Son Dakika
13 Aralık 2017 Çarşamba

25 Aralık 2016 Pazar, 13:54
Batuhan ÇOLAK
Batuhan ÇOLAK batuhancolak@gmail.com Tüm Yazılar

“Biliyorum artık dünyanın neden döndüğünü”

Her yanı saran gri binaların, çarpık kentleşmenin, karmaşanın tam ortasındayız.

Estetikten uzak, biçimsiz, sevimsiz mimarinin son örneklerini her adımda hissediyoruz. Bilhassa şehirlerde yeşil alanlara hasretle büyüyen nesiller, yeşili gördükleri an şaşırıyor, parklarda, bahçelerde adeta nefes alıyorlar.

Fikir dünyamızda da aynı süreçten geçiyoruz aslında… Şehrin çarpıklığıyla, fikir karmaşamız birbirine muntazaman bir uyum içerisinde… Kentlerimiz, günlük yaşantımız çarpıklaşırken, gündemdeki gelişmeler, saçma sapan tartışmalar, dün siyah dediğine bugün beyaz diyen siyasetçiler bilinçaltımıza işliyor. Her geçen gün sunileşen, avamlaşam zihinlerimizde tıpkı şehirlerde olduğu gibi yeşil alanlar, arıyoruz…

İşte o ara duraklardan, nefes alınacak yerlerden birini elimde tutuyorum; Ayarsız Dergisi… 10.sayısıyla kararlı bir şekilde yollarına devam eden; fikri derinliği, hatasız edebi üslubu, farklı deryalara götüren ruh iklimiyle adeta yemyeşil bir fikir bahçesindeyim…

Fiziki anlamda profesyonel, ruh âleminde “dava” aşkıyla yazan kalemleri okumak, doğaya açılan bir nefes gibi geliyor. Aralarında çok değerli yazar arkadaşlarımızın, şair ve edebiyatçılarımızın bulunduğu Ayarsız’ı fikir dünyasında nefes almak isteyen herkese mutlaka öneriyorum.

Sözü daha fazla uzatmadan, derginin son sayısında yer alan ve insanı alıp götüren gerçek bir hikayeyi yerimiz yettiğince bu sütunlara taşımak niyetindeyim. Aynı zamanda derginin yayın yönetmeni olan Mehmet Ragıp Vural tarafından, “Bir çocuğun yüreğinden daha büyük müdür kâinat?” başlığıyla kaleme alınan, Suriye’den Ankara’ya gelen 10 yaşındaki Türkmen çocuğu Enes’in hikayesini aynen aktarıyorum:

“…

Yüreği büyük dostlarım, ellerinden geldiğinde, güçlerinin yettiğince, vatanlarından ayrı düşmüş gariplere yardım ederek ferah bulma arayışlarının birinde gelmişler Enes’e. ‘Enes’in gözlerini görmelisin’ dediklerinde, Ankara kışında güneş açtı içimde. Enes’in gözleri sözlerinden yol bulup kalbime değdi sanki. Babası Suriye’deymiş, annesi başına gelebilecek binbir felâketin birinin, belki de hepsini kurbanı olmuş, tafsilatlı soramamışlar. Sorsalar da bu hercümerçte istatistikî bir değeri bile olmayacak malûmatın; onlar da Enes’i üzmekten başka bir işe yaramayacağına kanâat getirerek üstelememişler. On yaşındaki Enes’in bir de kardeşi var.

Gönlü büyük imkânları kısıtlı bir avuç dertli insanın gayretleriyle kendine sığınacak bir yer bulmuş Enes. Gözlerini göreceksiniz Enes’in, yüzünü aydınlatan gözlerini… Biçâre Enes’in içinde yanan binlerce ateş, onu kor gibi tutan binlerce hasret var. Bunlardan biri de okula gitmek. Annesi babası olmadığı için okul kaydı yapılmıyor. Enes dağıtılan yardımlardan bütün okul ihtiyaçlarını tedarik etmiş, okula kaydının yapılmasını beklerken her gün okulun bahçesine gidiyor. Hikâyeyi aktaran dostlarım, bürokrasiyi aşmak ve hiç olmazsa Enes’in bu hasretini dindirmek için herkesin gayret gösterdiğinden bahsediyorlar. Sonra asıl beni can evimden vuracak ve bütün suallerimin cevabını bulacağım hâdiseyi naklediyorlar.

Enes’in yanına giderek harçlık vermek istiyor dostum. Enes daha kendine doğru hareketlendiğini görünce itiraz ediyor ve yardımı kabul etmeyeceğini söylüyor. Dostum, ‘Bak Enes, ben her zaman gelemiyorum, burada çok fazla ihtiyaç sahibi olduğunu biliyorum, sen bu parayı al ve ihtiyaç sahibi inşalara yardım et’ diyor. Enes duruyor ve ‘Biraz önce yaşlı bir teyze geldi, ekmek alacaktı, ama parası olmadığı için alamadı, ona ekmek alayım mı bu para ile?’ diyor. Arkadaşım, ‘Al tabiî, ne istersen kime istersen Al!’ diyor. Enes o parayı alıp koştur koştur bakkala giriyor, 3-5 tane ekmek alıyor ve yine koşturarak o yaşlı kadının peşine düşüyor.

Ben ‘En gösterişsiz ve kansız intihar susmaktır!’ diyerek Enes’in peşinden bakıyorum. Öyle bakıyorum, öyle bakıyorum, Hızır koşuyor sanki… Enes’in koşmasını görecektiniz, bir de gözlerini…

‘Bir çocuğun yüreğinden daha büyük müdür kâinat?’ derseniz bilmem ama Enes’in yüreğinden büyük değil. Biliyorum artık, dünyanın niye döndüğünü, çocukların yüzü suyu hürmetine aldığımız nefes, yediğimiz ekmek.”

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz