Son Dakika
21 Kasım 2017 Salı

03 Kasım 2016 Perşembe, 14:06
Batuhan ÇOLAK
Batuhan ÇOLAK batuhancolak@gmail.com Tüm Yazılar

Başkanlıktan zaman kalırsa kampüsleri de konuşalım

Türkiye’de, yıllardır çözüme ulaşmayan, sürekli büyüyen sorunların başında terör geliyor.

Teröre bakış açısındaki farklılıklar, mücadelede noksanlıklar çıkmasına neden oluyor. Bu eksiklik ve hatalardan dolayı terör örgütleri, rahat bir şekilde; teşkilatlanma, propaganda yapma, eleman temini, siyasallaşma, kamuya sızma, ekonomik döngüyü sağlama, lojistik gibi süreçleri sorunsuz atlatıyor.

Hükümetlerin, hatta bakanların değişiminde terörle mücadele stratejisi baştan sona değişiyor. Siyah ile beyaz kadar birbirinden farklı olan bu yöntem değişiklikleri, Türkiye’ye çok büyük zarar veriyor.

OHAL kapsamında terörle mücadele açısından yıllardır yapılmayanlar yapılmaya başlandı. Örneğin PKK’nın gazeteleri, dergileri, yayın organları kapatıldı, belediyelerine kayyum atandı, örgütün siyasi uzantılarının üzerine gidilmeye başlandı. Keşke bu çalışmalar, yıllar önce de yapılsa, bu gazeteler kurulmadan, yaşatılmadan gerekli hamleler sağlansaydı.

“Örgüte üye olmamakla birlikte, örgüt adına suç işleme” tanımı son zamanlarda çok popüler… Ancak bu tanımın içinin doğru doldurulması çok önemli. Masum, kin güdülen, farklı siyasi görüşte olduğundan dolayı kimse bu tanımın içerisine alınmamalı. Gayri milli unsurların tespit edilmesi ve bu tanım kapsamında, sağlam deliller eşliğinde operasyonların gerçekleştirilmesi şart.

Öte yandan PKK’ya yapılan operasyonların, bir öç almadan ziyade, samimi milli bir bakış açısıyla gerçekleştirilmesi gerekiyor. Yoksa bu operasyonlarla siyasi baskı ortamı genişletilirse yeni sorunlar doğacaktır.

Daha net ifade etmek gerekirse; Kürt ırkçılığı sorununa anti tez olarak Arap ırkçılığı dayatması getirilmemelidir!

Güvenlik soruşturması şartı

Son KHK’larla ilgili birçok kamu kuruluşuna alımlara “güvenlik soruşturması” şartı getirildi. Bu şu anlama geliyor, PKK ile bağlantılı, örgüt adına suç işlemiş, suça karışmış, propagandasını yapmış kişiler, artık devlet kadrolarına yerleşemeyecekler (temenni o yönde).

PKK terörü çıktığından beri, kamuya alımlarda böyle bir güvenlik soruşturması uygulaması yapılmamıştı.

Bu çok önemli ve geç kalınmış bir uygulamadır. Ancak terörden hüküm giymiş, ceza almış kişilerin kamuya yerleştirilmesi konusunda geçmişe dönük uygulama da yapılmalıdır. Örneğin örgütten ceza almış kişilerin memuriyetlerine acilen son verilmelidir.

Üniversitelere girişte de aynı şart getirilmelidir. Her öğrenci affında PKK’lıları yeniden kampüslere doldurmak garabetinin sonuçlarını görüyoruz. PKK’lıların girmediği, girip de karıştırmadığı kampüs neredeyse kalmadı… Nevruzlarda ellerindeki paçavralarla, Öcalan posterleriyle dolaşanların akademisyen olmasını hangi hukuk devleti ya da hangi özgürlükler çerçevesinde açıklayabiliriz.

Okula sadece terör estirmek için gelip, 8-9 yıl kampüste işlemedikleri suç kalmayanlara, hangi öğrencilik tanımında yer verebiliriz?

29 Ekim’in DTCF’li bombacıları!

28 Ekim’de gelen istihbarat sonucunda 35 ayrı adrese operasyon düzenlendi. 29 Ekim’de bombalı saldırı yapma potansiyeli olan PKK ve IŞİD’liler gözaltına alındı. Ankara’daki operasyonda ise tam 6 DTCF’li öğrencinin 29 Ekim’i kana bulamak için çalışma yaptıkları üzerinde duruluyor.

Bu gibi olaylar daha önce de sıklıkla yaşandı. Örgüt, özellikle deşifre olmamış, kolay kullanılabilir üniversite öğrencileri üzerinde çok fazla mesai harcıyor.

Üniversitelerdeki terör yapılarına ilişkin neredeyse hiçbir çalışma yapılmıyor. Akademi, öğrenci, memur, özel güvenlik unsurlarıyla ciddi bir ağları bulunuyor.

Kampüsleri örümcek ağı misali saran, kimi yerde gizliden, kimi yerde açıktan çalışan terör örgütlerine karşı toplumsal bilinçlenme giderek artıyor. İşte bu kamuoyu baskısı sayesinde bazı şeylerin artık değişme vakti.

Öte yandan,

Hacettepe’de öğrencilerin başına satırla vurup, öldürmek isteyenler hâlâ ortalıkta dolaşıyor,

Ege Üniversitesi’nde Fırat Çakıroğlu’nun kampüse girişini PKK’lılara haber veren özel güvenlikçiler “tanık” olarak dinleniyor,

Dumlupınar Üniversitesi’nde Hasan Şimşek’i kalbinden bıçaklayanlar “adi suçtan” hüküm giyiyor,

İstanbul Üniversitesi’nde “Üniversitelerde teröre son afişi” asan öğrencilere saldıranlar, Nevruz adı altında PKK türküleriyle kampüste halay çekenler hâlâ okuldalar,

Mimar Sinan’da okulun ortasına PKK standı kurup, günlerce propaganda yapanlar hâlâ öğrenciler!

Daha yüzlerce sorunlu ve cezasız kalan, göz ardı edilen olay…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz