Son Dakika
16 Ekim 2017 Pazartesi

Şehsuvaroğlu, Hacettepe’yi Yazı

27 Aralık 2015 Pazar, 12:45

Üstad Necip Fazıl Adına Tahsis Edilen Ödüller ve Seremoninin Ardından

LÜTFÜ ŞEHSUVAROĞLU / VAHDET

Üstad’ın hatırasına halel geldiğini düşündüm.

Acı bir burukluk tıkadı boğazımı yutkunamadım.

Gerçi iyi bir gösteriydi.

Her ne kadar hadnaşinaslıklar yaşansa da kendi aralarında bir kadirbilirlik söz konusuydu.

Benim için en güzel tablo Senail’in konuşması idi.

Hacettepe’yi terk edip yurt dışında okumaya gitmişti 12 Eylül öncesinde Senail.

Beni de davet etmişler Seremoniye.

Gitmedim.

Neden mi?

Aynı gün Hacettepe’nin basılması üzerine ölümün eşiğinden dönen çocukları düşünüyordum. Onlara yapılan saldırıyı dinledim.

Birkaç gün içinde rektör atanacakmış.

Aciz yöneticilerin vazifelerini baştan savmalarına şahit oluyoruz.

Hacettepe’de öğrenciler can korkusu yaşıyorlar. PKK’lı teröristler rektörün himayesinde cana kastediyorlar. Rektör tekrar seçilmek için gıkını çıkarmıyor. İzmir’de olan hadisenin aynısı tekrarlanmak isteniyor.

Fırat Çakıroğlu gibi gençler şehit edilirse bunun suçlusu, sorumlusu rektördür.

Ve tabii o rektörü oraya tayin eden irade…

Şimdi Senail ödülünü alıyor. Ne saadet. Gerçekten 12 Eylül’den bu yana Almanya’da kısa ve veciz konuşmasındaki gibi hayırlı bir çalışmaya adamış kendisini. Ödül töreninde yaptığı konuşma harikaydı.

Öyle ya sentez değil ama terkip medeniyetlerin gelişmesi, hatta kurulması için en önemli itici güç. Hele hele tercüme faaliyetlerinin bu minvaldeki önemi inkâr edilemez. Hilmi Ziya Ülken’in medeniyetlerin inkişafındaki tercüme faaliyetlerinin rolü üstüne harika bir kitabı var. Orada da Senail’in dem vurduğu geçişler var. Yunan medeniyetinden yararlandı İslam âlemi. Rönesans’ta İslam düşünürlerinin izleri var. Uzun bahis…

Bazıları anlamsız bakışlarla izlediler Senail’i. Sanki bu seremonide ne işi var der gibi. Niçin bu kadar uzatıyor itirazlarıyla birlikte…

Belki diğer ödül sahipleri de ödülü hak etmişlerdir kim bilir…

Fakat durduk yere sırf yaşına hürmeten sahneye çıkarılan Nuri Pakdil’in geceye acemice söylenmiş lakırdıları damgasını vurdu ne yazık ki…

Zaten Üstad da pek hazzetmezdi bazılarından…

Bunları bir gün açıklarım.

Üstadın bana anlattıklarını açıklasam bazı insanlar o törene gelmezlerdi…

Yol arkadaşları imişler…

Kaçı yol arkadaşı?

Bir bendim üstadın yol arkadaşı, bir de birkaç genç…

Hepsi ihanet ettiler ona…

Ya MHP’ye ne demeli?

Böyle bir kadirşinaslığın binde birini kendi ülküdaşına çok gören hareketten ne beklenir…

Necip Fazıl en son siyasi tercihini yaptığı MHP tarafından nasıl da anlaşılmaz, yad edilmez?

Bırakın Necip Fazıl’ı Galip Erdem’i bile anmazlar, Erol Güngör’ü, seyit Ahmet Arvasi’yi, hatta Nihal Atsız’ı bile…

Böyle bir hareket fikir hareketi olduğunu ileri sürebilir mi?

İstikbale dair bir ümid taşıyabilir mi?

Canım sıkkın…

Eğlenceye alet oldu Üstadın ismi… hatırası…

Şimdi seccademe dönmeli en iyisi:

Diyor ya, “beni kimsecikler okşamaz madem/Öp beni alnımdan sen öp seccadem…”

Geceye dair ilerde elbette anlatacaklarım var.

Fakat en iyisi e-postama gelen bir yazıyı paylaşmak.

Yahya Düzenli benim kırk küsur yıllık arkadaşım. Gerçek bir Büyük Doğucu…

Üstadı en iyi tanıyanlardan…

Onun haklı serzenişine kulak verelim, gönlümüzü açalım:

“Necip Fazıl Ödülleri” istismarı!

-Bir itibarsızlaştırma operasyonu-

Tuhaf bir ülkede yaşıyoruz;  daha doğrusu insanların, her yeni vukuatıyla sınır tanımaksızın bütün kıymetleri dejenere etmekte mahir olduğu bir zavallılar ülkesinde… Gün geçmiyor ki, iltihaplı idrakler  idrak ehli nasbedilmiş olmasın, irtifaı düşük bir fikir ve sanat ikliminde arz-ı endam etmesinler!

Üstad Necip Fazıl’ı sağlığında, ne yazık ki, bir türlü “kabullenemeyen” ve reddetmeyi ise âli menfaatleri bakımından “faydalı” bulmayan çeşitli zümreler, bilinçaltlarındaki ifrazatları Üstad âlem-i bekâ’ya intikal ettikten sonra değişik vesilelerle kusmuşlardı.”

Yahya da biliyor üstadın sağlığında bazılarının ona neler ettiklerini elbette.

Bir pazarlamacı bir reklamcı kapkaççılığıyla bu sözüm ona ödül merasimiylehatırasının hakarete uğradığını düşünüyor Düzenli.

“Üstad’ın hâtırasına hakaret ancak böyle olabilir!

Star Gazetesi’nin, Üstad’ın fikir ve sanat karakterine bağlı dost ve takipçilerinden hiç kimseyle istişarede bulunmaksızın, üstelik aileyi ve Büyük Doğu Yayınlarını dışarıda tutarak, alelacele işe girişmesi, yangından mal kaçırır gibi tuhaf ve açıkgözce yapılmış bir başlangıç…”

Yahya Düzenli ,üstad ile ünsiyeti ve fikir beraberliği, estetik kaygı birliği olmayanlara dokunduruyor.

Hem geçen yıl hem de bu yıl ödüle layık görülen Rasim Özdenören’in Necip Fazıl’ın siyasi fikirlerini beğenmediğini açıkladığını ifade eden Düzenli, Nuri Pakdil’in de tutarsız yaklaşımlarını irdeliyor.

En güzeli de bizzat Necip Fazıl’ın sözlerinden yola çıkarak yaptığı şu son değerlendirmeler:

“Fikir, sanat ve edebiyat dünyamızın sefaleti şuradan belli ki; sun’i biçimde ihdas ve icad edilen “ödül müessesesi” giderek kiliseleşiyor. İstediklerini aforoz ediyor, istediklerine de endülijans dağıtıyor. Suyun “bu yakası” da eserleri ve kalitesiyle değil, bu “ödül ritüel”liyle varoloşunu anlamlandırmaya başladı (!)

Seremoni şenlikçilerine şöyle hatırlatmalarda bulunuyor Düzenli: “Üstad’ın fikir ve sanat adamının takdir beklemediğine ve onun “daimi bir isyan halinde ve ideal hayatı arama cehdinde” olduğuna vurgu yapan şu ifadelerini hatırlatalım:

“Bir Fransız edibi, bu ince hikmeti şöyle ifadelendiriyor.

– «Üç şey gerçek sanatkârı şerefsiz kılar: Fransız Akademisine âzâ kabul edilmek, (Lejyon d’onör) nişanıyla lûtuflandırmak, zamanenin münekkidi tarafından övülmek…”

Üstad’ın vasiyetine, fikrine, hatırasına saygı diye bir edep ölçüsü tanımayanlar niçin böyle bir ÖDÜL İCAD VE İHDAS ETME şehvetine kapı aralamıştır?

1. Şair, fikir adamı ve sanatçı NASBETME, yandaşlarına kıymet, şöhret ve meşruiyet kazandırmak için Necip Fazıl ismini kullanma.

2. Yunus Nadi, Abdi İpekçi, Nazım Hikmet veya Simavi Ödülleri gibi şuuraltında “sola benzeme kompleksi”yle meşhur isimleri kullanma ukdesi.

3. İktidara şirin görünme. Çünkü ödül töreninde muhtemeldir ki Erdoğan da bulunacak ve önünde tazime duracaklar. Erdoğan’la göz teması onlarda sihir etkisi yapacaktır.

4. En önemlisi de Üstad’ın ismini itibarsızlaştırma, ayağa düşürme.

Yahya Düzenli’nin bütün samimiyetiyle yaptığı ikaz aslında Üstad Necip Fazıl Kısakürek isminin itibarsızlaştırılması tehlikesi…

İdeoloçya Örgüsü’nden şu alıntıyla dersine son veriyor Yahya Düzenli:

“İslâm, 500 yıl kılıcını elinde tutan Türkiye’de bozuldu ve her yerde altüst oldu. Bu, ancak Türkiye’de düzelirse her yerde sağlığa kavuşabileceğine ait ilahi bir ihtar… İslâm’ı yenileyecek olan nesil, bu ruh ve madde felaketleri Türkiye’sinde son ve som, hepçi ve bütüncü tepki halinde zuhur etmekle mükellef… Bunca zevalin ardından ancak kemal çığırı açılabilir…”

Bu tarihî ihtarı yapan ve mes’uliyet idrakini telkin eden Üstad’ın davasına yapılacak en büyük saygısızlık “yerli görünümlü” ödül koyucular ve jüriden geliyor!

Üstad’ın “En ulvi tecrit ve manalandırmalara çok defa en süfli teşhis ve maksatlandırmalar musallat olur..” hikmetinin yeri de tam burası.

Yazıklar olsun Üstad’ın hatırasına bu denli saygısızlık yapanlara!

*   *   *

Yazımızı Üstad’ın mısralarıyla bitirelim:

“Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama!

Çatla Sodom Gomore, patla Bizans ve Roma!”

Necip Fazıl adına sadece bu girişimi değil, diğer haksız değerlendirmeleri de masaya yatıracağız kısmetse…

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz