Son Dakika
22 Eylül 2017 Cuma

05 Temmuz 2016 Salı, 18:01
Batuhan ÇOLAK
Batuhan ÇOLAK batuhancolak@gmail.com Tüm Yazılar

Bedevice Devlet Yönetmek!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık verileceğini açıkladı. Başbakan Yıldırım da, “Suça karışmamış olanları vatandaşımız yapacağız” diyerek bu konuda kararlı olduklarının mesajını verdi.

Türkiye’de, gayriresmi olarak 5 milyona yakın; farklı dilleri, kültürleri ve yaşam tarzları olan Suriyeli var. İlk geldiklerinde “Bir süre sonra geri dönecekler, insanlık görevimiz” denildi. Sonrasında sayıları giderek artınca işler değişmeye başladı. Erdoğan, 2015 yılında “Vakti gelince ülkelerine dönecekler” açıklamasını yaptı.

Erdoğan, 2016 yılının başında ise çok daha sert mesajlar vermeye başladı: “Bu göç akımının en büyük sebebi Rusya ve Esed’in sivil halkı hedef alan saldırılarıdır. Buna rağmen BM’nin tedbir almak yerine ülkemize çağrıda bulunması samimiyetsizliktir. Demiş ki ‘kapınızı açın onları alın’. Peki, ey BM sen ne işe yarıyorsun? Şu ana kadar 10 milyara yakın para harcayan bu ülkeye ne kadar destek verdin? 455 milyon dolar, ayıptır ayıp. Bizim anlımızda enayi yazmıyor kusura bakmayın. Gereği neyse bunu yaparız. Herhalde otobüsler boşuna durmuyor, uçaklar boşuna durmuyor. Biz de göndeririz.

Şimdi ise bambaşka bir açıklama ve girişim var.

Vatandaş olurlarsa yeni PKK doğar!

Sayıları 5 milyona yaklaşan Arap ve Kürt’ten bahsediyoruz. Mezhep karmaşasını bir yana bırakalım, eğitim, sağlık, geçim, barınma sorunları nasıl çözülecek? Hepsinden de ötesi vatandaş olmaları durumunda seçme ve seçilme hakları olacak!

Şimdiden mahalleleri, apartmanları, dernekleri oluşmuş durumda. Birçok vatandaş Suriyelilerden dolayı taşınıyor ya da ev tutmaktan vazgeçiyor.

Her ailede en azından 5 çocuğun olduğu mültecilerin sayısı 10-15 yıl içinde 10 milyona yaklaşacak. Siyasi partileri olacak, milletvekilleri olacak, güçlü oldukları bölgeler oluşacak. Hepsinden de ötesi hiçbiri bizden olmayacak!

Aynı hamlenin çok daha küçük boyutlusu, 90’lı yılların başında Turgut Özal tarafından yapılmıştı. Saddam’dan kaçan 300 bine yakın Kürt sınırlara yığılmış ve kapılar açılarak içeri alınmışlardı. Ancak bu hamleden aylar sonra; PKK, tarihinin en büyük saldırı sürecini başlatmıştı. Yapılan haince saldırılar sonrasında binlerce şehit verilmişti. Dönemin terörle mücadele komutanları da 1990-95 arasındaki sınırdan alınanların terörü nasıl artırdığını defaatle anlattılar.

Şimdi ise çok daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız.

Suriyeli mülteci sorunu bir ekonomik problem değil, sosyolojik bir vaka haline dönüşmüştür. Vatandaşlığa kabul, Türkiye’nin üniter ve demografik yapısını sarsacaktır. Olabildiğince hasar alan millî devletin yıkılması için vurucu bir girişimdir.

AB ülkeleri mültecilerin hepsini birer birer seçerek alıyor. Doktoru, sporcusu, yazarı, edebiyatçısı, bilim insanını kabul ediyor. Türkiye ise ne kadar sorunlu ve problemli mülteci varsa, hepsine kucağını açmış durumda!

Bir ülkenin vatandaşlarına sorulmadan o devletin; demografik yapısını, siyaset eliyle değiştirmek hiçbir demokraside meşru değildir.

Tabeladan T.C.’yi kaldıranların, andımızdan rahatsız olanların, Türk’üm demeyi suç sayanların bu memleketle bir alıp veremediklerinin olduğu ortada. Ancak, bu kadar vasıfsız bir topluluğu vatandaş yaparak, ülkeyi kaosa sürüklemek kabul edilemez bir durum.

Velev ki yanılıyoruz!

İtiraz edenler olacaktır muhtemelen, “Müslüman kardeşlerimize Osmanlı da kucak açmıştı, faşistlik yapma” diye…

Velev ki siz haklısınız; o zaman havalimanından içeriye bile almadığınız Doğu Türkistanlı kardeşleriniz sizden yardım bekliyor.

Velev ki siz haklısınız; dört bir yandan kuşatılmış Türkmenler “imdat” diye bağırıp, sizden yardım bekliyor.

Erdoğan soruyor ya, “bizim alnımızda enayi mi yazıyor” diye. Biz de soralım; “sahi bizim alnımızda enayi mi yazıyor”…

Bedevice hamlelerle devlet yönetmenin cezasını çocuklarımız çekmesin diye, bizlere düşen görev, bu rezalete dur demektir!

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz