15 Mayıs 2018 Salı, 09:32
Batuhan ÇOLAK
Batuhan ÇOLAK batuhancolak@gmail.com Tüm Yazılar

Filistin’in gözyaşları; Osmanlı’ya ihanet ve İsrail terörü

Theodor Herzl’in 1897’de topladığı “Birinci Siyonizm Kongresi”nden önemli bir karar çıkmıştı: “Dünya üzerinde Yahudi karşıtlığı artıyor, bu yüzden dağınık durumda olan Yahudiler bir araya gelip kendi devletlerini kurmalı.” Herzl’in bu çağrısı için, küresel bir güçten destek alınması şarttı. Yahudi ileri gelenlerinin İngiltere’yi ikna etmesi zor olmayacaktı. I. Dünya Savaşı’nın etkisiyle İngiltere, Osmanlı topraklarını işgale hazırlanıyordu. […]

Theodor Herzl’in 1897’de topladığı “Birinci Siyonizm Kongresi”nden önemli bir karar çıkmıştı: “Dünya üzerinde Yahudi karşıtlığı artıyor, bu yüzden dağınık durumda olan Yahudiler bir araya gelip kendi devletlerini kurmalı.”

Herzl’in bu çağrısı için, küresel bir güçten destek alınması şarttı. Yahudi ileri gelenlerinin İngiltere’yi ikna etmesi zor olmayacaktı.

I. Dünya Savaşı’nın etkisiyle İngiltere, Osmanlı topraklarını işgale hazırlanıyordu. Ancak bu kolay bir süreç değildi. Çünkü Osmanlı yönetimi altında yaşayanların büyük bir bölümü Müslüman’dı… Özellikle Ortadoğu coğrafyasında bu oran yüzde 95’lere ulaşıyordu. Önce yaşayan halk ikna edilmeliydi.

401 yıl Osmanlı idaresi altında yaşayan halkların eline “bağımsız devlet” hayali tutuşturuldu.

Bugünkü Filistin topraklarında yaşayan Araplar heyecanlıydı. Bağımsız bir devlet hayaliyle İngiltere’yle el ele verip Osmanlı’yı Filistin’den kovdular. Müslüman, Müslüman’ı öldürüyordu!

Arapların alkışlarla karşıladığı İngiliz atlılarının “bağımsız bir devlet” yerine “manda”yı dayatması çok uzun sürmedi.

Araplar, Osmanlı’yı satmış, karşılığında ise köktendinci bir devlet olan İngiltere’nin mandası altına girmişlerdi.

Osmanlı’dan sonra İngiltere idaresine geçen Filistin’e büyük bir göç dalgası başladı. Yüz binlerce Yahudi akın akın Filistin topraklarına geliyordu.

Siyonist ileri gelenlerinin, İngiliz ekonomisi üzerindeki güçlü etkileri Filistin topraklarının içinden yeni bir devlet çıkacağını açıkça ortaya koyuyordu.

Tarihler, 15 Mayıs 1948’i gösterdiğinde Filistin topraklarını işgal eden Yahudiler, bağımsızlığını ilan ederken; İsrail devleti, Yahudileri üstün ırk olarak gören Siyonizm felsefesinin üzerine kuruluyordu.

Bu girişim o günlerde büyük ıstırap içinde olan Yahudi toplumunda sevinçle karşılandı. Çünkü Nazi Almanya’sı milyonlarca Yahudi’ye soykırım uygularken, Yahudilerin sığınabilecekleri bir devletleri bile yoktu.

Kurulan yeni devlet, tüm dünyadaki Yahudilere seslenerek, “Ülkenize, topraklarınıza gelin ve Büyük İsrail’i birlikte kuralım” çağrısı yaptı.

Asırlar boyu paraya dayalı ekonomi modellerinin kabiliyetli tüccarları bu çağrıya cevap verirken, bir kısmı ise yurt dışında kalarak yeni kurulan devlet için lobi çalışmaları gerçekleştirdi.

Arapların, Osmanlı’dan ayrılarak bağımsız devlet kurma hayalleri önce İngiliz mandası sonrasında ise İsrail devletinin kurulması sürecine yol açmıştı.

Ancak Filistinliler için her şey daha yeni başlıyordu. İsrail Devleti, 15 Mayıs 1948’de ilan edilirken onlarca Filistin köyü işgal edilmiş, yüzlerce Müslüman öldürülmüştü.

Soykırıma uğrayan İsrail, dünya üzerindeki küresel para ekonomisine doğrudan müdahil oluyordu. Kısa sürede önemli bir mesafe kat edip, tüm uluslararası anlaşmaları rafa kaldırarak Filistin’deki işgalini her geçen yıl daha da büyüttü.

Tarihin en büyük zulümlerinden birine uğrayan Yahudiler, tarihin en büyük zulümlerine sebep oluyordu.

Filistin halkı her geçen gün topraklarını kaybederken, yetişmiş insan gücünü de yitiriyordu. Ekonomi, eğitim, altyapı, ordu her şey bitmişti. Gelişme kaydedilemiyordu.

Bir anda en fazla göç veren ülkelerden biri pozisyonuna düştüler.

Bu yüzden son yüzyılda Müslümanların en büyük dramlarının başında Filistin geliyor.

Hangi Filistinliyle konuşsanız, hangisinin hayat hikayesini dinleseniz hepsinden ayrı bir roman konusu çıkar.

Filistin tükenirken, İsrail her geçen yıl büyüdü, gelişti. Nüfusu az olmasına rağmen Ortadoğu’nun köklü devletlerine kök söktürdü.

Arkalarındaki emperyalist blok hiç değişmedi.

Bir süre sonra da küresel paraya, küresel ekonomik güçlere Ortadoğu’da hizmet veren bir uydu devlete dönüştüler.

Uydu devlete dönüşürken; kuruluş felsefelerinden, acımasızlıklarından hiçbir zaman ödün vermediler.

Kuruldukları toprakları Müslümanların kan ve gözyaşıyla beslediler!

15 Mayıs 2018…

Tam da İsrail devletinin Filistin’i işgal ederek ilan edildiği gün.

Trump’ın kararıyla ABD’nin İsrail Büyükelçiliği Kudüs’e taşındı.

Ama yetmemişti… Kan görememişler, işgal ettikleri yeni yerlerde Müslüman kanı dökmemişlerdi.

Gazze sınırında ellerinde zafer işaretleriyle olayları protesto eden yüzlerce Filistinliyi taradılar…

Onlarca şehit, binlerce yaralı…

Dünyanın gözleri önünde, ABD-İsrail ortaklığında bir dehşet filmi çekildi.

Bu kara tabloya rağmen Filistin’de ABD sermayesinin en önemli simgelerinden biri olan Coca Cola fabrikalarının sayısı her geçen gün artıyor.

Müslüman ülkeler sessiz,

“İdeolojiler, dinler, ulus-devletler öldü” diyerek “kimliksizleştirme” propagandası yapan Batı’nın sözde ilim adamları sessiz.

AB, BM, NATO sessiz…

Tarih bir dram daha yazarken, ekranlarda Trump ailesinin alkışları…

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
istanbul escort atasehir escort mecidiyekoy escort halkali escort bahcesehir escort