"Aydınlar, bir ülkenin insanını, kültürünü, tarihini en doğru şekilde anlayan ve kavrayan insanlardır.
Aydınlar, bulundukları coğrafyaları ve ülkeleri en doğru şekilde yorumlarken geleceğe yaptıkları yatırımlarla toplumu bilgilendiren ve yitip gittiklerinde bile gerilerinde bıraktıkları eserlerle anılan önemli şahsiyetlerdir.” *
Sitemizin Genel Yayın Yönetmeni, değerli kardeşim Batuhan Çolak son yazısında (Siz Aydın Olamazsınız!) böyle tanımlıyor aydın kavramını. Aynen katıldığımı belirterek, konuyu yönetenler ve devlet adamları boyutuna taşımak istiyorum:
Günümüz Türkiye’sinde kavramların içini boşaltmak ve çıkarlara uygun yeni açıklamalar getirmek marifet sayılmaya başladı. Tüm bunlar yetmezmiş gibi toplumun değer yargıları ve genel kabul görmüş standartları da bu kavramlar üzerinden yıpratılıyor, en vahim yanıysa ülkenin her katmanında etkili olacak, uzun soluklu bir sorunla karşı karşıya olmamız. “Aydın” kavramını da üzülerek buna dahil etmek zorundayız. Bu noktadan hareketle devlet yönetimi ve yönetenler açısından konuyu ele aldığımızda en güzel örnekleri yine tarih sayfalarında buluyoruz.
Hiç şüphe yok ki biz Türkler ekmeğini yiyip, suyunu içtiğimiz toprakları vatan bilip, devletleştirmek başarısına sahip emsalsiz bir milletiz. Fakat bu başarımızı tek başına kılıç gücüne yada kendilerine sonsuz şükran borcuyla yaşadığımız kurucularımız ve yöneticilerimize bağlamak çok da gerçekçi olmaz. Çünkü Türk devlet adamlarının neredeyse tamamı bir danışman çevresine sahipti ve bu kişiler toplumsal kültürün oluşumunda etkili olduğu gibi devletin yönetim tarzına ve hatta örgütlenme biçimine dahi tesir edebilecek birikime sahipti. Tarihimizin her döneminde karşılaşabileceğimiz bu abide şahsiyetler asla toplumdan kopuk yaşamazlar, aksine halkın içinde, halktan biri olarak hayatlarını sürdürürlerdi. Eserlerini toplumum benimsediği kültürden ve genel değer yargılarından uzaklaşmadan oluşturan bu aydın kişiler ve düşünürler; hazırladıkları kitaplar, risaleler (kitapçıklar) ve lâyihalar (tasarılar) ile hükümdarlara bir nevi kılavuzluk eder, bugünkü ifadesiyle danışman niteliğinde hizmette bulunurlardı. Bu eserler toplumsal gereklerin bir sonucu olarakkaleme alınabildiği gibi yöneticiler tarafından da çeşitli yollarla teşvik edilir, hatta ödüllendirilirdi.
Eserlerini ilmi, ahlaki ve dini değerler üzerinden kuran ve öğütler veren düşünürlerimizden bazıları ise; Nizam’ül Mülk (Selçuklu Devleti’nde vezir), Farabi, Kaşgarlı Mahmut, İbni Sina, Yusuf Has Hâcib (Karahanlılar’da vezir), Koçibey ve Kâtip Çelebi… Listeyi uzatmak ve yakın tarihimizden örnekler vermek elbette ki mümkün, fakat bizim kıymetlendirmemiz gereken nokta; toplumsal kültürümüzün veyönetim geleneğimizin bu derece sağlam oluşunda bu isimlerin ve eserlerinin temel teşkil ettiğidir.
Türk tarihi her devriyle düşünürleri, bilge kişileri ve bilim insanlarını değerli sayfalarında saklamıştır. Gerek bugün gerekse de yarın eserleriyle yaşattığımız bu abide şahsiyetleri bugün kullanılan dille aydın olarak da anmak mümkündür. Lakin günümüzde “aydın” olarak anılan ve/veya tanıtılan bir çok kişinin aslında bu sıfatı hiçte hak etmediğini görüyoruz. İçlerinde devlet büyüklerine danışmanlık etmek gibi görevleri üstlenmiş olanlardan da haberdarız. Her akşam bir kanalda, her sabah bir gazete köşesinde karşılaşıyoruz kendileriyle. Fakat hizmet ettikleri ideallerin kirliliği, tam bir biat kültürü içinde yaşadıkları ve sadece çıkarları uğrunda çaba sarf ettikleri ortada, kalemlerinden ve söylemlerinden bizim anladığımız budur!
“Özgürlük”, “Demokrasi” ve “İnsan Hakları” gibi her biri bir devrin simgesi olmuş bu kavramlar; sözde aydınların kalemleriyle buluştuğunda 21.yüzyıl Türkiye’si için tehlikeli sayılabilecek ifadelere dönüşüyor. Onlar özgürlüğü belli zümrelerin tekeline sunarken ve demokrasi anlayışlarını da etnik temellere dayandırırken, aydın düşünürler olmaları mümkün değildir. Bizi bu imkansızlığı ifadeye sürükleyen diğer hayati kriter ise milli değerlere hizmet noktasında dikkat çekmektedir; bugün kendilerini aydın diye tanıtanlar sadece gayri milli duruşlarını maskelemek için bu sıfatı kullanıyor. Tüm bunların vahameti yetmiyormuş gibi yönetenlerin de bu “aydın şahsiyetlerin” görüşlerine itibar etmeleri yaralarımızı iyice derinleştiriyor. Tavsiyem odur ki; tarihe kulak vermek bile gerçeklere yaklaşmak adına önemli bir adım olacaktır.
Son olarak bir alıntı yaparak bitirmek istiyorum;
Balasagunlu Yusuf (Yusuf Has Hâcib) tarafından kaleme alınanKutadgu Bilig (Mutlu Kılan Bilgi) isimli eserden bir bölüm:
<Kitabıma, okuyana mutluluk getirsin, ona doğru yolu getirsin diye Kutadgu Bilig adını koydum. Ben sözlerimi söyledim, düşüncelerimi yazdım. Bu kitap her iki dünya için de doğruyu gösteren bir rehberdir, yardımcı bir eldir. Dosdoğru bir söz söyleyeyim size: Her iki dünyayı da devletle elinde tutabilecek kişiden daha mutlu kimse yoktur. Önce Gündoğdu'yu tanıtayım; O hükümdardır, doğru yasayı(töre)temsil eder. Aydoldu ile mutluluk güneşi doğar, o da mutluluğun(kut)temsilcisidir. Öğüdülmüş aklı, Odgurmuş akıbeti temsil eder. Ben sözlerimi bu dört değer (doğru yasa, mutluluk, akıl, akıbet) üzerine kurdum. Okuduğunda anlayacaksın, dikkat et! >**
“Mutlu Kılan Bilgi”lerin vatanperver Türk aydınlarınca yönetenlere aşılanması…
Yönetenlerin de “doğru yasa”yı temsil etmeleri dileğiyle…