Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi

Sağ-Sol Yok, Rant Var!

10 Aralık 2015 Perşembe, 20:16

ŞEHİR ÖLÜRKEN KENTE SERENAT DÜZMEK

Lütfü Şehsuvaroğlu / Vahdet

Hürriyet gazetesinin bir ekini gördüm.

Bir ismi yoktu bu gazete ekinin ama çok iddialı, çok havalı idi. Memlekete çok büyük hizmet yaptığını zannedenlerin gururlu resimleriyle süslenmiş ve kocaman kocaman gökdelenlerin marifet gibi sıralandığı bir ekti bu…

Gelişen Bölgeler zirvesi Ankara manşetteydi.

Yani ki:

Sign of the City Awards diye ne kadar uluslararası olduklarını da işaret eden İngilizce başlıklar atmışlardı.

Şehri mahfedenler marifetleriyle öğünüyorlardı.

AVM’lerin ne kadar büyük ihtiyaç olduğunu, mevcut dikey yapılanmanın ne kadar yetersiz olduğu, daha fazla arsa üretmek gerektiği, büyümenin de bundan başka bir şey olmadığı vurgulanıyordu.

Birinci sayfanın bir başka sloganı da: “Gayrimenkulün Yeni Yıldızı Ankara”.

Spot da şöyle:

“Hürriyet’in gayrimenkul sektörünü teşvik ve sektör sorunlarının çözümüne destek sağlamak amacıyla gerçekleştirdiği ‘Gelişen Bölgeler Zirvesi’nin yenisi Ankara’da gerçekleşti.”

Zayıf Türkçesine takılmayalım dedik ve sayfaları çevirdik.

Belki Kentsel Dönüşüm Talanları, Yalanları üzerine bir şey bulabiliriz umuduyla…

Hani muhalefet yapabildiğini düşünüyor ya bu gazete; ola ki içinde yeşili korumak, Ankara’nın tarihi dokusunu korumak, büyümenin ve gelişmenin dikey büyüme, avm, towers, plaza gibi şeylerden ibaret olmadığı üzerine yerinde tespitler vardık diye düşündük.

Ne gezer?..

Meğerse bunlar mevcut iktidarın şehirleri rantiye torbasına döndürmesini yeterli görmüyorlarmış.

Daha fazla gayrimenkul, daha fazla dikey büyüme, daha fazla AVM, daha fazla towers, daha fazla plaza, daha fazla beton yığınları istiyorlarmış.

İnşaat sektörü Türkiye’nin yegâne büyüme alanı kabul edildiğinden beridir, “benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” ezberinden başka bir şey görmüyoruz maalesef…

Tarihe sahip çıktığını, hani Osmanlı’nın torunları olduklarını sananlar atalarının gözde miraslarını bile pervasızca yok etmeyi, süpürmeyi, kişiliksizleştirmeyi, her taraftan iğreti duran irileşmeyi usul haline getirdiler.

O güzelim emanet şehirler birer kentsel dönüşüm talanı haline geldiler.

İstanbul’un ırzına geçtiler. Namusunu lekelediler. Firavunların piramitleri bunların yaptıkları o korkunç binaların yanında ne kadar masum kaldı.

Tarihi doku kirletildi. Şehrin silueti bozuldu. Nefes alamaz hale soktular mahalleleri…

Her tarafta rantiye, her tarafta inşaat, her tarafta beton yığınlar…

İstanbul’da yapılan acımasızlık, pervasızlık, hadnaşinaslık Ankara’da daha terbiyesizce yapıldı.

Geçenlerde İzmir’e gittim. Orada da…

Bu işin sağı solu da kalmamış…

Bütün belediyeler elbirliğiyle rantiyeye omuz vermişler.

Bütün belediyeler o korkunç tarih ve kimlik yağmasına kaşık kaşık, kepçe kepçe. tabak tabak, tencere tencere koşmuşlar…

Her biri yağmadan nasibini almış…

Bravo yani, bu mudur sizin şehircilik ve çevre anlayışınız?.

