Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi

13 Nisan 2017 Perşembe, 15:53
Batuhan ÇOLAK
Batuhan ÇOLAK batuhancolak@gmail.com Tüm Yazılar

16 Nisan’ın ardındaki gerçekler

Referanduma sayılı günler kala “Evet” diyenlerin açıklamalarına baktığımızda “Vatan, millet için ‘evet’ diyeceğiz, Batı bizim karşımızda, oyunları bozacağız, FETÖ’ye, PKK’ya geçit vermeyeceğiz” cümleleri öne çıkıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’li siyasetçilerin temel söylemleri ise “FETÖ ve 15 Temmuz” üzerine kurgulandı.

***

16 Nisan’da aslında nelerin oylanacağı, 12 Eylül 2010 referandumunda gizli. Çünkü o referandumdan sonra Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Referandum öncesinde HSYK’nın yapısının değişeceği, dönemin Başbakanı tarafından “Birilerinin değil, milletin arka bahçesi olacak” sözleriyle açıklanıyordu. Aynen dedikleri gibi oldu… Ancak milletin değil, FETÖ’nün arka bahçesi haline geldi. 15 Temmuz’dan sonra görevden alınan binlerce hakim ve savcı bu durumun en açık kanıtıdır.

12 Eylül 2010 referandumu öncesi Fethullah Gülen “Mezardakileri bile kaldırıp ‘evet’ oyu verdirin” açıklaması yaparken, FETÖ’nün başlıca yayın organı olan Zaman Gazetesi referandumda tüm gücüyle “evet” diyordu.

Zaman Gazetesi’nde çıkan bazı haberleri hatırlayalım:

8 Eylül 2010, Zaman Gazetesi

“Erdoğan: Baykal, bir kasetle duman oldun

Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın ‘Evet çıkarsa Türkiye bölünür’ açıklamasını da değerlendiren Başbakan Erdoğan, şu eleştirilerde bulundu: ‘Senin hayatın hep bunlarla geçti. Bir kasetle duman oldun gittin. Söylemeyecektim, konuşmayacaktım en sonunda konuşturdun'”

8 Eylül 2010, Zaman Gazetesi

“Yargıtay Başkanları Darbeyi böyle övmüş

Yüksek Yargı mensuplarının 12 Eylül darbesini alkışladıkları ortaya çıktı. Darbeden yaklaşık bir yıl sonra dönemin Yargıtay Başkanı Mehmet Derviş Turhan’ın adli yıl açılışında yaptığı konuşma hukuk tarihine kara bir leke olarak geçti.”

Şimdilerin sıkı AKP’lisi Hüseyin Gülerce, Fethullahçıların devleti ele geçirmeye başladığına ilişkin haberlere, 2 Eylül 2010 tarihli köşe yazısında şu satırlarla tepki gösteriyordu:

“Devlet içinde “Fethullahçı” olduğu söylenen insanlar ne yapmış? Hukuk dışına çıkmış çetelerle, Ergenekoncularla iş birliği mi yapmış? Emniyet’in içinde, hem de müdür seviyesindeki insanların, mafya liderleriyle iş tutmasına göz mü yummuş? Yoksa onların devlete ve millete verdikleri zararları önlemeye mi çalışmışlar? Yemeyen, yedirmeyen, hukukun üstünlüğünden yana olan bu insanları, “Fethullahçı” diye damgalamak, alavere dalavere düzenin yıkılıyor olmasından duyulan rahatsızlıktan başka bir şey değildir…”

Gülerce, “Bu karanlığı ancak evet dağıtabilir” başlıklı yazısında, F.Gülen’in yaptığı çağrıların “evet”i güçlendirdiği söylüyordu:

“Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “evet” için yaptığı konuşmalar, onu sevenler nezdinde çok tesirli olmuş. Seferberlik ruhu ile harıl harıl bir çalışma var. Sayın Gülen, “evet” için neden bu kadar ısrarcı olduğunu, birkaç gün önce yayınlanan sohbetinde bir daha izah etti. Referandumda çıkacak “evet”in; ülkemizin ve demokrasimizin geleceği adına hayatî önem taşıdığının altını çizdi. “Benim milletim, devletler muvazenesinde; yönlendiren, gözünün içine baktıran bir muvazene unsuru olmayacaksa şayet, ne Avrupa umurumda benim, ne Amerika, ne Çin ne de Maçin…” dedi. Ve ekledi: “Bu açıdan da, milleti oraya götürebilecek her gayret alkışlanmalı…”

Daha da ilginci bu satırları yazan, şu anda FETÖ çatı davasında “tanık” olarak dinleniyor!

***

12 Eylül 2010 referandumundan bir gün önce Başbakan Erdoğan, Vatan Gazetesi’ne “Başkanlığı getirebiliriz” sözleriyle manşet olmuştu. Haber şöyleydi:

“Erdoğan, ‘Başkanlık sistemini referanduma götürebiliriz’ dedi. Prof. Burhan Kuzu’yu referans gösterdi. Erdoğan, dün Başkanlık için “Dünyadaki uygulamalardan en ideali neyse tartışılabilir. Burhan Bey’in bir tezi var. Çok çok iddialı. Gerekirse halk oylamasına gidilir. ‘Hilafeti getirecekler’ deniyor. Ne alakası var, parlamenter demokrasi yine işliyor. ABD gibi” dedi. Erdoğan’ın referans gösterdiği Kuzu, “Kuvvetler ayrılığı yine var. Eyalet sistemi şart değil, üniter yapıda da federal yapıda da Başkanlık sistemi uygulanabilir.”

Büyük resme bakınca, Başkanlık rejimi ve federasyonun 15 Temmuz’dan sonra gündeme gelmediğini, yıllar süren bir planın sonucu olduğunu görüyoruz. 2010 yılında ilk adımı atılan rejim değişikliğinin ikinci aşamasına geçmiş bulunmaktayız.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz