|
Bir Takım Akademisyenler Terörizm Yanlısı Olursa…

Batuhan ÇOLAK
Üniversitelerde, ülkemizin gelecek nesillerine ilim öğreten akademisyenlerin önemi çok büyüktür.
Hele ki Türkiye gibi, jeopolitik, coğrafi ve askeri bakımından çok hassas bir konumda bulunan bir ülkede ‘ilim öğretme’ hususu bir kat daha önem kazanmaktadır.
Çünkü milli hedef, milli bilinç ve geleceğini garanti altına alacak ilimden uzak olarak yetiştirilen öğrenci, bir ülkenin geleceğinde önemli bir konum yakalayamaz. Kişi ülkenin geleceğinde yakalayamadığı bu konum doğal olarak bir boşluk yaratacaktır. Bu boşluğu ikame edecek kişilerin bulunmaması ise, doğrudan doğruya üniversite eğitimiyle ilgili bir konudur. Tüm bu sürecin daim olması da, kalkınmanın ve gelişmenin sadece sözlerde kalmasına neden olacaktır.
Uzatmadan ana konumuza geçecek olursak; ülkemiz geleceğinin, ülke geçmişimizden verim alarak garanti altına alınabilmesi için, günümüz üniversite gençliğinin son derece geniş olanaklarla yetiştirilmesi ve üniversite döneminde alacağı eğitimlerle bireysel yeteneklerini azami düzeye çıkarması beklenmektedir.
Söz konusu beklentiler dahilinde ülkemizdeki akademisyen-eğitim-öğrenci üçlemesinin kısa bir analizini yaptığımızda, ortaya çıkan sonucun pek iç açıcı olmadığını görmekteyiz. Öyle ki, bir takım akademisyenler bulundukları konumdan faydalanarak, eğitim noktasında öğrencileri farklı yönlendirebilmekte, zihinlerindeki marjinal değerleri öğrencilere yansıtabilmektedirler.
Tarafsız bir bakış açısının ana kaide olması gereken üniversite eğitiminde bir takım eğitimcilerin, zihinsel bulanıklıklarını öğrencilere yansıtması ve bu yansıtmanın sonucunda sınıf geçebilmenin dahi ‘söz konusu akademisyenin düşüncelerini benimseme’ noktasına varması son derece kaygı vericidir. Ne yazık ki bu sorun, günümüzde bir çok üniversitede ‘olağan’ hale almıştır.
***
Ülkemizin tüm mevcudiyetiyle (asker, sivil, memur, halk, sivil toplum örgütleri v.b.) mücadele etmekte olduğu bir terörizm olgusu olduğu görülmektedir. İşte bu noktada ülkemizin tüm mevcudiyetiyle mücadelesi noktasında bir takım noksanlıklar ve aleyhte durumların söz konusu olduğu görülmektedir.

Yazımızın ilk bölümünde üzerinde durduğumuz ‘akademisyen-öğrenci’ ilişkisinde de bu noksanlıkların giderek arttığını görmekteyiz.
Durumu daha net ifadelerle adlandırmak gerekirse, aşağıdaki paragrafın iyi analiz edilmesi gerekmektedir;
Bir üniversitede akademisyen olarak faaliyet yürüten ve kimi üniversitelerde idari görevlerde de bulunan bir takım kişilerin, Türkiye’de faaliyet gösteren terör odaklarıyla ilişki içerisinde olduğu görülmektedir. Bu ilişkinin boyutu öyle noktalara varmıştır ki, terör örgütlerinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden istediği talepler akademisyenler noktasında dile getirilmeye başlanmıştır.
Konuyu daha da somutlaştırmak gerekirse;
-
‘Sayın Öcalan demek suçsa, biz de bu suçu işliyoruz’
-
‘Ana dilde eğitim, ifade ve fikir özgürlüğünün bir gereği’
-
‘PKK’nın ateşkes süreci iyi değerlendirilmeli’
-
‘Kürt sorunu hepimizin sorunu, devlet ve katiller hesap vermeli’
-
‘DTP’nin yapıcı yaklaşımı göz ardı edilmemeli’
-
‘DTP’ye dokunulacaksa, önce bizi mahkum edin’
-
‘F tipi tutsaklarına özgürlük’, gibi tamamıyla bölücü terör örgütünün propaganda ve taleplerinin dile getirildiği toplantı, eylem, açıklama ve bildirilerde birçok akademisyenin aktif rol oynadığı ve bu faaliyetler kapsamında yayınlanan bildirilere imza attıkları görülmektedir.[1]
Bu durum öyle vahim bir hal almıştır ki, nerede benzer eylem, propaganda ve gösteri olsa ön saflarında ‘bir takım akademisyenlerin’ bulunması süreklilik haline gelmiştir.

Ülkemize, askeri, ekonomik, toplumsal zararlar verdirme de istediği sonucu alamayan ‘birileri’, taleplerini fikirsel bir zemine çekerek, konuyu siyasallaştırmak ve bir ‘toplum meselesi’ haline getirmek istemektedir.
Olaya bir diğer açıdan baktığımızda ise, söz konusu terörizm yanlısı eylemlerde ‘bilimsel sıfatları’ kullanılacak kişilerin desteğiyle terörsel hareketlerin meşruiyetini sağlamak ve böylece halkın nazarında ikilem oluşturulmak istenmektedir. Kısacası psikolojik savaş yöntemlerinden biriyle karşı karşıya olduğumuz ortadadır.
Sonuç olarak bu terör propagandalarının ardındaki asıl maksat; terör faaliyetlerini halkın nazarında meşru gösterebilmektir.
***
Tüm bu anlatılanlardan yola çıkarak varacağımız en önemli sonuçlar şunlardır;
-
Üniversitelerimizde gelecek nesillerini yetiştiren kişi veya kişilerin böylesi organizasyonlarla, yazılar ve düşünceleriyle terörü meşru gösterme çabaları iyi analiz edilmeli ve yasalardaki boşluklar giderilmelidir,
-
Bir takım akademisyenlerin, ülkemizde faaliyet gösteren terör gruplarının sivil kanatlarını[2] destekledikleri gerçeğinin ‘ifade özgürlüğü’ gibi içi herkes tarafından farklı doldurulan kavramlarla savunulması da, terörizm yandaşlarından beklenilen bir savunma stilidir. Bu oyuna gelinmemelidir. Lakin terörizm ile ortaya konulan hiçbir düşünce veya talebin meşruiyeti yoktur.
-
Akademisyenler için akademik yükselme, unvan alma, maaş artırımı gibi hususlar belirli kıstaslara bağlanmıştır. Bu kıstasları yerine getiren herkesin istedikleri mevkie geldikleri görülmektedir. Bu durum gayet normal bir süreçtir. Fakat bir takım art niyetli kişilerin olduğu unutulmamalı, terörizm yanlısı akademisyenlerin üniversite de kariyerlerine izin verilmemelidir. Bu durum bir sıkıyönetim yahut cunta yaptırımı değil, terörle mücadelenin bir gereğidir.

Eğer ki, günümüzü aydınlatıp, geleceğimize umutla bakmak istiyorsak, çocuklarımızı emanet ettiğimiz kişileri iyi analiz etmeliyiz. Unutmamalıyız ki, evlatlarımızı kanlı kurşunlarıyla şehit edenler, sokakta veya okulda karşımıza ‘akademisyen’ sıfatlarıyla çıkabilmektekiler.
Terör örgütlerinin taleplerini meşru görenler, faaliyetlerini destekleyenlerin ‘ilim öğretme ve üretme’ vasıflarından bahsedilemez. Bu gibi kişilerin en büyük vasıfları terörizm odaklarına güç ve imkan sağlamaktır.
Milletinin hizmetinde olacağına terörizm yandaşı olan hiçbir kişi ‘akademisyen veya aydın’ olarak tanımlanamayacağı gibi, gelecek nesillerimizi kaybetmemek istiyorsak, başta devlet organları ve YÖK’ün bu konuya gereken hassasiyeti göstermesi gerekmektedir.
NOT: Yazımız boyunca anlattığımız olayların somut örneklerine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz;
[2] Bölücü terör örgütü PKK’da bu yapılanma ERNK (cephe) olarak adlandırılmış olmakla birlikte tamamen örgüt kontrolünde olan bir yapılanmadır.
Bu habere benzer haberler: Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:
Yorum () |
|
|
|
|
|