Bu mudur yani sizin kentsel dönüşüm planlarınız?…

Solcu Çankaya Belediyesi de, solcu Yenimahalle Belediyesi de aynı ideolojik donanımda!..

Aynı büyüme hedeflerini kabul etmişler…

Hele hele Yenimahalle’de bir beton yığını var, ödül almış…

Hayret, nesine ödül vermişler acep?

Tarım arazisinin nasıl talan edilebileceğine ve en çirkin beton yığınının taban suyu yüksek böyle bir havzaya nasıl kondurulabileceğinin cüretine mi?…

Beyler ve uzmanlar toplanmışlar yabancı sermayenin şikayetlerini de sıralamışlar.

İmar planlarından duydukları rahatsızları dile getirmişler…

Dikey yapılanmaya karşı çıkılmaması gerektiğini ifade etmişler.

Hele bir tanesi var üstelik CHP milletvekili, AVM’lerden şikayet edenlerin AVM’lerden çıkmadıklarını, AVM’lerin Allah’ın emri olduğu vecizeni yumurtlamış…

Bu günah hepimize yeter

Evet bu birlikte işlediğimiz günah bütün soyumuzu kurutmaya yeter de artar bile…

Bize emanet edilen şehri öldürdük.

Şehrin katilleriyiz biz.

Gözümüzün önünde cinayet işlendi ve biz, hepimiz buna seyirci kaldık.

Katillerle işbirlmiği yaptık.

Şehir ne demek?

Şehir insan demek, şehir tarih demek, şehir Medine demek, şehir İslam demek, şehir Hak demek, Hukuk demek, şehir Allah’ın içimizdeki hareketi demek, vicdan demek…

Biz şehri öldürürken aslında içimizdeki Allah’ı öldürdük.

Bütün iman tahtalarımız çatırdadı, kırıldı, parça parça oldu.

Katil artık cinayet aletiyle övünebilir.

Artık karşısında rüku edeceği hiçbir kutsalı kalmadı…

Mabetler mahzun, çekingen, yanıyor…

Sadece Diyarbakır’daki o mübarek caminin yakılışına ağlayamayız.

Bütün bütün öldürülen şehrimize ağlamalıyız.

Çünkü bu şehirde cami fikri yok edildi.

Üstad şehrimize “cami mihverli medeniyet” derdi.

Cami mihverli medeniyet ne demek? Cami asıl ve merkezde, her şey etrafında anlamlı bir dönüş trafiğinde…

Medreseler, külliyeler, eğitim kurumları, çarşı Pazar sonra arka arkaya uzanan daireler, halkalar…

Çarşı pazardan sonra mahalleler…

Merhabası olan sokaklar…

Komşu hakları… Kapısı açık bırakılan yan kapılar… Güvenlik ve huzur iklimi…

Merhabası olan sokaklar, cumbalı evler, bakkal amcalar, veresiye defterleri, tuz hakkı ekmek hakkı…

Bütün bunlar yok olursa şehir yok olur.

İslam yok olur…

Allah ölür… Onu öldürmeye ne hakkın var?

İslam şehre indi. Yani Medine’ye… Mekke’ye…

Şehir olmazsa geriye ne kalır ki?

Kupkuru bir hiç…

Katliamı yapmışlar… Üstüne çıkıp bir de seviniyorlar…

Bir Allah’ın kulu çıkıp da “durdurun bu cinayeti, bu gün ortasında işlenen…” demiyor.

Daha ortaokul sıralarında yazmıştım.

Nurettin Topçu’nun Hareket mecmuasında da yayınlanmıştı…

Üstelik o zamanki çevre ve şehir talanı bugünküler kadar değildi.

“Artık yeter ey koca kent

Ey karman çorman binalar

Ey beynime dikili taşlar

Sokaklar, vitrinler ve lambalar

Neden her cinayetin

Her sonu gelmez intiharın

Sebebinde siz varsınız

Ve neden açlığın, susuzluğun ve terin sebebi hep siz…

Ve akan bunca kanın…

Durdurun bu cinayeti artık

Bu gün ortasında işlenen…”

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz