Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi

20 Ocak 2017 Cuma, 13:22
Batuhan ÇOLAK
Batuhan ÇOLAK batuhancolak@gmail.com Tüm Yazılar

Türklük, ayaklar altına mı alınacak?

Türk milliyetçiliği; muhtevası, teşkilatlanma kabiliyeti, tarihsel sorumluluklarıyla siyaset kurumu ile sınırlandırılamayacak çok geniş bir tarihsel arka plana sahiptir.

Orhun yazıtlarından günümüze değin uzanan; millet bilincini esas alan gerçek bir misyondur.

Siyasal İslamcıların iddia ettiği gibi Fransız ihtilali sonrasında ortaya çıkmamıştır…

Varlığı; ümmetçilikten binlerce yıl öncesine dayanır.

Tarihe bakıldığında, Türk devletlerinin kuruluş hamurunda yine bu bilinç vardır. Türklüğün cumhuriyet öncesindeki son devleti olan Osmanlı’da ise bu bilincin kaybolması, yıkılma sürecini tetiklemiştir.

Batı’da yüzyıl ve mezhep savaşları kapsamında cehaletin en kanlı örnekleri “din” adı altında işlenirken, Osmanlı önemli atılımlar sağlamıştır. Ancak, Batı’nın bu anlayışı kısmen de olsa terk etmeye başlaması, ekonomik güçlenme ve bilgi üretiminde hızlı atılımları beraberinde getirmiştir.

Değişen dengeler Osmanlı ekonomisini de yakından etkilemiştir. I. Dünya savaşı öncesinde Osmanlı ekonomisinin yüzde 80’e yakın bir bölümü Ermeni, Yahudi ve Rumların elindeydi. Bu durum, Türklerin geniş bir kitle olmasına rağmen, emeğinin karşılığını alamadığı ve kültürünü yaşayamadığı, cephelerde can veren, yorgun bir “teba” ya dönüşmesine neden olmuştu.

Dikkat edilirse Osmanlı’nın son 200 yılında verilen mimari eserlerin çoğu, (başta Boğaz’daki bakmaya doyamadığımız birçok cami) Ermeni mimarların elinden çıkmıştır… Osmanlı’nın en önemli kültürel miraslarından biri olan Dolmabahçe Sarayı da yine ünlü Ermeni Mimar Garabet Balyan tarafından yapılmıştır.

Türkler, sanat, mimari, estetik ve edebiyat alanlarında gerilerken, devletin çöküşü de eş zamanlı yaşanmıştır.

Dönemin “güneş batmayan imparatorluğu” İngiliz devleti de boş durmamış, İslami cemaat ve tarikatların arasına sızdırılan ajanlar vasıtasıyla dini anlamda sapkın gelenekler oluşturulmaya çalışılmış, kısmen de başarılı olunmuştu. Özellikle Arap nüfusun güçlü olduğu coğrafyalarda geliştirilen etnik milliyetçi hareketler, bu coğrafyaların çok kolay bir şekilde Osmanlı’dan kopmasına neden olacaktı.

Anadolu’da ise ordular tek kurşun atmadan teslim edilirken, milli mücadeleciler için idam kararı bizzat Padişah tarafından çıkarılıyordu. O günlerde, “direnmeyin, karşı koymayın” diyerek fetva yayınlayan tarikat, din adamı ve halifenin olduğu unutulmamalıdır.

İngilizlerin teşviki, ekonomideki dengelerin aleyhte gelişmesi ve asıl mesele olan Hoca Ahmet Yesevi geleneğinin terk edilmesi çöküşü hızlandırıyordu. İngilizlerin büyük isteği hanedanın korunduğu, mandayı kabul etmiş bir Osmanlıydı… Bu yüzden de kitlenin; değiştirilmiş, içi boşaltılmış, uydurulmuş fetvalarla uyutulması, Türklerin de bastırılması gerekiyordu.

Osmanlı’nın son döneminde giderek alt tabaka haline getirilmiş Türkler, tüm baskılara rağmen eğilmeyerek, can vererek, kan vererek, vatan topraklarını koruyacaklardı.

Sonrasında ise dilde, fikirde, edebiyatta, sanatta unutulan Türkleştirme çalışmaları başlayacaktı.

Türkiye Cumhuriyeti’ni bugüne kadar ayakta tutan da o dönem atılan bu harç olmuştur.

Şimdi ise Türk milliyetçiliğini, Türklüğü “vebalı” ve “Batı uydurması” olarak görenlerin, Türkleri yönetim dışı bırakma hamlelerine şahit oluyoruz. “Türk milliyetçiliğini ayaklar altına alıyorum” demek sadece MHP’yi kast etmemektedir. Asıl kasıt, “ümmetçi yönetim” kılıfı adı altında iktidarı daimi olarak Türklerden geri alma kaygısıdır. Çünkü mevcut rejimde ne yaparlarsa yapsınlar bunu başaramıyorlar.

MHP’li vekillerin eliyle referanduma götürülen bir rejim değişikliği yaşıyoruz. “Ne var bunda millete soracağız” deniliyor. Medyanın ele geçirildiği, çatlak seslerin susturulduğu, biraz farklı düşünenin tıpkı “1984” romanındaki gibi bastırıldığı, OHAL döneminde referanduma gitmek, demokrasi değil, baskın rejim değişikliğidir.

Demografik yapının alt-üst edildiği bir ortamda, rejimi değiştirmek, tek adamlığı getirmek, ulus-devleti ortadan kaldırmak Batı’nın Türkler üzerindeki son hedefidir!

Bundan sonraki mesele, Türklerin, Türklüğün ayaklar altına alınıp, alınmayacağı meselesidir.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz