Son Dakika
27 Haziran 2017 Salı

Şehrimizin Sultanları

21 Aralık 2015 Pazartesi, 03:18

DURSUN GÜRLEK / VAHDET

Arkadaşlığından, dostluğundan emin olduğum ve kendisine büyük bir muhabbet beslediğim merhum İsmet Elbaşı hem tam bir İstanbul efendisi hem de iyi bir nüktedandı. Aramızda geçen nükteli konuşmaları bir araya getirmiş olsaydık, kocaman bir kitap olurdu. Bazen soyadında küçük bir değişiklik yapıp “İsmet Elbaşı” yerine “İsmet Elebaşı” derdim. Hiç kızmaz, bilakis o da “Dursun Bey, bu memlekette bir baş ol da, istersen soğan başı ol” diye nükteli cevap verirdi. Bir gün, gemiyle Üsküdar’a giderken bazı köşe yazarları hakkında fikir beyanında bulunuyordum. Derken İsmet bey sözümü kesip (Estağfirullah, efendi adam olduğu için söz kesmez baş kesip sonuna kadar dinlerdi) dedi ki: Dursun Bey, ben Türkiye’de tek yazar tanıyorum, o da Gönül Yazar’dır.

İsterseniz bu girizgahı niçin yaptığımı hemen anlatayım. Ben de diyorum ki, bu memlekette bir tek sultan vardır, o da Türkan Şoray’dır. Bu hanımefendi ne zaman gündeme gelse; gazeteler, televizyonlar kendisinden “sultan” diye söz eder. Bir kaç gün önce yine “sultan”lı haberlerle, “sultan”lı resimlerle okuyucunun huzuruna çıktı. Star gazetesi yeni albümüyle ilgili haberi hem de ikinci sayfasından “Sultan Şarkıları” başlığıyla verdi. Sabah gazetesi de hanımefendinin Azerbaycan gezisini – keza – ikinci sayfasında, okuyucularına “Bakü’de ‘Sultan’ izdihamı” diye duyurdu. Sultan kelimesini de tırnak içine alarak bu unvanına vurgu yapmış oldu. Sözün burasında hemen belirtmek isterim ki bendeniz Türkan Şoray’ın sultanlığından herhangi bir rahatsızlık duymuyor, bilakis –aşağıda da göreceğiniz gibi – şehrimizin tarihi ve manevi sultanlarını bana hatırlattığı için kendisine teşekkür ediyorum.

İsterseniz önce hanım sultanlardan başlayalım. Bilindiği gibi, hanım sultanlar deyince aklınıza hemen Osmanlı padişahlarının eşleri ve kızları geliyor. Bu kadınların bir çoğu, kocaları veya babaları gibi hayırsever kimselerdi. Başta İstanbul olmak üzere tarihi şehirlerimizin bir çoğunu onların yaptırdığı camiler, çeşmeler, mektepler, medreseler süslüyor. Özellikle Üsküdar’ımız hanım sultanlar şehri olarak biliniyor. Tarihi Üsküdar camileri, Mihrimah Sultan, Nurbanu Sultan, Gülnuş Emetullah Sultan, Mahpeyker Kösem Sultan gibi Osmanlı hanım sultanlarının damgasını taşıyor. Sadece Üsküdar’da değil, İstanbul’un her tarafında banisi kadın olan böyle tarihi eserlere rastlıyoruz. Mesela İstanbul’un göbeğini büyütülmüş bir pırlanta taşı gibi süsleyen Yeni Cami’nin baniyesi de Hatice Turhan Sultan’dır.

Osmanlı padişahlarının bir unvanı da  – bilindiği gibi – sultandır. Fatih’ten itibaren hemen hemen bütün hükümdarların bu unvanı taşıdıklarını biliyoruz. Buna göre Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un hem fatihidir hem de gerçek anlamda sultanıdır. Oğlu II. Bayezid, otuz altı Osmanlı padişahı içinde “Veli” lakabıyla mülakkab yegane hükümdardır. Onun oğlu Yavuz Sultan Selim, akl-ı selim, kalb-i selim, zevk-i selim sahibi bir “Padişah-ı Zişan”dır. Onun oğlu Kanuni Sultan Süleyman, muazzam imparatorluğun muhteşem Sultanıdır. Daha sonraki padişahların da  – keza – sultan unvanıyla anıldıklarını biliyoruz.

Söylemezsem eksik kalır, her Osmanlı padişahının arkasında mutlaka bir de gönül sultanı vardı. Şeyh Edebali, Osman Gazi’nin manevi rehberi olduğu gibi Yıldırım Bayezid de Emir Sultan’ın sözlerini “emir” telakki ediyordu. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiği için değil, Akşemseddin’le beraber olduğu için en büyük mutluluğu duyuyordu. Karşısında arslanların bile titrediği Yavuz Sultan Selim Zenbilli Ali Efendi’nin, İbn-i Kemal’in yanına gelince ne yavuzluğu kalıyordu ne de “gazab-ı şahane”si nüks ediyordu. Ebussuud Efendi, Kanuni Sultan Süleyman’ın halde haldaşı, yolda yoldaşı, sinde sindaşı, ahiret karındaşı idi. Sultan Ahmet Camii’nin banisi Sultan 1. Ahmet, Aziz Mahmut Hüdai hazretlerine bende olduğu için hem aziz oldu hem kendine “Hüdai” bir yol çizdi. Sütunum müsait olsaydı bu listeyi daha da uzatabilirdim.

Sultan kelimesinin kapsam alanı o kadar geniş ki, padişahların, hanım sultanların dışında diğer birçok zevatı da, mesela tarihçileri, edebiyatçıları, şairleri de içine alıyor. Hangi birisini sayayım. Son sultan-ı şuaramız, biliyorsunuz Necip Fazıl’dı. Kendisine bu unvanın verildiği tarihi toplantıyı, olanca renkli çizgileriyle bugün de hatırlıyorum.

Gönüller sultanı, şairler sultanı derken – bakınız- söz nereye geldi. Eyüp Sultan’a geldi efendim. Evet şehrimizin, İstanbul’umuzun gerçek sultanı, Eyüp Sultan hazretleridir. Çünkü Efendimizi Medine’deki kutlu evinde aylarca misafir etme şerefine nail olan bu mübarek zat, yine Efendimizin fethi müjdeleyen hadis-i şerifinden yola çıkarak, Konstantaniyye surlarının dibinde şehit düştü. “Konstantıniyye” Fatih sayesinde “İstanbul” olunca Mihmandar-ı Resulullah” da şehrimizin sultanı kabul edildi.

Demek ki sultanlar şehri İstanbul’un en büyük sultanı, Eyüp Sultan’dır.

Rahmetullahi Aleyh!..

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz