• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
Site Rengini ve Boyutunu Değiştir

HABERDOKUZ

21
Temmuz
2008
Anasayfa
Tarihi Gerçekler ve Sınır Ötesi Operasyon Diyalektiği Yazdır E-posta
Salı, 25 Mart 2008

Tarihi Gerçekler ve Sınır Ötesi Operasyon Diyalektiği

Batuhan ÇOLAK
 
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
 
Türk Silahlı Kuvvetleri bölücü terör örgütü PKK ile mücadele kapsamındaki ilk sınır ötesi harekatını 1986 yılında yapmıştır. Bu bilgiden yola çıkarak PKK’nın bitirilmesi için sınır ötesine operasyon fiiliyatının yaklaşık 22 yıllık bir mazi taşıdığını söyleyebiliriz.
 
Bu bağlamda yazımızda geçmişten bugüne Irak ve PKK konusunu irdelemeye çalışacağız. Öncelikle Kuzey Irak olarak nitelendirdiğimiz coğrafyanın günümüz şartlarını oluşturduğu tarihine göz atmak, genel şablonu görmek açısından uygun olacaktır.
 
Kuzey Irak mı? Irak’ın Kuzeyi mi?
 
Bilindiği üzere yazılı ve görsel basında Irak’ın kuzeyi için “Kuzey Irak” tanımlaması yapılmaktadır. Medyanın yanı sıra, siyasilerimiz, sivil toplum örgütlerimiz de bu tanımı yapmaktadırlar. Söz konusu ‘Kuzey Irak’ tanımı özünde büyük bir hatayı beraberinde taşımaktadır. Çünkü Irak’ın kuzey bölgesi olarak nitelendirilen coğrafya Irak’tan ayrı bir parça değildir ve olmamıştır.
 
Türkiye 90’lı yılların başından itibaren, Turgut Özal’ın geliştirdiği politikalar sayesinde Irak’ın kuzeyine egemen olan peşmerge başlarıyla sıkı ilişkiler kurmuş, PKK’yı Irak’tan atmak için el sıkışılmıştır. Ancak tüm bu iyi niyetli gibi görünen çabalar karşılıksız kalmış ve Irak’ın kuzeyindeki bölgeler her zaman PKK’nın en büyük coğrafi merkezi olmuştur. Bu durumdan ötürü de Türk kamuoyu tarafından Irak’ın kuzeyine “Kuzey Irak” tanımlaması getirilmiştir.
 
Bu bağlamda yazımızda hem bu yanlış tanımlamaya dikkat çekebilmek hem de bölgenin Irak’tan ayrı bir parça olarak düşünülmemesi için söz konusu coğrafyayı Irak’ın kuzeyi olarak tanımlayacağız.
 
Irak’ın Kuzeyi ve PKK
 
Ortadoğu’nun yer altı ve yer üstü zenginliklerinin yanı sıra, gelişmiş ülkelerin petrol ihtiyacının önemli bir bölümünü temin etmesi, bölgedeki tansiyonu her zaman yüksek tutmuştur. PKK terörünün başlangıç yıllarından itibaren Ortadoğu’da savaşlar ve çatışmalar devam etmekteydi.
 
1980-1989 yılları arasında süren İran-Irak savaşı bu döneme damgasını vurmuştur. Bu savaş sonucunda herhangi bir galip olmasa da, Türkiye bu süreçte çok büyük zararlar görmüştür. Bu zararlardan en büyüğü de; Irak’ın ordularını, İran ile savaştığı bölgelere kaydırmasıydı. Bunun sonucunda da Irak’ın kuzeyinde büyük bir yönetim ve güç boşluğu doğmuştu. Bunu fırsat bilen Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Lideri Molla Barzani ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYP) Lideri Celal Talabani Irak’ın Kuzeyinde denetimi ellerine geçirdiler.
 
80’li yılların başını PKK’nın oluşmaya başladığı zaman olarak görecek olursak, Irak’ın kuzeyindeki bu durum örgüt için kaçırılmaz bir fırsat olmuştur. PKK’ya yeni bir mesken daha çıkmıştır. Özellikle Molla Barzani’nin ölümü üzerine yerine geçen oğlu Mesut Barzani, PKK’ya kucak açarak örgüte büyük destek sağlamıştır.
 
İran-Irak Savaşı’nın bitmesinden hemen sonra Irak’ın kuzeyindeki kürt egemenliğine son vermek isteyen Saddam, Ortadoğu’daki kızışan çıkar çatışmaları yüzünden bunu tam olarak yerine getirememiştir.
 
Saddam Hüseyin özellikle Irak’ın kuzeyine hakim olmaya başlayan Kürt gruplara karşı sert önlemler almış ve 1988’de Halepçe’de kimyasal silah kullanarak bölgedeki Kürt egemenliğine son vermek istemiştir. Yapılan kimyasal saldırı sonrasında, Irak’ın kuzeyindeki kürt nüfusu için hızlı bir kaçış süresi başlamıştır. Kürtlerin bir kısmı İran sınırına, bir kısmı ise Türkiye sınırına yığılmıştır. Türkiye sınırına yönelen bu yoğun nüfus hareketi, Türkiye’nin karşısına PKK’dan sonra bir sorun daha çıkmasına yol açmıştır. Bu sorun da; ‘sınıra yığılan evsiz, işsiz ve aynı dili dahi konuşmayan bir topluluğu sınırlarından içeri kabul etme ve topluma entegre edebilme’ sorunuydu.
 
Yaklaşık 1 seneye yaklaşan bu süreç sonucunda Turgut Özal Irak’tan gelecek Kürtlere kapılarının açık olduğunu belirterek büyük bir hata yapmıştır. Yaklaşık 300 bin kürt Türkiye’ye sığınmış ve ilerleyen zaman diliminde de vatandaşlık hakkı kazanmıştır. Irak’tan gelen Kürtler Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine yerleşmiştir. İşte tam bu aşamada Irak’tan gelen Kürtlerin bir kısmının dahi olsa PKK’yı desteklemesi, Türkiye için çok büyük bir tehlikenin baş göstermesi anlamına geliyordu. Bu bağlamda 1990’dan sonra artan PKK terörü ve destekçileri ülkemizin gencecik vatan evlatlarını kaybetmesine yol açarken, birileri terörün sebebini Kürtçe konuşamamaya bağlamakla meşguldü.
 
Saddam’ın Kuveyt İşgali ve BM Müdahalesi
 
Türkiye’de bu gelişmeler yaşanırken İran- Irak Savaşı’ndan hemen sonra, Saddam’ın Irak’ında ekonomi acil durum sinyalleri vermeye başlamış ve Irak ekonomisi büyük bir dış borç yükünün altına girmişti. Saddam, bu durumdan çıkış için İran ile giriştiği savaş sürecinde, Kuveyt’in Irak petrollerinden hiçbir karşılık almadan yararlandığı iddiasında bulunmuş ve Kuveyt’i işgal etmiştir. Bu işgalin altındaki tek amaç Kuveyt’in zengin petrol kaynaklarını ele geçirmek ve Irak’ın içinde bulunduğu ekonomik çöküntüyü bir an önce aşabilmekti.
 
Tüm bu gelişmeler sonucunda 2 Ağustos 1990’da Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak askeri kuvvetleri Kuveyt’i işgal etmiştir. Bu işgalin hemen ardından Birleşmiş Milletler çok sert bir bildiriyle işgali protesto etmiş ve Irak kuvvetlerinin, acilen Kuveyt’i terk etmesini istemiştir. Fakat geri adım atmak istemeyen Irak’ın Kuveyt’i terk etmemesi üzerine, 17 Ocak 1991’de ABD öncülüğündeki 33 ülkenin desteklediği koalisyon kuvvetleri Irak’a müdahale etmiştir. Bu müdahale sonucunda 1991 Nisan ayının ilk haftasında, BM tarafından Irak’ın önüne konan ateşkes şartlarını kabul görmesi ile resmen sona ermiştir.
 
Irak’ın Kuveyt’i işgali ve ardından gelen Körfez Savaşı, Kuzey Irak’taki kürt varlığını iyice güçlendirmiş ve bu gelişmelerde PKK’nın yükselme döneminin başlamasına sebep olmuştur.
 
PKK, Irak’ın kuzeyine hiç gitmeyecekmiş gibi yerleşirken, Barzani ve Talabani’den gördüğü büyük destek örgütü iyice cesaretlendirmiştir. Çünkü Irak’taki Saddam iktidarı üzerinde sürekli bir baskı kurmak isteyen ABD, Barzani ve Talabani’yi, Irak’ın kuzeyinde tek egemen güç haline getirme çabası veriyor, bu durum da PKK’nın Barzani ve Talabani’ye sırtının dayama nedenini güzel bir şekilde açıklıyordu.
 
Irak Devlet Başkanı Celal Talabani:
 

 

“PKK’nın kuruluşunda önderlikleri Öcalan’dan tutunda, diğerlerine kadar aylarca bizim Suriye’deki evlerimizde kaldılar. Her türlü yardımı kendilerine yaptık. Onları Suriye Hükümetiyle, Filistinlilerle tanıştırdık elimizden ne geliyorsa yaptık”[*] sözleri PKK’nın bugüne kadar neden Irak’ın kuzeyinde neden kendisini evinde gibi hissettiğini kanıtlar niteliktedir.
 
Irak’ın kuzeyindeki bu durum birçok kez Türkiye tarafından endişe ile karşılansa da sert bir tepki gelmemiş olması bölgedeki PKK varlığını daha da güçlendirmiştir.
 
Sınır Ötesi Operasyonlar
 
Yukarıda değindiğimiz genel tarihi bilgilendirmenin kaçınılmaz sonucu olarak PKK, Irak’ın kuzeyini kendisine merkez edinmiştir. Irak’ın kuzey bölgesindeki bir çok bölgeyi terör kampı haline getiren örgüt böylece hem militan barındırma hem de eğitim safhalarını rahatlıkla aşabilmiştir.
 
Irak’ın kuzeyine bu denli yerleşen örgüt, Türkiye’ye yönelik saldırılarını da, sınırı aşarak yapmaktaydı. En son örneklerini Dağlıca saldırısında gördüğümüz bu taktik, PKK’nın neredeyse 1984 yılından beri sürekli uyguladığı bir taktiktir. Bu sayede sınır aşılıp, Türkiye’deki askeri birliklere ve sınır karakollarına terör saldırılarında bulunuluyordu. Yapılan saldırılar sonrasında da PKK’lı teröristler, geldikleri yoldan ellerini kollarını sallayarak peşmerge güçlerinin kontrolündeki terör inlerine geri dönüyorlardı.
 
Yukarıda izahına çalıştığımız bu durum ne yazık ki bir çok şehit ve gazi vermemize neden olmuş. Öte yandan Türkiye için aşılması gereken bir sorun halini almıştır.
 
Günümüze baktığımızda terör örgütünün aynı yöntemi kullanarak Türkiye sınırları içerisindeki eylemlerini rahatlıkla yaptığı görülmektedir. Bu rahatlıktan öte, Türk Silahlın Kuvvetleri’nin, bölücü terörle mücadele kapsamında defalarca sınır ötesine hareket gerçekleştirdiği ortadadır. Bu harekatlar sonucunda çok büyük askeri başarılar elde edilmiş, terör örgütüne çok büyük darbeler indirilmiştir.
 
PKK terör örgütünün mazisine baktığımızda sınır ötesi operasyonların ardından büyük bir yıpranma, duraklama dönemine girdikleri görülmektedir. Ancak bu duraklamanın ardından beklenen çöküş gerçekleşmemiş, çeşitli uluslar arası örgütlerin, ülkelerin ve Türkiye içi desteklerin sayesinde yeniden toparlanması mümkün olmuştur. Bu durumla birlikte sınır ötesi operasyonların defalarca yapılmasına rağmen terörün bitirilmesine yetmediği sonucunu ortaya çıkmıştır.
 
Önceki yazılarımızda da üzerinde önemli durduğumu konu ‘Terörle Mücadele’ kapsamında gösterilmesi gereken siyasi iradedir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yaptıkların operasyonların her biri büyük askeri başarılarla sonuçlanmıştır. Lakin bu askeri başarı bölücü terörü bitirmekte yetersiz kaldığı ortadadır. Özellikle Irak’ın kuzey bölgesinde oluşturulmaya çalışılan devletçik ve Irak’ın bütününe hakim olan süper gücün (!) lojistik v.b. destekleri sayesinde PKK yeniden hayata döndürülmüştür.
 
Buraya kadar anlattıklarımızdan şu sonucu çıkarmak mümkündür; “PKK’yı bitirmek için bugüne kadar bir çok operasyon yapılmıştır ve bu operasyonların hepsi de başarılı olmuştur. Fakat örgüte ağır darbelerin indirildiği operasyonlar sonrasını izleyen sürecin, doğru değerlendirilmemesi PKK’nın yeniden terör saldırısı yapabilmesine zemin hazırlamıştır”.
 
Sonuç
 
PKK’nın 1984 yılı 15 Ağustos’unda yaptığı Şemdinli ve Eruh saldırıları baz alınarak kuruluşunu ilan ettiğini düşünürsek, yaklaşık 24 senedir Türkiye’nin bölücü terör ve terör odaklarıyla sürekli bir mücadele halinde olduğunu görebilmekteyiz. Bu durum Türkiye’nin politik, ekonomik ve stratejik açılımlarını yapamamasındaki en büyük etkenlerden biri olmuştur.
 
Sözün özü itibariyle PKK’nın Türkiye’ye verdiği kayıp sadece can ve mal kaybıyla sınırlı kalmamış, yaklaşık 20 yıllık süreçte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yapacağı tüm açılımların önüne geçmesine yol açmıştır. GAP projesi bu duruma verilebilecek en güzel örneklerden biridir.
 
Görüldüğü üzere Türkiye’nin 24 yılını böylesi bir kanlı süreçle lekelemek isteyen terör örgütünün gelinen noktada kökünden bitirilmesi gerekliliği ilk günkü kadar tazedir. Bu gereklilikten yola çıkarak Türkiye’de yaşayan her bireyden, topluluğa, her topluluktan siyasi gruba kadar büyük görevler düşmektedir. Bu sorumlulukların en büyüğü de mevcut siyasi iktidara düşmektedir. Yapılan sınır ötesi operasyonların niteliği değiştirilmelidir. Daha doğru bir ifadeyle sınır ötesi operasyonlar sonrası Türk Silahlı Kuvvetleri PKK’nın tüm olanakları bitirilene kadar Irak’ta kalması fikri bir gereklilik olarak düşünülmelidir.
 
Öte yandan Kerkük’te demografik yapının değiştirilmesi için Amerikan işgaliyle paralel zaman dilimlerinde başlayan yoğun göç hareketleri, bölgenin yapısını değiştirmeye yetmiştir. Gelinen noktada Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bölgeler 5 yıl içinde Barzani ve peşmergelerinin kontrolü altına girmiştir. Mayıs ayında yapılacak referandum sonrası bölgenin özerkleştirilmesi, bu durum sonucunda da Kerkük’ün yasal çerçevede Barzani’nin eline geçeceği görülmektedir.
 
2008’in Mayıs ayında yapılacak Kerkük referandumu sonrasında, Irak’ın kuzey bölgesi son derece kritik bir konuma ulaşacaktır. Türkmen varlığı büyük bir krizle karşı karşıya kalacaktır. Kerkük’ün de peşmergenin resmi kontrolü altına girmesi PKK’nın sağlam temeller üzerinde yeniden inşası anlamına gelmektedir.
 
Yukarıdaki meselelerin bir öngörüden ibaret olmadığı ortadadır. Bu meseleler önümüzdeki 1 yılın aynası niteliğindedir. Bu aynayı iyi görüp, analiz edebilmek önemli bir gereklilik halini yansıtmaktadır.
 
Fakat Genelkurmay Başkanlığı’nın 29 Şubat 2008 tarihinde gelen açıklama, gerek nitelik gerekse taşıdığı önem bakımından beklenmedik bir gelişme olarak nitelendirilmelidir. Açıklamadan Irak’ın kuzeyinde PKK’yı bitirmek için son darbeyi vurmaya giren askeri birliklerin yurt sınırları içerisine geri döndüğü ve operasyonun başarı ile bitirildiğini öğreniyoruz. ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in “Operasyon bir an önce bitirilsin” sözlerinden saatler sonra, TSK’dan bu açıklamanın gelmesi son derece düşündürücüdür.
 
Askeri operasyon son derece başarılıdır, lakin PKK’nın merkez yöneticilerinden hiçbiri yakalanamamış ve yahut öldürülememiştir. Bu da demektir ki; PKK için yeniden toparlanma süreci başlayacaktır. Örgütün baş yöneticilerinin halen daha rahatlıkla örgütü yönetebilecek imkânlarının olması sorgulanması gereken önemli bir sorundur.
 
Temennimiz; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, bölücü terör örgütünün tüm odaklarını kurutmadan Irak’tan çıkmaması, gerekirse Kerkük’ün git gide kritikleşen yapısına dur diyebilmesi, kısacası Irak’ın kuzeyindeki inisiyatifi elinde bulunduran ABD ve Barzani ortaklığına son verilebilecek çözüm yolları açabilmesiydi…
 
 

 

[*] 02.06.2004 Tarihli Radikal Gazetesi


 

Yorum (2)add feed
ali keresteci: helal olsun
her yazında oldugun gibi yine döktürmüşsün batuhan kardeşim. tebrikler..
1

Nisan 22, 2008
M. Nihat ÖZGÜR: Teşekkürlerimi iletirim.
Sayın Batuhan Çolak,

Yazınızı ilgiyle okudum. Bilgelik ve yurtseverlik timsali yazılarınızın devam etmesi dileğiyle....

M. Nihat ÖZGÜR
2

Mart 26, 2008
Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >

GİRİŞ Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

MURAT ÇAVGA'NIN YENİ KİTABI ÇIKTI