi İrade

 

 

Batuhan ÇOLAK

 

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

15 Ağustos 1984: PKK’ya verilen ilk şehidimiz...

7 Ekim 2007: PKK’ya verilen sayısını bile tam olarak bilemediğimiz şehitlerimize 13 vatan evladının eklendiği acı tarih...

 

Yukarıdaki tarihler ne yazık ki Türkiye’nin en önemli gerçeği ve sorunu olan terörün, tarihe düştüğü iki acı gündür. Bu günler 23 sene içerisinde o kadar çoğalmıştır ki binlerce güvenlik kuvvetimiz, kamu görevlimiz bu terör sonucunda şehit düşmüş, birçok  vatandaşımız katledilmiş ve onbinlerce kişi yaralanmıştır. Ekonomik olarak tahmini kayıp ise 400 milyar dolar civarındadır. Ama tüm bu kayıplara rağmen PKK terörü bir türlü bitirilememiş ve 23 senedir devam ettirdiği acı politikasına yenilerini ekleyebilmiştir. Bu noktadan hareketle terörle mücadelenin bir noktada tıkandığını, yetersiz kaldığını söylemek mümkündür.

 

Bir çok terör uzmanının da üzerinde hem fikir olduğu terörizmi bitirmek için en önemli aracın “Siyasi İradenin” olmasıdır. Ancak PKK terörünün ilk kanlı eyleminin üzerinden geçen 23 seneye rağmen ne yazık ki Türkiye terörle mücadelede gerekli olan siyasi iradeyi gösterememiştir. Dikkat edilirse PKK terörüyle Türk Silahlı Kuvvetleri tüm gücüyle ve varlığıyla mücadele etmektedir. Askeri yöntemler ve stratejilerde nadir olarak yapılan hatalar dışında, rakamsal olarak tablolaştırıldığında PKK’nın 23 sene içerisinde büyük bir zarar gördüğü ortadadır. Bu kapsamda ülkemizde terörizmi bitirecek unsurun  sadece askeri bir olay değil, siyasi bir olay olduğu farkedilmelidir. Konuyu biraz daha açmak gerekirse, 13 şehidimizin ebediyete uğurlandığı saatlerde, Dünya’nın en önemli kanallarından birisi olan BBC’nin, PKK’ya terör örgütü diyemediğini gördük. Bu çok küçük bir örnektir. Fakat bu küçük örnekten yola çıkarak siyasi iradenin yoksunluğundan bahsetmek mümkün olacaktır. BBC gibi bir kanalın dahi PKK’yı terör örgütü ilan edememesi çok ilginçtir. Terörle mücadelede siyasi irade yoksunluğuna bir başka örnek vermek gerekirse; Leyla Zana ve DEP’lilerin tutuklu olarak yargılandığı dönemlerde Türkiye’ye akın akın gelip Diyarbakır’a uğramadan gitmeyen diplomatların söylemlerinin AB’ye giriş gibi algılanması ve emir gibi kabul edilip, hiçbir tepkiye maruz kalmaması siyasi iradenin yoksunluğunun bir diğer tecellisidir. Kuzey Irak’taki PKK kampları için senelerdir ABD’den izin beklemek ve askeri operasyonu son plan olarak görmek de bu irade yoksunluğundan kaynaklanmaktadır. DTP’li belediyeler hakkında açılan yüzlerce soruşturmaya rağmen halen daha görevlerinden alınmamaları da iradesizliğin bir diğer noktasıdır. Bu örnekler onlarca hatta yüzlerce benzer olayla çoğaltılabilir…

 

Günümüzde terörün adını dahi koymaktan çekinen, terörü farklı algılayıp, farklı yorumlayanların düşüncesine gelecek olursak:

Kürtçülüğü; kürt sorunu,

PKK Terörünü; halk hareketi,

Kürtçe eğitim tezgahını; zorunlu ders,

Teröristleri; kardeş,

Bölücülük yapmayı; ifade özgürlüğü,

Millet olma bilincini ise; faşistlik olarak görebilmektedirler. Bu net kavramların içeriğini bu şekilde dolduranların, içinde bulunduğumuz zaman diliminde kamuoyu ve ülke yönetiminde söz sahibi olabilmeleri, 1984’den günümüze PKK terörünün hangi noktaya geldiğinin somut göstergeleri maiyetindedir. Cahilce söylemlerini, PKK’ya terör örgütü dahi diyemeyecek bir cesaretsizlikle destekleyenler, günümüz meclisinde ne yazık ki koltuk alabilmiş hepsinde de ötesi aylık 6-7 milyarlık vekil maaşlarını hesaplarında görebilmektedirler. Tüm bunlara rağmen PKK için aftan, bölücübaşı için de iradeden bahsedebilmektedirler.

 

Yukarıdaki kabaca ifadelendirdiğimiz kavramların, içeriğini bölücü çizgide dolduranlar kimi zaman insan hakları savunucu, kimi zaman akademisyen, kimi zaman sanatçı, kimi zaman partlili, kimi zaman Avrupalı diplomat, kimi zaman yönetici, kimi zaman hukukçu ve kimi zamanda üniversite öğrencisi olarak karşımıza çıkabilmektedir. İşte bu durum ülkemizdeki teröre karşı gösterilmesi gereken siyasi irade yoksunluğunun bir diğer tecelli noktasıdır.

 

23 senedir terörün bitirilmesi yönünde Türk Milleti tek bir kanıdadır. Bu kanı da; ‘Terörün bitirilmesi için ne gerekiyorsa yapılmalı’ düşüncesidir. Bu gerçeğin çok iyi bir şekilde farkında olunmasına rağmen ABD ve AB’ye verilen tavizler neticesinde en başa dönülmüştür. Bu başa dönüş son zamanlarda öyle bir noktaya gelmiştir ki; ülkemiz terörle mücadele etmek yerine, PKK’yı tüm dünyaya terör örgütü olarak tanıtabilme telaşına düşmüştür. BBC kanalının dahi kabul etmediği bu durumun, Avrupa ve ABD nezdinde de gerçekleşmediği görülmektedir.

 

Siyasi iradenin eksikliği tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. AB istedi diye, yasamatik haline gelen iktidar, söz konusu Milli Devlet olduğunda geri planda kalmakta, Avrupa ve ABD karşısında sessizliğe gömülmektedir. Madem ki AB ve ABD Türkiye’nin müttefikidir buyursunlar PKK’yı kınasınlar, PKK’yı ülkelerinde barındırmasınlar, örgüte lojistik ve stratejik destek vermesinler. Fakat olması gerekenin aksine 2000’li yıllara kadar PKK’yı terör örgütü kabul etmeyen bir takım Avrupalı devletler, PKK’nın ismini KADEK olarak değiştirmesini fırsat bilerek listelerinden PKK’yı bir anda çıkarmışlar ve yerine KADEK’i koymamışlardır. KADEK’in tekrar PKK adını alması da, Avrupalı devletlerin Türkiye’deki terörü bir türlü tanımamasının sözde mazareti olmuştur. İşte Türkiye’deki terörü bitirmemek için türlü oyunlar sergileyen AB’li devletler, son gelinen noktada Türkiye’nin siyasetini, ekonomisini v.s. unsurlarını yönlendirmekte, AB adı altında milli kültürüne dahi karışabilmektedirler.

 

Terörle mücadelede siyasi irade yoksunluğunun bir diğer tecelli noktası da Türkiye’nin yönetimsel karmaşasıdır. Günümüze baktığımızda Türkiye’nin eli kolu bağlanmış, hantal bir yönetim mekanizmasına sahip olduğu görülecektir. Bu hantal yapının terörle mücadele noktasındaki bürokratik karmaşası da aşılması gereken bir problemdir. Genelkurmay başkanının Başbakan’a mı yoksa Cumhurbaşkanına mı bağlı olup olmadığı tartışmalarının gündem belirlediği ülkemiz için bu bürokratik hantallık bir türlü aşılamamaktadır. Tüm bunların sonucunda da terörle mücadelede gösterilmesi gereken tavır, garip bürokratik karmaşalar arasında geri planda kalmaktadır. Son yıllarda bir takım kamuoyu oluşturucular tarafından Genelkurmay Başkanı’nın nereye bağlı olduğu tartışmasının ana gündem maddesi haline getirilmesi de bunun göstergesidir.

 

Bu bağlamda PKK terörünü 2002 yılından itibaren ele alacak olursak; özellikle sivil toplum örgütleri ve siyasi söylemlerde başlatılan bölücü örgüt propagandasının  içinde bulunduğumuz 2007 yılında had safhaya ulaştığını görebilmekteyiz. Her gün verdiğimiz şehitler, ancak 13 şehit aynı anda verildiği zamanlarda ülke gündemine taşınmış ve sınır ötesi hareket konuşulmaya başlanmıştır. Kısacası terör ne zaman Türkiye’ye büyük kayıplar verdirmiş o zaman konuşulmaya başlanmış, gündem maddesi olagelmiştir. Bunun dışında yapılan bölücülük ise sivrisinek ısırıkları gibi geçici bir etkiye sebep olmuştur. Halbuki bu ısırıklar dikkat edilmemesi durumunda insanda sıtmaya kadar bir çok hastalığa yol açabilmektedir. Bu ciddi tıbbi meseleyi ufak bir benzetme yoluyla Türkiye’ye uyarladığımız zaman aynı sonuçları alabilmekteyiz. Bu yüzdendir ki ufak çaplı terör kayıpları geri plana atıldıkça büyümüş, Türkiye’nin her köşesini esir alan bir hastalık haline gelmiştir. Bu durum 23 senedir böyle süregelmiş ve teröre gösterilecek siyasi iradenin yoksunluğu bunun durumun devam edeceğinin sinyallerini vermektedir.

 

Siyasi söylemlerdeki boşluk da bir diğer hatadır. Her terör saldırısından sonra ‘Sabrımızı taşırmayın’ söylemlerine sarılmak günü kurtarmaktan başka bir şey değildir. Bu ülkenin PKK’ya karşı sabrı ilk şehidimizin verildiği 15 Ağustos 1984 tarihinde zaten taşmıştır...İşte bu durumun farkında olamamak ve halen daha sabırdan bahsetmek siyasi manevraların cahilleşmiş söylemidir. Eğer terörü bitirmek isteyen bir siyaset olacaksa bunun yolu çok açık ve basittir. Terörü bitirecek siyasi irade ne zamanki aşağıda sıralanan maddeleri gerçekleştirecektir, işte o zaman bu ülkede terörün şiddeti en asgariye indirilecektir. Bu noktadan hareketle en kısa zamanda aşağıdaki maddeler bir an önce uygulanmalıdır;

 

-         PKK’yı terör örgütü kabul etmeyen müttefik ülkeler Birleşmiş Milletler nezdinde protesto edilmelidir,

 

-         PKK’yı siyasi, maddi, manevi destek veren her kişi, kurum, kuruluş ve topluluğa karşı hukuki çerçevede yaptırıma gidilmelidir,

 

-         Terörle Mücadele  Yasası’nda, CMUK’ta, Türk Ceza Yasası’nda 59. Hükümet tarafından yapılan değişiklikler, Türkiye’nin terörle mücadelede güç kaybetmesine yol açmıştır. Yapılan bu değişiklikler AB çıkarında değil, Türkiye’nin çıkarında iyileştirilmeli ve yasal boşluklar bir an önce giderilmelidir,

 

-         PKK’nın en önemli hayat kaynaklarını sağladığı Kuzey Irak’ta bulunan kamplarına sınır ötesi askeri bir operasyon acilen yapılmalıdır,

 

-         Eğitim müfredatı çerçevesinde tüm okullarımızda terörün adı konmalı ve geleceğimizin lider kadroları olacak ve özellikle üniversite okuyan gençlerimiz bilinçlendirilmelidir, gerekirse terörü anlatan ve Türkiye’deki terörsel faaliyetleri tanımlayan dersler zorunlu olarak okutulmalıdır,

 

-         Türkiye’ye gelip PKK’nın sözcülüğünü yapan bir takım yabancı diplomatlara kesinlikle sınırdışı cezası getirilmeli ve Türkiye’nin terör konusundaki hassasiyeti açıkça ortaya konmalıdır,

 

-         Yaklaşık 100 senedir sözde Ermeni Soykırımını inkar etmek yerine, ülkemizi işgal eden ve insanımıza soykırıma kalkışan küresel güçler ve yaptıkları kınanmalıdır. Bu sayede inkar politikamız gerçeklerin tecelli etmesiyle gereksiz hale gelecek, daha doğru bir ifadeyle kimin kime soykırımda bulunduğu hiç değilse siyasi bir söylemde dillendirilecektir, bu durumda milli devlet olabilmenin gerektirdiği bir zarurettir,

 

-         Terörle mücadele edilmesi için Türk Silahlı Kuvvetlerine tam yetki verilmelidir, kaldırılmaya çalışılan koruculuk sistemi ve askeri istihbarat terörle mücadele kapsamında yeniden yapılandırılmalıdır,

 

-         Türkiye’deki İncirlik Üssü’nün ABD tarafından kullanılması ne yazık ki tarihimizin en acı olaylarından birisidir. Öyle ki bu üslerden kalkan savaş uçakları binlerce Müslüman’ın hayatına son vermiş ve bir o kadarını yaralamıştır. Dahası Irak’ın kuzeyinde oluşturulan devletçiğin cesaretine güç vermiştir. Buradan cesaret alan PKK ise kanlı eylemlerine rahatlıkla devam edebilmiştir. Bu yüzden incirlik üssü acilen kapatılmalıdır,

 

-         PKK’ya destek veren tüm sivil toplum örgütleri, sözde aydınlar, kuruluşlar, kişiler en kısa zamanda yargıya intikal ettirilmeli ve gereken demokratik tepki en sert biçimde verilmelidir,

 

-         PKK’nın özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaptığı görsel ve yazılı yayınlara son verilmesi için gerekli düzenlemeler acilen yapılmalı başta ROJ TV ve Özgür Gündem gazetesi olmak üzere bu kuruluşların tüm yönetici ve çalışanları Türk Adaletine teslim edilmelidir,

 

-         DTP’nin PKK ile ortak noktaları çok açık bir şekilde görülmektedir, buna rağmen seçimlere dahi katılıp mecliste grup kuracak bir duruma gelmesine olanak sağlayan yasal boşluklar giderilmeli ve DTP’nin kapatma davasına geçilmelidir,

 

 

Yukarıda kabaca maddelendirdiğimiz konular Türkiye’de PKK terörünün bitmesi için gerekli olan en önemli hususlardır. Bu maddeler çok daha geniş bir şekilde ele alınıp, genişletilmesi Türkiye’nin terörle mücadelede göstereceği siyasi irade ile mümkün olacaktır.

 

2002 yılında tüm unsurlarıyla bitme noktasına gelen PKK terörünün, 1990’lı yılların başındaki güce ulaşması çok tehlikeli bir durumdur. Hatta 1990’lı yılların başından itibaren çok yoğun bir biçimde şehit vermemize sebep olan bu bölücü örgüt, bugün kuruluş amaçlarından biri olan “siyasallaşmaya” da ulaşmış bulunmaktadır. İşte bu gerçeğin farkında olarak siyasi iradenin en kısa zamanda terörü bitirmek için sarf edilmesi gerekmektedir.

 

Yıllardır dindar-laik kavramları arasında kısır bir tartışmaya bırakılan Türk Milleti bu durumdan bir an öce kurtulmalıdır. Sandıkta verilen oyla bitirilmeyeceği çok net olarak karşımızda  duran PKK terörü yukarıdaki maddelere işlerlik kazandırılması durumunda büyük bir çöküş sürecine girecektir. İşte bu süreçte ve sürecin sonucunda gösterilmesi gereken en önemli durum terörle mücadelede siyasi iradenin tecelli etmesidir. Ne zaman ki Türkiye’de Milli Devlet anlayışı herkes tarafından kabul edilecektir, işte o gün Türkiye hem içte hem de dışta gerçek bir bağımsızlığa ve güce ulaşacaktır.

 


Bu habere benzer haberler:
Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler: