|
“Toplumsal Ortak Bilinç” ve TSK !
Alp Ergenekon
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
“Toplumsal Ortak Bilinç” konulu bu üçüncü makalemde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Ortak Bilinç odağında olması gerektiğine değineceğim…
Zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Nasıl ki; evlada, baba ya da annelik görevimizi yerine getirdiğimiz sürece ebeveyn olabiliyorsak, İş hayatımızda yerine getirmemiz gereken sorumluluk anlayışımızla ayakta durabiliyorsak, Sahibi olabildiğimiz sosyal edep ve haya ile saygınlık görebiliyorsak bu Vatana sahip olmak içinde bazı gereklilikleri yerine getirmek durum ve mecburiyetindeyiz.
Hemen hemen her konuda olduğu gibi, üzerinde yaşadığımız bu zor coğrafyaya da sahip olmasını becerebildiğimiz taktirde bizimdir diyebiliriz.
Bu gerekliliklerden hayati öneme sahip olanı, sağlam bir ordunun mutlak varlığıdır.
1.AKP İktidarı ile ivme yakalayan AB politikaları süreci içinde en çok taviz verilen husus, TSK ve Milli hassasiyetlerimiz olmuştur. Milli Güvenlik Kurulunun sivilleştirilmesinin ardından TSK’nın hiyerarşik ve organizasyon yapısı üzerinde yapılmak istenen tahribat göz ardı edilmemelidir. AB dayatmaları olarak karşımıza çıkan bu tablo, TSK’nın zorunlu silahlanma politikasını ekonominin güçlenmesi yolunda engel gören iç muhalefet ile daha vahim hale gelmiştir.
Yine ABD ve AB’nin kendi destekleriyle azdırdıkları PKK terör belasını siyasallaştırarak legal hale getirme çabaları, senaryolarının gereği olarak Genelkurmay ile kendi güdümlerindeki siyasi erki karşı karşıya getirmiş ve bu kanalla TSK’ya ayrı bir darbe vurulmak istenmiştir.
Nisan 2007 de Genelkurmay Başkanının Türk Devletinin Irak’ın kuzeyindeki çete başları ile görüşme yapmaması gerekir şeklindeki ifadelerine Başbakan ve Dışişleri Bakanının karşı eylemlerde bulunması bu görüşü ispatlar niteliktedir. Hatta yine aynı dönemde yani Nisan 2007 de Genelkurmayın “Irak’ın kuzeyine TSK girmelidir” görüşüne karşı çıkan ziyniyetin bu görüşün gereğini Aralık 2007 de yapmak istemesi manidardır.
Tüm bu dış ve iç kaynaklı muhalif tutumlara ek olarak; Türk Subayının kendisini ayrıcalıklı gördüğü gibi gerçek dışı karalamalar ve inanması daha da zor olan TSK’yı İslam karşıtı şeklinde gösterme gibi iğrenç ve adi propagandaların toplum içinde yaygın hale getirildiğine şahit olmaktayız.
Oysa bu görüşlerin aksine asker ocağının Türk Subayları tarafından “Peygamber Ocağı” olarak anılmaya devam ettiği, eğitimlerde Mehmetçiğe “Allah, Allah” nidaları attıranların yine Türk subayları olduğu bir şekilde topluma anlatılmalıdır.
Bunun için Türk Subayları halkla daha çok iç içe olmalı ve kendisini halktan gayrı göstermeye çalışanların önünü kesmelidir.
Milli bayramları fırsat bilerek peygamber ocağı olarak gördüğü asker ocağını milletine açmalıdır. Hatta bu paylaşımı daha da ileri götürerek karavanının halkı ile paylaşmalı ve bu paylaşımı yoksul bölgelerde düzenli hale getirerek Devletin halkına uzanan şefkat eli olmasını bilmelidir.
Kuvvet Komutanları yaptıkları düzenli toplantıları her seferinde başka illere kaydırmalı ve bu vesile ile halkın yoğun oldukları sosyal mekanlara ziyaretler düzenlemeli ve halkla iç içe olmalıdır.
Çanakkale Zaferi, Nevruz Bayramı ve İstanbul’un Fethi gibi çok özel günlerde halkla iç içe olabilecekleri etkinlikler düzenlenmeli maksimum düzeyde Ordu-Millet dayanışması için altyapı oluşturulmalıdır.
Bünyesindeki yedek subaylar aracılığı ile toplumun ihtiyaç duyduğu hususlara önemli katkılar yapabilir. Örneğin; öğretmen yedek subaylar kanalıyla Okuma-Yazma oranın artmasına katkı sağlayabilir ve bu vesile ile ayrı bir sempati toplayabilir.
Tabi bu minval üzerinden birçok şey üretilebilir…
Son olarak tüm bu yazdıklarımı Asil Türk Milletinin ve Sayın Genelkurmay Başkanımın dikkatlerine sunuyorum…
Ordu, Millet El Ele…
Ne Mutlu Türk’üm Diyene !
Bu habere benzer haberler: Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:
Yorum () |
|
|
|
|
|