• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
Site Rengini ve Boyutunu Değiştir

HABERDOKUZ

29
Ağustos
2008
Mahkumun Adı: 301 Yazdır E-posta
Cuma, 07 Mart 2008

Mahkumun Adı: 301

 

 

Batuhan Çolak

 

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

 

Son bir haftadır ülkenin gündemine bomba gibi düşen Hrant Dink cinayeti üzerine bir çok şey söylendi, söyleniyor ve söylenecektir de. Fakat Türk Medyası’nın içindeki önemli taşlar öylesine yorumlar yaptılar ki, cinayetten sonra adeta yangına körükle gittiler. Objektifliğin ve gazeteciliğin tamamen dışında yapılan yorumların  mahkeme delili gibi kitlelere sunulması da, son dönemde gördüğümüz en büyük provokasyonlardan biriydi.

 

Ülkesinin hassasiyetlerini,değerlerini faşizanlık olarak gören bir takım medya cinayetten sonra yaşanan gerilim ortamında Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan  milli ve manevi değerleri mahkum ederek, büyük bir hatanın içine düştüler. Bir takım gazeteciler de, tüm bu suçlayıcı politikaları insanlara empoze ederken, bağlı oldukları “gazetecilik meslek ilkelerinin” tamamen dışına çıktılar. Hatta bazıları cinayeti işleyen Ogün Samast’ın Trabzon’lu olmasından dolayı orduya seslenerek Trabzon’a acilen askeri müdahale yapılması fikrini ortaya attı. Halbuki bu söylemlerde bulunanlar, düne kadar ordunun yaptığı her müdahaleyi cinayet olarak niteleyenlerdi. Kısacası medyanın önemli isimleri kendileriyle çelişiyordu ve bunu yaparken de hiçbir kaygı duymuyorlardı.

 

Olaya dönecek olursak, cinayeti işleyenin şahsın henüz yakalanamadığı zamanda dahi, birileri tarafından gerçek suçlu bulunmuş ve adı çoktan konmuştu. Cinayeti işleyen şahsın belli belirsiz kamera görüntüleri üzerinden yorum yapanlardan bazılarıda “ekrandaki kişi” hakkında olabildiğince “yorumsuz” kalırken, kitlelerin bağlı olduğu kavramlar (din ve milliyet gibi) üzerinden suçlamalar yapıyordu.

 

Yazılı ve görsel medyada bu gibi yanlış söylemler yer alırken de kendini aydın olarak gören bir çok kişi de halkı sağduyuya davet etmek yerine, sloganlarla hareket etmeyi kendisine uygun gördü.

 

Yaşanan gerginlik ortamında sloganvari ve suçlayıcı tarzıyla kitleler üzerinde olumsuz etki yaratan bir takım medya organları, 2 kavram üzerinden hareket ediyordu. Bunlar da “Milliyetçilik”  ve “din” kavramlarıydı. Daha önceden satır aralarında ve paragraf aralarında suçlanan bu 2 kavramı linç etmek için, Hrant Dink’in öldürülmesini kendilerine fırsat bilen bazıları da olaydan hemen sonra sahne almış ve propagandaya başlamışlardı. Ve hepsi de aynı noktaya çıkıyordu. Bu olayın tek suçlusu vardı o da 301.madde…

 

Kendilerini aydın olarak nitelemekte bir sakınca görmeyen bir takım ihanet odakları da acilen bir karalama kampanyası başlattılar. Bu kampanyanın amacıda 301. madde kaldırılmasıdır. Bununla yetinmeyenler de Hrant Dink’i kullanarak sahneye çıktılar ve dediler ki “hepimiz ermeniyiz, katil devlet, çeteci devlet, devlet hesap verecek…” gibi son derece düşüncesiz ve toplumun her kesiminde elektriklenmelere yol açabilecek sloganları kendilerine araç seçtiler.

 

Devlet aynı dili, dini, kültürü ve ülkeyi paylaşan insanların kurdukları bir yönetim örgütü olduğuna göre bu insanların attıkları sloganları anlamlandırmak pek mümkün görülmemektedir. Yani devlete laf uzatanların, dolaylı yollardan kendilerine laf söylediklerini bilmeyecek kadar da cahil bir topluluk olduğu ortadadır.

 

 

Her şey bir yana Hrant Dink’in öldürülmesi insanlık dışı bir olaydır ve onun düşüncelerine katılıp katılmayan herkesi derinden üzmüştür. Ancak bu üzüntüyü, bazıları, bölücü düşüncelerine alet edip, çok yanlış söylemlerle kamuoyunda tepki vermişlerdir. Bu söylemlerde bulunan kişiler, tüm bu olanların nedenlerini, niçinlerini sorgulamak yerine Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı kimliği taşıyan yaklaşık 70-73 milyon kişinin bağlı olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni “katil”likle suçlamış, olayın tek sorumlusu haline getirmişlerdir.

 

Sonuç olarak Türkiye’de yasaların ve hukukun izin verdiği çerçevede gazetecilik yapan bir insan öldürülüyor. Ve arkasından onu sahiplenen bir kitle çıkıyor ve bu kitlenin içinden birileri devlete, milliyete, İslam’a ya doğrudan sövüyor ya da dolaylı olarak.

 

Tüm bu gelip geçici söylemler, Türkiye’nin içinde bulunduğu sıkıntılı durumu daha da sıkıntıya sokmaktan, beyinleri boş bilgilerle doldurmaktan başka bir amaç gütmemektedir. Devleti ve dolayısıyla Türk Milleti’ni katillikle suçlayanlar yazdıkları senaryoda kendilerine ve Türklere bir rol vermişlerdir. Bu senaryoda; masum kendileri, suçlu ve mahkum ise 301.madde ve devlettir. Ancak bu senaryonun oynanma tarihi çoktan geçmiştir. Bunun farkında olan Türkiye’de, bu gibi marjinal grupların kışkırtmasına gelmeyerek son derece olgun bir tutum sergilemiştir.

 

Yorum (1)add feed
dilek: ...
yazılarını okudum bugun batuhancım çok güsell gerçekten..
1

Haziran 09, 2008
Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >

Prof.Dr. İbrahİm Arslanoğlu

 
Tarih Bilinci
 
Diğer Yazıları

E-Bülten Kayıt Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Resul Kürşat Şahsİ

 
Bizde Hiç mi Suç Yok?
 
Diğer Yazıları

Meryem Aybİke Sİnan

 
Mehmet Âkif İnan
 
Diğer Yazıları

TV'de Bugün

HABERDOKUZ Mahkumun Adı: 301 - HABERDOKUZ - HABERDOKUZ
TV'de Bugün

MURAT ÇAVGA'NIN YENİ KİTABI ÇIKTI