Son Dakika
17 Aralık 2017 Pazar

Kahır ve Dâvâ Perspektifinde Sürdürülebilir Adamlık

07 Aralık 2015 Pazartesi, 19:17

LÜTFÜ ŞEHSUVAROĞLU / VAHDET

“Hep kahır.. hep kahır.. hep kahır..” diyor ya şarkı, işte onun gibi bir şey..

Dava yolunda ömür tüketenler fikirlerini hep kahırla yâd ediyorlar.

Ya da fikriyat denince akla hep kahır geliyor.

Büyük davalar için ömür tüketmek, hatta mümkünse şehadet şerbetini içmek öyle her kula nasip olmaz elbette.

Fakat dava adamından ne dolaplar döndüğünü görüp de o davada sadakat gösterenlerin hali pür melali gerçekten büyük vicdan sarsıntısına sebep olması gereken bir durumdur.

Bir vatan toprağı için canını seve seve kara toprağa verenler, bu vatan toprağının kaç mültezimin elinde üç beş kuruşa heder edildiğini düşünmezler…

Fedakârlık kavramı onların lügatinde vazgeçilmez ve devredilmez on iki burçtan biridir.

Samimiyet, mesuliyet, sadakat, merhamet, fedakârlık, vefâkârlık, cesaret, kanaatkârlık, bilgelik-sabır-tevekkül, hikmet, hürmet ve aşk gibi hasletlerden biridir fedakârlık…

On iki burcunu bunlarla örer.

Böyle bir kalenin ele geçirilmesi mümkün müdür?

Fedakârlık, eşeği adam eder.

Yanlış da olsa bir davada fedakârlık etmeye devam ederseniz uğruna fedakârlık ettiğiniz kişi eşek olsa adam olur.

Mel Gibson’ın oynadığı Cesur Yürek filminde William Wollase İskoçya için bir dava inşa etti ve bu davasında sabit kadem oldu.

Sabit kadem olmak demek, batılıların ‘sustainable’ dedikleri sürdürülebilir olmaktan daha ısrarlı bir sürdürülebilirlik performansıdır aslında…

“Evvel Allah, ahir Allah

Dönemem estağfirullah

İmanım amentübillah”

Diyor ya Davut Sularî türküsünde…

Onun gibi bir şey…

Dönmek yok. Sabit kadem olmak var.

İmanım amentübillah olmanın sürdürülebilir fazileti ve ihtişamı…

En büyük zafer…

Yoksa sürdürülebilir iman sürekli Allah’ı kendine hizmetçi sanmaktan ibaret değildir.

“Hüda’yı kendine kul etti, kendi oldu Hüda” diyor ya Akif…

Biz de dedik ki:

Ey hakkı söylerken dili seyrân yüzü giryân

Ey Hakkı hizmetkârı sayan kendine hayrân

Elbette dava bu değildir. Dava Hakkı hizmetkârı saymak bahtsızlığı değildir.

Sürdürülebilir statü hiç değil…

Dâvâdan eser kalmadığı halde koltuklarını ısrarla terk etmeme iradesi hiç değildir.

İşte İskoçya halk kahramanı dâvâsı uğruna İskoçya’ya kral olarak düşündüğü adamın ihanetine rağmen fedakârlığa devam etmenin üstün vasfına sahip olarak direndi.

Fedakârlık etmeye devam etti.

Böylece de İngiliz köpeğini adam etme stratejisini uyguladı.

Kazandı da…

İskoçya’ya kral diye düşündüğü ve uğruna nice fedakârlıklara katlandığı adam, politikacı çirkin babasının taktikleriyle İngiliz köpeği olmayı kendine maalesef yakıştırmıştı…

Fakat uğruna nice zorluklara katlanan, fedakârlıklar yapan kişi, dövüştüğü adamın maskesini yüzünden indirince ne görsün?..

İskoçya’ya kral olarak düşündüğü adam İngiliz’in uşağı…

İngiliz kralına hizmeti fazilet sanan mankurt…

Babası şatoları ve tarlaları ancak böyle muhafaza edebileceğini ona fısıldadı çünkü…

O da politik düşüncenin statü yaratıcılığı üstüne ahmakça ahkâmlara kapıldı…

Fakat sonunda sürdürülmeye devam olunan fedakârlık onu bile adam etti…

Sonunda yaptığının ne kadar ahmakça olduğunu anladı köpek…

Vatan müdafaasının hiç de öyle şatolarla, tarlalarla, statülerle, İngiliz’in vereceği unvanlarla kıyas bile edilemeyeceğini geç de olsa anladı…

Fedakârlıkta ısrar, köpeği adam etti.. Eşeği de eder, domuzu da…

Kahırla fikirlerini yâd edenler bu şiirde kendilerini bulabilirler.

Fakat fazilet, sürdürülebilir bir fedakârlık ısrarı olsa gerek.

Fedakârlıkta ısrar, sonunda nice davadan geçinenleri de davada şehadet şerbeti içmenin fazileti üstüne küçük de olsa bir kanaate eriştirir.

İşte o küçücük kanaat sonunda dev bir fikri yâd olup çıkar.

Fikriyat da böyle inşa edilir…

Yeniden…

Biteviye…

 

——————————————

Kahırla Fikriyat

 

Ey nefsinin ummân gibi matlûbuna meftûn

Ey körpe cesetten dirilen ruh gibi efsûn

 

Ey mazlumun âhında bî-pervâ dolaşanlar

Hırsın ve zulmün rengine –efsûs- bulaşanlar

 

Ey hakkı söylerken dili seyrân yüzü giryân

Ey Hakkı hizmetkârı sayan kendine hayrân

 

Ey toprağın meyyîd kokusundan bunalan kan

Ey ufkunun mor hattına eyvâhla akan tan

 

Ey çizginin altında nidâ vermeyen esrâr

Ey çizginin üstünde sağırdan sağır efkâr

 

Gelmez yarar, heyhât; ölüsünden dirisinden

Beyhûde bekler bekleyen âsar esininden

 

Ey Şehsuvâr! bilmez misin kahrettiğin sensin

Sensin! Senin fikrin, senin mâzin, senin rengin

 

Yâhû neden susmaz, neden uzlette kalmazsın

Nîçin çekilmez böyle hicrânınla yanarsın

 

Eyvah ki yâr yok, yer de yok; gölgenle git şimdi

Gölgenle git, vehminle git artık diyen kimdi

 

Ey ses! derûnumdan gelen ey ses! bozuk saat!

Birden çalan çanlar, susan vicdan, biten tâkat!

 

Lütfî, şikâyet etme matlûbuyla memnûndan

Devrân döner vuslat çalar mâşuk-u Zünnûndan

 

Artık niyaz vaktinde dem makâmıdır yâ Hû!

Artık vedâ zamanı hayret ânıdır yâ Hû!

 

 

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz